ALEVİLER VE BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİ
⌈Aziz Tunç⌉
Bilindiği gibi bir süre önce başlayan barış ve demokratik toplum süreci, PKK’li savaşçıların silah bırakmasıyla önemli bir aşamaya geldi. Tarihi önemi olan bu gelişme birçok boyutuyla ülkede, bölgede ve dünyada tartışılmaktadır. Alevi toplumu ve kurumları da bu tartışmanın bir tarafı durumundadırlar. Konunun Alevilerle ilgili boyutuna gelmeden önce önemli bir bilgiyi hatırlamak gerekiyor.
Bu coğrafyada ve cumhuriyet döneminde ezilenlerle ezen devlet arasında barışın yapılması ilk defa PKK tarafında 1993’lerde gündeme getirildi. Ondan önce yok sayılan ve yok edilmek istenen toplumsal kesimlerle devlet arasında barış diye bir tartışma yapılmadı.
Neden? Çünkü bu coğrafyada son yüz yıldır hâkim olan devlet, Türklerden ve Sünnilerden başka hiçbir toplumun varlığını kabul etmedi. Halkların bu yönlü hak arayışlarını şiddetle ve kanla bastırdı.
1914-1919 arasında Hıristiyan halklar soykırımlarla yok edildiler. Kürtleri ve Alevileri yok etmeyi amaçlayan, 1920’den Koçgiri’den başlayan ve 1925 –1938 yılları arasında sistemli olarak sürdürülen soykırımlar yapıldı. 1960’lardan sonra tekrar güncellenen soykırımcı politika, Erdoğan’ın iktidara gelmesinden bugüne daha sistemli ve ısrarlı olarak ve bütün Ortadoğu bölgesini kapsayacak şekilde sürdürülmektedir.
Devleti yönetenler, bu soykırımcı politikalarını toplumu ikiye bölerek sürdürmektedirler. Bir yanda devlet ve devleti destekleyenler, diğer yanda devletin zulmettiği ve “iç ve dış düşmanlar.” diye tanıttığı halklar. Bu düşmanlaştırma politikasından sonrası sözde “iç düşman” olarak belirlenen toplumsal kesimlere yönelik yukarıda belirtilen ve devam eden katliamların ve soykırımların yapılması oldu. Dolayısıyla bu topraklarda “iç barış” diye bir konu kimsenin gündeminde olmadı.
Bu durum Kürt özgürlük güçlerinin devleti mecbur kılması sonucu 1993 yılında geliştirilen ve farklı zamanlarda tekrarlanan, ancak sonuç alınmayan barış çabalarıyla bugüne geldi.
En son Ekim 2024 yılında, bir kez daha barış gündeme geldi. Kamuoyunun yakında bildiği gelişmeler ve görüşmeler sonucunda otuz PKK gerillası silahlarını yaktılar. Böylece sürecin ilerlemesi ve barışın gerçekleşmesi için yapabilecekleri en büyük fedakarlığı yaptılar.
Silah bırakan “Barış ve Demokratik Toplum Grubu” adına yapılan açıklamada “barış içinde ve demokratik ortamda İstanbul’da Ankara’da, Amed’de siyaset yapmak istediklerini” ifade ederek amaçlarını anlattılar.
Buna karşı devlet adına Erdoğan bir gün sonra, 12. Haziran’da konuyla ilgili beklentilere cevap vermeyen “hamaseti bol, çözüm önerileri az” bir konuşma yaptı. Erdoğan bu açıklamasıyla bazı alışılmadık sözler söylemiş olsa bile bunların gerçek anlamda demokratik bir barışa giden yolu açmayacağı, Kürtlerin de Alevilerin de sorunlarına cevap olmayacağı açıktı.
İşte tam bu noktada Aleviler, büyük tehlike altında olan toplumsal varlıklarını ve inançlarını korumak ve geleceğe taşımak için, bu barış ve demokratik toplum projesine dört elle sarılmak durumundadırlar. Çünkü inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık talepleri ancak barışla kazanılabilir. Barışın olmadığı bir ortamda Aleviler ne Türkiye ve Kürdistan’da ne Suriye’de ne Irak’ta ne İran’da ne de başka bir yerde huzur içinde olamayacaklardır. Dolayısıyla bugün ortaya çıkmış olan barış ve demokratik toplum imkanını desteklemek, Aleviler için bir tercih değil, yaşamsal zorunluluktur.
Alevilerin barıştan yana olmalarını gerektiren bu temel stratejik nedenlerin yanında Erdoğan’ın yaptığı manipülatif konuşma da Alevilerin barışa büyük destek vermesini zorunlu kılmaktadır. Birincisi, Erdoğan’ın yaptığı konuşmada Alevilere yönelik kısımlardan, soykırım ve saldırılardan söz etmemiş olması, Alevi düşmanlığının devam ettiğini göstermektedir.
İkincisi Erdoğan, yaptığı konuşmada anlaşıldığına göre, Kürt halkının barış ve demokratik topluma ulaşma çabasını ve fedakarlığını, bölgesel yayılmacılığın gerekçesi olarak kullanmak istiyor. Aleviler, barış ve demokratik toplum sürecine mutlaka ve çok güçlü katılarak ve barışa ve demokratik toplum sürecine büyük katkı sunarak Erdoğan’ın bu barış karşıtı çabalarını önlemek durumundadırlar. Böyle bir rolü en uygun şekilde ancak Aleviler yerine getirebilirler.
Bu iki önemli neden barışın ve demokratik toplumun inşasını tarihi bir görev ve sorumluluk olarak Alevilerin önüne getirmektedir. Böylece barışın ve demokratik toplumun gerçekleşmesiyle Aleviler kendi varlıklarını ve inançlarını da güvenceye almış olacaklardır.
Aleviler barış ve demokratik toplum sürecine nasıl katılabilirler?
Öncelikle mecliste oluşturulacak olan komisyonda – eğer oluşturulursa- Alevilerin temsil edilmeleri çok önemlidir. Aleviler, bu komisyonda en uygun koşullarda sözünü söyleyebilmeli, sürecin her aşamasında ve her konuda en etkili tutumu almalıdırlar. Öncelikle Alevilere karşı yapılmış bütün toplu kırımlarla, soykırımlarla katliamlarla ve saldırılarla yüzleşilmelidir. Yapılacak olan yüzleşme hem yapılanların hesabının sorulmasını hem de tekrarının önlenmesi için her türlü çalışmanın yapılmasını kapsamalıdır.
Aynı şekilde komisyon çalışmalarında gündeme gelecek olan anayasa tartışmaları ve devamında anayasa yapılması, bütün toplumsal kesimler gibi, Aleviler için de stratejik bir tartışma olarak görülmelidir. Bu tartışmalara Aleviler, görüş, düşünce ve talepleriyle mutlaka katılmalı, Alevilerin eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü gibi temel talepleri toplumsal sözleşmeye dahil edilmelidir.
Ayrıca diyanetin ve zorunlu din derslerinin kaldırılması ve Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi, barış ve demokratik toplumun vazgeçilmez kuralları olarak kabul edilmelidir.
Bütün bunlar için Aleviler, kurumları aracılığıyla hem kurumsal hem de kitlesel olarak, bütün diğer demokratik çevrelerle birlikte, çok etkili faaliyetler yürütmek durumundadırlar. Ancak bu şekilde mücadele beklenen sonucu verebilir. Bilelim ki başka demokratik çevrelerle birlikte hareket etmek ne güçsüzlüktür ne de özgünlüklerinden vazgeçmeyi gerektirir. Bu yaklaşım 72 milleti bir sayan Alevi inancının ve kazanmanın gereği olan bir tutumdur.
Rıza Şehri ütopyasını gerçekleştirmek için yüzyıllardır direnmiş olan Alevi toplumu, barış ve demokratik toplum imkanını heba etmeyecektir. Çünkü bu imkân herhangi bir imkân değil, son yüzyılda ilk defa karşısına çıkmış özenle ve kararlılıkla korunarak sonuca götürülmesi gereken bir imkandır.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler