İhsan Cibelik’in tutuksuz yargılanma talebi reddedildi!
Halkın Hukuk Bürosu Enternasyonal Büro, kanser hastası İhsan Cibelik’in tutuksuz yargılanma talebinin Düsseldorf Yüksek Bölge Mahkemesi ( OLG ) 7. Senatosu tarafından reddedildiğine ilişkin yazlı bir açıklama yaptı.
”Düsseldorf Yüksek Bölge Mahkemesi ( OLG ) 7. Senatosu Kanser Hastası müvekkilimiz İhsan Cibelik’in tutuksuz yargılanma talebinin siyasi bir kararla reddetti’‘ başlıklı açıklamada, ” Mahkmem müvekkilimiz İhsan Cibelik’i ve İhsan Cibelik’in sağlık ve tedavi hakkı için, yaşam hakkı için açlık grevinın 270’li günlerindeki müvekkilimiz Eda Deniz Haydaroğlu’nu katletmek istiyor. Buna izin vermeyeceğiz” denildi.
Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:
”Almanya’daCezaKanunu ST§GB 129/b maddesinegöre „yabancıbirörgüteüyeolmak” suçlamasıyla birbuçuk yıldan uzunsüredir tutuklu olarak yargılanan ve kendisine prostatkanseri teşhisi konulan müvekkilimiz, GrupYorumüyesi„devrimcimüzisyen“ İhsan Cibelik’intahliyesiiçinyapılanbaşvuru Düsseldorf YüksekBölgeMahkemesi 7. Senatosutarafından 12 Aralık tarihli siyasi bir kararla reddedilmiştir.
Müvekkilimiztutuklanmasındanöncekanserşüphesiyledoktorgözetimialtındayken 18 Mayıs 2022’de tutuklanmış, hapishanekoşullarındateşhisvetedaviyeyönelikişlemlerbilinçliolarakgeciktirilmiş, kanserteşhisiiçingereklivezorunluolanbiopsiişlemiancak 15 aysonrayapılmışvebuişlemsonucundamüvekkilimizeprostatkanseriteşhisikonulmuştur.
Savunma avukatları kanser teşhisi konulmasının ardından müvekkilimizin kanser ameliyatının kendi seçtiği uzman bir klinikte ve kendi sorumluluğu altında gerçekleştirilebilmesi için -en azından geçici olarak ve mahkemenin belirleyici alternatif tedbirler uygularak- tahliye edilmesi talebinde bulunmuştur. Düsseldorf Yüksek Bölge Mahkemesi 7. Ceza Senatosu 12 Aralık 2013 tarihli kararla müvekkilimizle ilgili tahliye başvurusunu reddetmiş ve tutukluluğun devamına hükmetmiştir.
Mahkemenin bu kararı bilimsel ve hukuki ölçütlerden uzak, tamamen siyasi yorum ve değerlendirmelerle verilmiş bir karardır. Şöyle ki;
- Mahkeme müvekkilimizin tedavisi için ameliyatın zorunlu olmadığını, tercihi bir tedavi olduğunu, ameliyatın ve ameliyat sonrası tedavinin hapishane koşullarında da sorunsuz yapılabileceğini iddia etmektedir. Ancak bu değerlendirme müvekkilimize kanser teşhisi için gerekli ve zorunlu biopsi işlemini dahi 15 ay geciktirerek yapan hapishane doktorunun görüşüne dayanmaktadır. Dolayısıyla mahkemenin bu değerlendirmesinin gerçekdışı, hayal ürünü olduğu açıktır.
- “Kanser ameliyatının tutukluluk koşullarında da gerçekleştirilebileceği ve ameliyat sonrası bakımın yine hapishane idaresi tarafından hassasiyetle sağlanabileceği, üç aylık kontrollerle durumunun gözlemlenmesininyeterli olacağı” gibi değerlendirmelerin de bilimsel/tıbbi gerekliliklere aykırı olduğuolduğu açıktır. Bilimsel/tıbbi gerçekler, kanser hücrelerinin her an yayılma ve diğer organlara sıçrama (metastaz) potansiyeli taşıdığı ve sürekli bir gözlem ve tedavi süreci gerektirdiğini ortaya koymaktadır. Bu bilimse/tıbbi gerçek karşısında müvekkilimizin tutukluk halinin devamı -bilimsel gerekliliklere uygun şekilde ve uygun koşullarda- tedavi olanağını ortadan kaldıracak ve müvekkilimizin yaşam hakkını tehdit eden bir risk söz konusu olmaya devam edecektir.
- Mahkeme, tutukluluk halinin devamı yönündeki kararını -“hastalığı, artık kaçma riski taşımadığı anlamına gelmemektedir” diyerek- müvekkilimizin tahliye edilmesi halinde tedavisine devam etmeyip kaçabileceği şeklinde hayal ürünü bir gerekçeye dayandırmış, müvekkilimizin kaçma şüphesine dair hiçbir somut olguya değinmemiştir.
- Tutuksuz yargılamanın kural, tutuklamanın istisnai olarak ve zorunlu hallerde başvurulması gereken bir tedbir olması ve kanser gibi ölümcül bir hastalığın söz konusu olması sebebiyle, yaşam hakkının tutukluluktan beklenecek hukuki menfaate üstün tutulması uluslararası insancıl hukukun gereğidir. Mahkemenin tutuklu yargılama ısrarı müvekkilimizin yaşam hakkına yönelik ağır bir tehdit barındırmaktadır. Çünkü müvekkilimizin sök konusu ameliyatı tutukluluğu sırasında, hapishane koşullarında olması halinde, ameliyat sonrası tedavi ve gözlem süreci -mahkemenin ifadesiyle “aktif gözetim” süreci- hapishane idaresinin inisiyatifine bırakılacak, bu da tedaviyi önemli ölçüde geciktirecektir. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi hapishane idaresi ve doktorunun müvekkilimize yönelik teşhis sürecini ve bunun için gerekli biopsi işlemini 15 ay geciktirmiş olması, mahkemenin iddiasının aksine, bu konudaki kaygılarımızın haklılığı. ortaya koymaktadır.
- Yukarıda da belirttiğimiz gibi “tutuksuz yargılamanın kural, tutuklamanın istisnai olarak ve zorunlu hallerde başvurulması gereken bir tedbir olması” ve çok yakın tarihlerde Almanya’da bir dizi silahlı-bombalı eylem hazırlığındayken ve ağır silahlar ve patlayıcı maddelerle yakalanan aşırı sağcı/neo nazi örgütlenmelere mensup kişilerin dahi serbest bırakılarak tutuksuz yargılanmaları karşısında müvekkilimizin “devrimci sanatçı” olduğu için, üstelik kanser gibi ölümcül bir hastalığı olmasına rağmen tutuksuz yargılanma talebinin reddedilmesi hukuki eşitlik ilkesine aykırı olup bu durumun hukuki nedenlerle açıklanamayacağı, siyasi nedenlere dayandığı açıktır. Üstelik mahkeme heyetinin bu değerlendirmelerinin tıbbi gerçeklere, hukuki nedenlere değil siyasi nedenle dayandığı bizim yorumumuz değil bizzat mahkemenin itirafıdır. Mahkme söz konusu kararında “sanık, kendisine yönelik güçlü şüpheyi sorgulamayan, ancak kendini tanımlaması ve ifade ettiği “devrimci” eyleme sempati göz önüne alındığında, en iyi ihtimalle ikinci dereceden doğrulamaya uygun olan bir itirafın unsurlarını içermektedir. Bugünkü ana duruşmada kendisini yine “devrimci bir sanatçı” olarak tanımladı.” diyerek müvekkilimizin “devrimci bir sanatçı” olmasını ve bunu savunmalarında ısrarlı bir şekilde vurgulamasını tutukluluğun devamı yönündeki kararına gerekçe yapmıştır.
- Mahkemeye göre müvekkilimizin “devrimci sanatçı” olması ve bunu ısrarlı bir şekilde savunması bir suçtur. Üstelik mahkeme bu değerlendirmeyi yargılama devam ederken yapmıştır. Yani mahkeme müvekkilimizin suçluluğu konusunda kanaate varmış, bu konudaki görüşünü de yargılama devam ederken açıklamıştır. Dolayısıyla artık bu mahkemeden tarafsız, objektif, adil bir yargılama yapması, hukuka uygun bir karar vermesi beklenemez.
Sonuç olarak, Düsseldorf Bölge Yüksek Mahkemesi 7. Senatosunun 12 Aralık 2023 tarihli, müvekkiliz İhsan Cibelik’in tahliye talebinin reddi ve tutukluluğun devamı yönündeki kararı açıkça hukuka aykırı bir karardır ve kanser hastası olan müvekkilimizin tutukluluğunda ısrar edilmesi yaşam hakkına yönelik ağır bir tehdittir. Mahkeme bu kararıyla hem kanser hastası müvekkilimiz İhsan Cibelik’i hem İhsan Cibelik’in sağlık ve tedavi hakkı için, yaşam hakkı için başladığı açlık grevinin 270’li günlerinde olan Eda Deniz Haydaroğlu’n katletmek istemektedir. Buna izin vermeyeceğiz. Müvekkillerimizin sağlık ve tedavi haklarını, yaşam haklarını savunmaya, bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz!”

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler