Turgay Çelik: Bu tür anıtlar sadece birer taş veya sembol değil, birer hafıza mekânıdır.
Doğu Perinçek, Berlin’deki Dersim Soykırımı Anıtı’nı “yıktıracağız” açıklamasını yaparak sadece bir yapıyı değil; bunla birlikte Alevi toplumunun tarihsel hafızasını, acılarını ve değerlerine sahip çıkmasınıda hedef almıştır.
Bu açıklamayı duyduğum anda, Alevilerin toplumsal, inançsal değerlerine, hafızaya ve hakikate karşı sorumluluk duyan biri olarak susmamaya, toplumun her kesiminden insanlar ile konuşup tartışmaya karar verdim.
Röportaj dizisinin üçüncü bölümünde, Turgay Çelik ile bu tehditlerin tarihsel bağlamı, Dersim Anıtı’nın anlamı, sembolik gücü, Alevilerin bu saldırıya karşı duruşu ve benzeri konular üzerine konuştum.
Sorduğumuz tüm sorulara yanıt veren Çelik, anıtın sembolik gücünü, Türkiye’deki inkâr siyasetini ve Avrupa’daki Alevi örgütlülüğünün önemini çarpıcı bir açıklıkla ortaya koydu.
Bu röportajı unutmaya zorlayanlara karşı hatırlamak ve hatırlatmak için yaptım. Çünkü biliyoruz: Hafızasızlaştırma bir saldırıdır, hatırlamak ise direniştir!
Doğu Perinçek’in “Dersim Soykırımı Anıtı’nı yıktıracağız” açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle, bu soykırım anıtı için yıllarca emek veren tüm arkadaşlara teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Bu tür anıtlar sadece birer taş veya sembol değil, birer hafıza mekânıdır. Geçmişle bugünü, acıyla direnişi, tarihsel gerçeklikle toplumsal belleği birbirine bağlayan yaşamsal köprülerdir. Yaşanan acıları unutturmamak ve gelecekte benzer acıların tekrarlanmaması adına bu tür anıtların varlığı son derece değerlidir. Bu vesileyle bir kez daha emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.
Bu açıklamadan anlaşılıyor ki Dersim Soykırımı Anıtı birilerini ciddi anlamda rahatsız etmiş; bir yerlerde yeniden düğmeye basılmış. Bu da gösteriyor ki doğru yoldayız.
Doğu Perinçek’e cevap vermeye değmez belki ama şunu bilmelidir: Dersim Soykırımı’nın çok katmanlı, tarihsel bir arka planı vardır ve biz o tarihi gayet iyi biliyoruz. Doğu Perinçek de bu tarihin içindedir. Saraya ve iktidara yaranmak adına atmadığı takla kalmamıştır. Daha önce de yazdım: Gücün gölgesinde kalarak varlık göstermeye çalışıyor. Ancak bu beyhude bir çabadır; artık bir karşılığı ve inandırıcılığı yoktur.
Perinçek, geçmişte nasıl muhbirlik yaptıysa, bugün de Alevilere saldırarak aynı çizgiyi sürdürmektedir. Sarayın gözüne girmek için Alevilere yönelik bu pervasız çıkışları yapıyor. Fakat unutmamalı: Dersimliler de, Aleviler de sessiz kalacak değildir. Bu anıt, zaten gereken cevaptır. Hani derler ya: “İt ürür, kervan yürür.”
Bu açıklamayı Alevi toplumuna ve Dersimlilere yönelik bir tehdit olarak görüyor musunuz?
Söz konusu açıklama, Alevi toplumu ve Dersimlilere yönelik tarihsel olarak süreklilik arz eden dışlayıcı ve tehditkâr söylem biçimlerinin bir devamı olarak değerlendirilebilir.
Aleviler ve Dersimliler, tarihsel hafızalarında derin izler bırakan kitlesel saldırılar, asimilasyon politikaları ve devlet şiddeti gibi çok boyutlu baskı pratiklerine yabancı değildir. Bu topluluklar, maruz kaldıkları sistematik dışlanma süreçlerine karşı geliştirdikleri direnç kültürüyle varlıklarını sürdürmüş ve kolektif kimliklerini korumayı başarmışlardır.
Dolayısıyla bu tür açıklamalar, Alevi toplumunu parçalamaktan ziyade, toplumsal dayanışmayı güçlendirme ve ortak mücadele zeminlerini genişletme işlevi görmektedir. Bu tehdit dili, tarihsel deneyimle sabit olduğu üzere, Alevi toplumsal bilincini daha da pekiştiren ve direniş reflekslerini keskinleştiren bir unsur hâline gelmektedir.
Berlin’deki Dersim Soykırımı Anıtı neyi temsil ediyor? Sembolik ve politik anlamı nedir?
Berlin’de bulunan Dersim Soykırımı Anıtı’nı doğru bir şekilde anlamak için, öncelikle bulunduğu ülkenin tarihsel deneyimine bakmak gerekir. Almanya, geçmişle yüzleşme konusunda dünyada öne çıkan örneklerden biridir. Nitekim dönemin Başbakanı Willy Brandt’ın, Polonya’daki Varşova Gettosu Anıtı önünde diz çökerek yaptığı özür eylemi, Almanya’nın Yahudi soykırımıyla yüzleşmesinde sembolik bir dönüm noktasıdır. Brandt’ın bu jesti, yalnızca Yahudi halkına bir taziye değil, aynı zamanda Alman toplumunun tarihsel sorumluluğunu kabul etme iradesini temsil etmiştir.
Dersim Soykırımı Anıtı da benzer şekilde, geçmişin tanıklığını yapar. Bu anıt, 1937-38 yıllarında yaşanan Dersim Katliamı’nın kurbanlarını anarken, kolektif hafızanın inşasına ve tarihsel adalet talebine katkı sunar. Aynı zamanda, Türkiye Cumhuriyeti’ni bu trajik geçmişle yüzleşmeye çağıran sembolik bir yapıdır. Barış, uzlaşı ve demokratik bir gelecek için tarihsel travmalarla hesaplaşmak kaçınılmazdır; bu anıt da bu sürecin bir parçası olarak değerlidir.
Almanya’da yaşayan Aleviler ve Dersimliler için bu anıtın önemi nedir? Bu tür çıkışların amacı ne olabilir?
Bu tür çıkışlar, sadece bir anıta değil, onun temsil ettiği tarihe ve hafızaya yönelmiş saldırılardır. Hazımsızlıktır. Bu saldırılar, Türkiye’nin hâlâ kendi geçmişiyle yüzleşmekten kaçındığının bir göstergesidir.
Ancak artık unutulmamalıdır ki, ne Aleviler eski Aleviler, ne Dersimliler eski Dersimlilerdir. Bugün örgütlü bir güçtürler; diplomatik ilişkileri, kurumsal temsil alanları, uluslararası bağlantıları vardır. Dünyanın dört bir yanında söz sahibi olmuş bir halkı, böylesi tehditlerle sindirmek mümkün değildir.
Perinçek’in hedefi yalnızca anıt mı, yoksa toplumsal hafıza mı?
Elbette ki hedef sadece anıt değildir. Hafızamıza, tarihimize, direnişimize yönelmiş çok yönlü bir saldırıdır. Perinçek’i tarihten tanıyoruz: Geçmişte solcuları, sosyalistleri kendi gazetelerinde ispiyonlamış bir isimdir. Bugün de aynı şeyi Kürtlere ve Alevilere karşı yapmaktadır.
Önünde duran TV ekranlarıyla, örtülü ödenekten aldığı desteklerle gücün kapısında rüştünü ispatlamaya çalışan bir figürdür. Bu saldırıları da bu çabanın bir parçası olarak görmek gerekir. Bu açıklamayı buradan bir kez daha şiddetle kınıyorum.
Türkiye’de inkâr politikaları sürerken, Avrupa’daki hafıza mekânları nasıl bir işlev görüyor?
Türkiye’de hâlâ inkâr politikaları güçlü bir şekilde devam ediyor. Oysa Türkiye, tarihiyle yüzleşmedikçe ne halklar arası barışı sağlayabilir ne de toplumsal huzuru kurabilir.
Kardeşlik, birinin değerlerini yok saymakla, görmezden gelmekle olmaz. Kardeşlik, karşılıklı haklara, adalete ve en önemlisi birbirinin varlığına saygıyla mümkündür.
Bugün Aleviler, Dersimliler; artık dünkü gibi değildir. Örgütlüdürler. Dünyanın birçok yerinde kurumsal varlıkları, diplomatik ilişkileri, medya ve bürokrasi alanında etkili yapıları vardır.
Avrupa’daki hafıza merkezleri, bu örgütlülüğün birer yansımasıdır. Artık arşivler, belgeler, tanıklıklar birer “sessiz direniş” olmaktan çıkmış, aktif bir toplumsal hatırlatma gücüne dönüşmüştür.Türkiye bu gerçekle ne kadar erken yüzleşirse, o kadar çabuk barış içinde bir gelecek inşa edebilir. “Söz uçar, yazı kalır.” Bu merkezler egemenlerin karşısına tarihsel bir belge olarak dikilecektir. Türkiye için artık zaman gelmiştir: Kendi tarihiyle yüzleşmeli, bu utançtan arınmalıdır.
Yüzleştiği ölçüde barış içinde bir Türkiye mümkündür.
Aşk ile…
Bu Anıt, Sadece Bir Taş Değil; Hafızamızdır…
Turgay Çelik’in bu röportaj da ortaya koyduğu gibi, Doğu Perinçek’in açıklamaları yalnızca fiziki bir anıta değil, bu anıtın temsil ettiği bütün bir tarihe ve toplumsal hafızaya yönelmiş ideolojik bir saldırıdır. Ancak geçmişin tanıklığıyla geleceği kurma iddiasında olan bizler için bu saldırılar geri adım değil, kararlılıkla direnmenin nedenidir.
Berlin’deki Dersim Soykırımı Anıtı’na sahip çıkmak; hakikat, adalet ve yüzleşme çağrısına sahip çıkmaktır!
Röportaj sorularımıza açık, net ve yol gösteren cevaplar veren sevgili Turgay Çelik’e çok teşekkür ediyorum.
Hafızaya dokunan hiçbir söz kaybolmaz!
Aşk ile.
Hasan Subaşı
Alevi Haber Ağı Genel Yayın Yönetmeni

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler