Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Aleviler ve Gerçekler: Bağımsız Alevi Duruşunun Neresindesiniz? 

⌈ Hüseyin Ergin – ADA Yönetim Kurulu Üyesi⌉

1990’lı yıllarda Ali Haydar Veziroğlu öncülüğünde kurulan Barış Partisi, Alevi kimliğinin siyasal düzlemde görünür olma çabası olarak tarihe geçti. Fakat bu süreç, yalnızca bir “hak mücadelesi” deneyimi değil, aynı zamanda Alevi hareketi içerisinde önemli tartışmaları da beraberinde getirdi. 

Partinin kurulmasıyla birlikte Alevi kurumlarının önemli bir bölümü, bağımsız bir toplumsal örgütlenme perspektifini bir kenara bırakarak siyasete eklemlendi. Uçaklar dolusu insan Ankara’ya taşındı, bildiriler yayınlandı, “Alevi siyaseti” adı altında geniş kampanyalar yürütüldü. Fakat bütün bu çabalar, milletvekilliği gibi siyasal hedeflere ulaşılamayınca bir anda sonlandırıldı. Aynı çevreler bu kez “bağımsız Alevi duruşu” söylemini yeniden dolaşıma soktu. 

Alevi toplumu, tarih boyunca yalnızca inançsal değil, siyasal ve kültürel olarak da büyük sınavlardan geçti. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, tekçi modernleşme politikalarından darbeler dönemine kadar her süreçte Aleviler, hem kimliklerinin hem de inançsal pratiklerinin bastırılmasıyla yüzleştiler. Bu tarihsel deneyim, Alevi hareketinde iki temel talebi hep diri tuttu: Örgütsel bağımsızlık ve kimliksel meşruiyet. 

Fakat bu iki talebin, her dönemde aynı samimiyetle savunulduğunu söylemek mümkün değil. Aksine, kimi Alevi kurum yöneticileri çıkarları doğrultusunda, bağımsız Alevi duruşunu kimi zaman rafa kaldırıp koşar adımlarla siyasi partilerin kapılarından içeri girerek, milletvekili olabilmek için yoğun bir uğraş verdiler. Bu yönelimlerin içine girerken Alevi kurumlarının içerisinde yaşanan toplumsal ve kurumsal bölünmeyi tetikleyecek nitelikteki tartışmalara çok da aldırış etmediler. 

Bu yöneticiler, Barış Partisi’nde ve daha sonradan başka siyasi partilerde istediklerini bulamadıklarında ve milletvekilliği hayalleri suya düştüğünde yeniden Alevi hareketinin saflarına dönerek aktif mücadelenin aktörü olma uğraşı içine girdiler. Bu yönelimleriyle birlikte kurumsal yapı içinde konumlarını yeniden güçlendirmek için genel kurul delegelerinin iradesiyle seçilmiş olan, ama kendileri gibi düşünmeyen kurum yöneticilerini ve başkanlarını hedef almaya başladılar. 

Bunların sürekli bağımsız Alevi duruşundan söz etmelerine aldanmayın; söyledikleriyle yaptıkları arasındaki çelişki, gerçekçi olmadıkların açıkça ortaya koyuyor. Önümüzdeki dönemde milletvekili olacakları yeni bir politik ortamın kapıları aralandığında, dün Barış Partisi’nin kapısında gezindikleri gibi yeni bir partinin kapısında nöbet tutacaklarından bizim en ufak bir kuşkumuz yoktur. Bunları söylerken Alevi kurum yöneticileri milletvekili olamaz demiyoruz. Herkes gibi Alevi kurum yöneticilerinin de siyasete atılma hakları var ama bir şartla: Önce tüm kurumsal görevlerinden istifa etmeliler, ardından bir partinin yöneticisi de olabilirler, seçimlere katılıp milletvekili de olabilirler. Açık ve samimi olunduğu ve Alevi hareketi basamak olarak kullanılmadığı sürece herkesin bu hakkını kullanması gayet doğaldır. 

Tam da burada kritik bir soru ortaya çıkıyor: Örgütsel bağımsızlık gerçekten ilkesel bir duruş mu, yoksa siyasal konjonktüre göre şekillenen bir taktiksel söylem mi?  Eğer bazı Alevi kurum yöneticileri, belirli bir dönemde Barış Partisi gibi siyasal bir yapının içinde yer almayı savunmuş, o süreçte Alevi kurumlarının enerjisini parti ve şahsi çıkarları uğruna seferber etmiş ve başarısız olunca da “ bağımsız Alevi duruşu” söylemine sarılmışlarsa; bu tutumu ilkesel olmaktan çok, fırsatçı bir manevra olarak görmek daha doğru bir yaklaşım olur. 

Bir gün partileşmeyi savunup, ertesi gün örgütsel bağımsızlık söylemine sarılmak meşruiyet üretmez. Alevi toplumu, kurumsal hafızası güçlü bir toplumdur; taktik manevraları değil, ilkesel kararlılığı dikkate alır. Siyasi hedefler uğruna kurumsal yapıları araçsallaştırmak, uzun vadede Alevi kurumlarını zayıflatıp güçten düşürür. Bugün bağımsız Alevi duruşundan söz edenlerin geçmişteki rolleri, tam da bu nedenle sorgulanmaktadır. Çünkü Alevi toplumu, bu zikzakları “ilkesel bir arayış” olarak değil, bireysel çıkarcılık olarak okuma eğilimindedir. 

Barış Partisi’ne ve diğer bazı partilere milletvekilliği pazarlıklarından dolayı verilen desteklerin Alevi kurumlarının içinde ne tür tartışmalara yol açtığı bir sır değildir. Milletvekili olma sevdasının peşinde koşanlar bu tartışmalara aldırış etmeden yollarına devam ettiler. Çünkü onların temel derdi vekil olmaktı. Kimse bu yaşananları unutmadı. Alevi toplumuna ve kurumlara bunları yaşatanların şimdi kalkıp Alevi kurum yöneticilerine kurumsallık, örgütsel bağımsızlık, ahlak ve tutarlılık dersleri vermeleri gülünçlükten başka bir şey değildir. Alevi toplumu bu gerçekleri görüp bildiği için kurumlarımızdaki mevcut yöneticilerimize, başkanlara sahip çıkarak kurumsal yapı etrafında kenetleniyor. Bu toplumsal sahiplenme kurumları basamak olarak kullananları çok rahatsız ediyor. Duydukları bu rahatsızlıkla kurum yöneticilerine ve kurum başkanlarına saldırıyorlar. 

Alevi toplumu, bugün artık çok iyi biliyor ki:Mesele örgütsel bağımsızlık söylemini tekrarlamak değil, bu söylemi tutarlı bir örgütsel ve toplumsal pratikle buluşturmaktır. Bu bağlamada bağımsız Alevi duruşu, bizim için siyasal bir taktik değil, örgütsel ve ilkesel bir zorunluluktur. Fakat bu zorunluluk, geçmişte siyasi partilerin önünde el pençe divan duranların, kurumsal enerjiyi kişisel hedeflere seferber edenlerin ağzında inandırıcılığını kaybediyor. Biz bunların tutarsızlıklarına bakmadan dün olduğu gibi bugün ve yarın da örgütsel bağımsızlığı ilkesel olarak savunmaya devam edeceğiz!  

Türkiye’de yeni bir siyasal iklimin adımları atılmaya başlandı. Kurumsal çıkarları kişisel hedeflere feda edenler, bu süreçte siyasetin kapılarının kendilerine yeniden açılacağının hayallerini ciddi ciddi kurmaya başladılar. Dün Barış Partisi’nin ve benzeri partilerin kapısında milletvekilliği için nöbet tutanlar, Türkiye’de başlayan toplumsal barış sürecinin kendilerine yeniden vekil olma kapısını aralayacağını düşündükleri için, yeniden kurumsal yapılar içinde güçlü olmak istiyorlar. Çünkü bunlar geçmişte olduğu gibi, bu süreçte de amaçlarına ulaşabilmek için Alevi toplumunun örgütlü gücünü kullanmayı düşünüyorlar. Kurumlarımızın önünü tıkayan ve kurum yöneticilerimizi yıpratan tartışmaları alevlendirerek sürdürmelerinin en temel nedeni budur. Bu gerçeklerin ışığında okuyalım yazılan her yazıyı, bu gerçeklerin süzgecinden geçirerek anlam yükleyelim söylenen her söze. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir