Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Tarihin Aynası: Hüseyin Güzelgül; ”Alevileri yok edemediler, dönüştürmeye çalışıyorlar”

‘Her seçim döneminde oy için statü lafı ediliyor. Bizim buna ihtiyacımız yok, cemevlerimiz kabul edilse de edilmese de ibadet yerlerimizdir.’

Serpil İLGÜN

Aleviler, her yıl Muharrem ayında tuttukları 12 İmam Orucunu hafta sonu sonlandırdı. İçinde bulunduğumuz günlerde evlerde, cemevlerinde aşure kazanları kaynayacak.

Alevi toplumu için önemli bir ibadet olan 12 İmam Orucuna, İmam Hüseyin ve beraberindeki 72 kişinin Yezid ve ordusu tarafından Kerbela’da katledilmesi kaynaklık ediyor. Bu nedenle Aleviler, Muharrem ayını matem ayı olarak kabul ediyor.

Kerbela, son dönemde iktidarın da gündeminde. İl ve ilçe belediyeleri Kerbela ile ilgili etkinlikler organize ediyor. TRT’de programlar, belgeseller yapılıyor. Diyanet cuma hutbesinin konusu yapıyor, aşure törenleri düzenleniyor…

Zorunlu din derslerinden Diyanet’in kaldırılmasına, 16 yıldır Alevi toplumunun hiçbir talebini karşılamayan AKP iktidarının bu ilgisini Aleviler nasıl karşılıyor? Diyanet’in “Bizim daima iki kırmızı çizgimiz olmuştur, bundan hiçbir zaman vazgeçmedik. Bir tanesi; Aleviliğin İslam’ın dışında bir yol olarak tarif edilmesi. İkincisi de; cemevlerinin caminin alternatifi, başka bir inancın mabedi gibi gösterilmesi” yaklaşımı sürerken, Erdoğan’ın seçim bildirgesindeki “cemevlerine statü tanınacak” vaadi ne anlama geliyor?

Son dönemde inanç ve güncel meselelerdeki yaklaşım farklılıklarını aşmak için çeşitli çalışmalar yürüten Alevi örgütleri, birlikteliğin sağlanması konusunda ne kadar yol aldı? Yerel seçimlere nasıl yaklaşılıyor?

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanlığı’nın yanı sıra, Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanlığı görevini de yürüten Hüseyin Güzelgül yanıtladı.

Fotoğraf: Evrensel

TRT’de Kerbela belgeselleri, bilbordlarda Kerbela afişleri, aşure programı çağrıları… Son yıllarda daha bir yoğunluk kazanan tüm bu program ve etkinlikleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

İktidar, ecdadından aldığı ilhamla hareket ediyor. Daha önce Kerbela olayını hiç gündeme dahi almadıkları gibi yapmış olduğumuz aşureyi bile yemezlerdi. Önemli olan Hüseyin duruşunu sergilemektir, o duruşu yaşatırsan Kerbela’yı yaşatmış olursun. Yoksa matemini çekmeyle, etkinlik yapmayla, oruç tutmayla değil.

Kerbela, haklı ile haksızın, onurlu ile onursuzun, hak ile batılın, iyi ile kötünün savaşıdır. İmam Hüseyin 1379 yıldır evrenselleşmiş, iyiliğin simgesi olmuştur. Diğer taraftan Muaviye ve oğlu Yezid kötülüğün simgesi olmuş, lanetlenmiştir. İmam Hüseyin bize bir nasihat bırakmıştır; “Zalimin zulmüne karşı çıkmamak mazluma yapılacak en büyük kötülüktür. Zalimlerle birlikte varlık içinde yaşamayı alçaklık, zulme karşı gelerek bulacağım ölümü yücelik sayarım.” O zulme karşı çıkmıştır, biat kültürüne karşı çıkmıştır. İşte biz Alevi toplumu, bütün ilhamımızı, İmam Hüseyin’in bu duruşundan alırız. İmam Ali’nin adaletinden, İmam Hüseyin’in duruşundan… Onun için bu ay bizim için hem haykırma, hem de paklanma-arınma ayıdır. Aynı zamanda kendimizi sorgulama ayıdır.

Dolayısıyla Kerbela Aleviler için taşıdığı anlamdan koparılıyor…

Evet. Zulümle, baskıyla, katliamla Aleviliği, Alevileri yok edemediler, bu kez dönüştürmeye çalışıyorlar. Bunu da içini boşaltarak yapıyorlar. Örneğin biz zorunlu din dersleri kalksın isterken baktığımızda her taraf imam hatip okullarıyla doldu. Bilimsel, laik, demokratik bir eğitim var mı? Yok. Hatta okulların bodrum katlarında mescitler açıldı, mahallerde her tarafta Kuran kursları açıldı, anaokullarında bile değerler eğitimi altında dini eğitim veriliyor, tarikatlarla işbirliği yaptılar. Diğer yanda, AİHM’in zorunlu din dersleri konusunda verdiği karar uygulanmıyor.

Biz de buna karşı ABF olarak eylül ayı başında yaptığımız toplantımızda ortaöğretimdeki çocuklar için üç aylık Alevilik eğitimi seferberliği başlatmaya karar verdik. Ekimin ilk haftasında başlayacağız. Yoksa çocuklarımız yarın ailesiyle dahi karşı karşıya gelir. Velilerimizin de bu yönde talepleri var; “Çocuklarımızı cemevlerine niye çekmiyorsunuz?” diyorlar.

İktidarın bu kuşatması karşısında Alevi toplumunun daha fazla kenetlenmesi beklenirken, ayrışma ve yarılmaların yaşanıyor olmasının sebebi ne?

Çünkü Alevilikten uzaklaştık, bizler de değişime uğradık. Köylerde Aleviliği yaşayıp, yaşatıyorduk. Ama metropollere göç ettikten sonra bu kez farklı inançlarla karşı karşıya kaldık ve asimilasyon adına her türlü zulümle karşılaştık. İşe almama, işten çıkarma, aşağılama, rencide etmeye kadar her şey… Buna karşı kendimizi gizledik, aileler okula giden çocuklarına “Sakın biz Aleviyiz demeyin” diye tembihlediler, bu sefer de kendi inancımızdan uzaklaştık. Sivas katliamından sonra sesimiz çıkmaya başladı, fakat kendi inancımızın özünü yaşayamadık.

Neden?

Çünkü diğer inançların içtihatları üzerinden erkanlarımızı yürütmeye başladık, kendimizi onlara benzetmeye çalıştık. Mesela Hakka yürüme erkanını Sünni inancına göre yapmaya başladık. İkrarımızdan uzaklaştık. Alevi anne babadan doğmayla Alevilik olmaz, yaşayıp, yaşatarak olabilir. Bir pire, bir mürşide kendini teslim etmek lazım, yola girmek lazım, yolu yaşayıp yaşatmak lazım. Yoksa sadece sözde Aleviyim demekle olmaz. Musahiplik, kirvelik ikrarları vardı örneğin, bunlardan giderek koptuk. Erkanımızı, yolumuzu kaybettik. Menfaat çıkarları, yolun, erkanın üzerinde gördük. Eğer Aleviliğin özünü, iç hukukunu çalıştırırsak, onu yaşatırsak, tekrar o birlikteliği sağlayabiliriz.

Buraya gelinmesinde Alevi kurumlarının, kanaat önderlerinin payı için ne söylersiniz? Buna neden müdahale edemediniz?

Sorun zaten orda. İktidar ve taleplerimiz için havale ettikleri Diyanet, eşit yurttaşlık talebimize karşı, “Gidin birliğinizi sağlayın gelin” derlerdi. Diyanet zaten başka bir inancı kabul etmeyen bir yapı. Türkiye genelinde 320 şubesi olan Alevi Bektaşi Federasyonu var, ona bağlı inanç kurulu var, bu birliktelik değil mi? ABF olarak 12 bölgede çalışmalar yürüttük. Pirleri, rehberleri, mürşitleri, araştırmacıları, anaları, zakirleri bir araya getirip taleplerini, eleştirilerini aldık. Geçtiğimiz yıl İstanbul’da hem Türkiye hem Avrupa’daki inanç önderleri ile bir araya geldik ve İnanç Kurulu’nun kuruluşunu gerçekleştirdik. Devletin ezberini bozduk.

İnanç Kurulu neden önemli? Temel amacı, işlevi ne?

Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’nun amacı; dergahlarımıza, ocaklarımıza Osmanlı’dan bu yana devlet eliyle yapılan baskı ve asimilasyon politikalarına dur demek ve bu alandaki dağınıklığa son vermektir. Alevileri temsil edecek ABF çatısı altındaki Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’dur. Aralarında Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan, Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı’nın da olduğu 320 şubesi var bu kurulun. Ama hala muhatap almıyor iktidar. Neden? İşbirlikçi olmadığımız için. İşbirlikçi olan, Mervan ve Yezid zihniyetinde olan kurumları, dedeleri muhatap alıyor. İktidarın politikalarından daha çok acı veren de bu zihniyette olanlardır. Bu zihniyetlerle de mücadele ediyoruz.

Nasıl sonuçlar alıyorsunuz?

Henüz başarılı olunamıyor. Diyorum ya menfaatleri düşkünleri, koltuk sevdalıları var. Bu nedenle hedefe ulaşmak kolay olmuyor.

Alevi örgütlenmesinin önde gelen tüm kurumlarının tek çatı altında toplanmasına, inanç kurulu oluşturulmasına rağmen neden olmuyor?

Engellemeye çalışanlar var. Bir de alınan karara uygun çalışma olması lazım, çünkü bir çalışman, bir icraatın yoksa hiçbir değeri yok. Bütün bunlarla kararlılıkla mücadele ediyoruz.

İKTİDARDAN HİÇBİR BEKLENTİMİZ OLMAMALI

Erdoğan’ın 24 Haziran seçim bildirgesindeki vaatlerden birini yine cemevlerine yasal statü verilmesi oluşturmuştu. Bu vaat Aleviler arasında nasıl karşılandı?

Bizim bu devlete, bu zihniyete güvenimiz yok. Her seçim döneminde oy için statü lafı ediliyor. Bizim buna da ihtiyacımız yok, cemevlerimiz kabul edilse de edilmese de ibadet yerlerimizdir. Bunlar Alevilerden nasıl oy alabilirim, kandırabilirim, devşirmeyle oy sağlayabilirim, yandaş yaratabilirim, onun içindir. İktidar oy koparma adına her türlü entrikaya başvuruyor, dokuz çalıştay yapıldı, sonucunda ne gördük, sıfır. Onun için artık bizim bu iktidardan hiçbir beklentimiz olmamalı.

O nedenle yola, ikrara göre hareket edersek o zaman bir birliktelik sağlayabiliriz. Atalarımız bütün baskılara, zulümlere, kıyımlara rağmen Aleviliği bizlere ulaştırmışlar, bizim de onu ileriye taşıyabilmemiz için iç hukuku çalıştırmamız lazım. Alevi iç hukukunu çalıştırmadan birliktelik zor olur.

DİYANET’İN LAĞVEDİLMESİNİ İSTİYORUZ

Fotoğraf: Evrensel

Diyanet konusunda farklı yaklaşımlar sergileniyor. Kimi Alevi örgütleri ve kanaat önderleri Diyanet’in kaldırılması gerektiğini savunurken, kimileri Diyanet içinde Alevilik temsiliyetinin sorunu çözeceğini düşünüyor. Veya son olarak Erzincan’da kurulmak istenen Muharrem çadırına belediyenin izin vermemesiyle başlayan tartışma. Bazıları çadır kurulmalı derken, bir kesim de “Alevilikte çadır yok ki, bu nereden çıktı” diyor. Bu ve benzeri farklı yaklaşımları ortadan kaldırmak için yapılan çalışmalar neden karşılık bulmuyor?

Çünkü kararlarımız daha tam manasıyla hayata geçmiş değil. Bunun için daha fazla çalışmamız, daha fazla bir araya gelmemiz lazım. Kimin ne yaptığını, ne ettiğini, yola ne şekilde hizmet ettiğini görmemiz, anlamamız lazım. Bunun için komisyonumuzu kurduk, bölge çalışmalarımızı yaparak, bunları bir rapor haline getireceğiz. İkinci kurultayımızda da bunları baz alacağız.

Biz Diyanet’in lağvedilmesini istiyoruz. Yeniden bir düzenlemeye gidilsin, dinle devlet işlerini birbirinden ayıracak laiklik ilkesine uygun demokratik bir sistem olsun. 300 bine çıktı Diyanet personeli, 7.5 trilyon civarında devasa bir bütçeye sahip. Peki, biz askerlikte eşit miyiz, eşitiz; vergi vermede eşit miyiz, eşitiz; ama dağılıma geldiği zaman Alevilere bir kuruş ayrılıyor mu, ayrılmıyor.

Ayrılması bir yana cemevleri tanınmıyor, kırmızı çizgi ilan ediliyor…

Cemevleri ibadet yerimizdir, cem de ibadetimizdir, Alevilik vardır, haktır, bizim kırmızı çizgimiz de budur.

Sorunlara getirilen farklı yaklaşımlar, birliğin sağlanmasındaki sıkıntılar mücadelenin sokak ayağına nasıl yansıyor?

Aleviler üzerinde çok büyük bir baskı var. Genel olarak demokrasiden, barıştan yana olan tüm kesimlere baskı mevcut, ancak Alevi toplumunda daha fazla yaşanıyor. En fazla zulme karşı çıkan, mazlumdan yana olan, insan haklarından, barıştan yana olan Alevi toplumudur. Bu nedenle bütün baskılar onun üzerinde yoğunlaşıyor. Cemevleri de bundan payına düşeni alıyor. Örneğin bugün kamuya Aleviler alınmıyor. Genel olarak liyakat esasına göre değil, biat esasına göre alınıyor, ancak bu Aleviler üzerinde daha fazla. Bu da o dönüştürme politikasının bir parçası. Bu baskılardan dolayı alanlara çıkmaktan korkuluyor.

SOYLU İLE GÖRÜŞME BENİM TALEBİM DEĞİLDİ

24 Haziran öncesinde Alibeyköy Cemevi’ni ziyaret eden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüşmeniz eleştirildi. Soylu’nun icraatları ve söylemleri hatırlatılarak “Böyle biriyle görüşmek zorunda mıyız?” denildi. Soylu ile neden görüştünüz?

Öncelikle benim bir örgütüm var, Pir Sultan Örgütü ve Alevi Bektaşi Federasyonu. Bu ziyareti örgütlerime söyledim. Görüşmeyi ben talep etmedim, Soylu geldi. Bizim taleplerimiz, duruşumuz belli, söyleyecek sözümüz de belli. İki arkadaşımı yanıma alarak görüşmeyi yaptım. Şu anda konuştuklarımızı kendisine de tek tek söyledim ve kendisini eleştirdim. “Oy için geldiyseniz asla oy alamazsınız. Size güvenimiz kalmadı, oy da vermeyiz” dedim. 16 canımız Erzincan’da tutukluydu, onların durumları; sonra Maraş’a Sivas’a, Çorum’a gidiyoruz, 25 yıldır engelleniyoruz, bu işkenceleri yaşamak istemediğimizi dile getirdim. Bu konuda başka açıklamaya gerek yok. Çünkü dediğim gibi örgütlü biri olarak örgütüme bunları söyledim. Örgütüm de zaten bir açıklama yayınladı. Genel Başkanlığını sürdürdüğüm ABF de gerekli açıklamayı yaptı.

YEREL SEÇİMDE KİTLE ÖRGÜTLERİYLE BİRLİKTE HAREKET EDECEĞİZ

İç siyasetin gündeminde yerel seçimler var. ABF olarak yerel seçimleri nasıl ele alıyorsunuz?

Hedefsiz bir mücadele sergilerseniz başarılı olamazsınız. Yerel seçimlerde hedef kazanmak olmalı. Hayır cephesini bir arada tutmak ve daha da genişleterek mücadele vermek lazım. Eğer hayır cephesini genişletirsek başarılı oluruz. Değilse hem kendimize, hem geleceğimize zarar vermiş oluruz. ABF olarak yerel seçimlerde demokratik kitle örgütleriyle, sivil toplumla birlikte hareket etme kararı aldık. Demokratik kitle örgütleriyle bir araya gelip, birlikte ne yapacağımızı tartışıp, doğruyu bulup onun üzerinde mücadele etmek lazım.

24 Haziran sonuçları Alevi toplumuna nasıl yansıdı? Umutsuzluk, küskünlük, inançsızlık gözlemliyor musunuz?

Muaviye’nin oyunları had safhada, bu oyunlar seçimde, sandıkta tekraren yaşatılacak, halktaki intiba bu. Bunu yıkmak, değiştirmek için halkı bilinçlendirmek lazım. Bölge bölge, mahalle mahalle, ev ev dolaşmak lazım. Herkese dokunmak, bilgi vermek lazım. Sandığa gitmeyerek hem kendine zarar vermiş olursun, hem mücadeleye, hem çocuklarının geleceğine… Bunu iyi anlatırsak başarı elde ederiz. Sohbetlerimizde, ibadetlerimizde dahi bunları işliyoruz, bu zihniyetle ne şekilde mücadele edebileceğimizi anlatıyoruz. Birlikteliğin ne kadar gerekli olduğunu tekrar tekrar vurguluyoruz. Tabii sadece Alevi toplumunun birlikteliği değil, tüm kesimlerle bir araya gelmek önemli. Ancak böyle kazanabiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir