Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Bozkırın Tezenesi: Neşet Ertaş

⌈Türkan Doğan⌉

” Namerde muhtaç olmayacak ve ömrünü tamamlayacak şekilde bir ekmek parası lazım.
Bunun fazlası, fazladır. İnsan tam ömre göre ölçmeli onu.
Bugün son ekmeğini yeyip ölmeli, artan bir şey kalmamalı
Eğer ben öldüğümde bir çuval unum kalmışsa, ben suç işledim demektir”

Neşet Ertaş

Kırşehir’in topraklı yollarında başlayan bir hikâyeydi onlarınki. Fakirlik, çoğu zaman yoksunluk değil, insanın ruhuna işleyen bir sadelik, bir turab olma halini öğretiyordu. O topraklarda doğan çocuklar, göğe bakmayı bozkırın çıplaklığıyla öğrendi; suskunluğu, yoksulluğun derin sessizliğinde dinledi. İşte o çocuklardan biriydi Neşet Ertaş

Babası Muharrem Ertaş bir bozlak ustasıydı. Sazının teli, Anadolu insanının derdini dile getiren ince bir sesteydi. Onun dizinin dibinde büyüyen Neşet, türküyle yaşamı, acıyla umudu, ayrılıkla kavuşmayı öğrendi. Muharrem Usta’dan devraldığı yalnızca tekniği değil; gönül terbiyesini, fakirliğin vakarını, insanın insana borçlu olduğu merhameti aldı.

Bozlak sadece bir türkü değildir; bozkırın yırtıcı rüzgârını, gurbetin suskun gecelerini, yoksulluğun omuzlara yüklediği ağırlığı dile getiren bir tarih kesitidir. Her mısra, Anadolu’nun kolektif belleğinde bir yara, bir teslimiyet, bir dirençtir. Neşet Ertaş, bu geleneğin en içten temsilcisi; bozkırın dili, halkın nefesiydi.

Onun mütevazılığı bir duru su gibiydi: görünür ama gösterişsiz, derin ama sathî değil. “Ben halkın sanatçısı değil, halkın ta kendisiyim” dercesine yaşayan bu tevazu, Anadolu felsefesinin en yalın halidir. Ne saray aradı ne şöhretin cılkını; kökünden utanmayan, kökünü onurlandıran bir insandı. Mütevazı doğdu, mütevazı yaşadı, mütevazı gitti.

Neşet’in sözlerinde felsefi bir derinlik, insanın trajedisiyle komedisi arasında ince bir bağ vardır. Yalnızlık, hasret, kader, umut — hepsi türkülerinde hem bireysel hem toplumsal olarak yankılanır. “Gönül Dağı”nın gölgesinde insanın iç dağını, gurbetini, özlemini ve direncini görürüz. Onun sözü halkın kolektif vicdanına dönüştü; herkesin dilinde hem yas hem teselli oldu.

Bugün, ölüm yıldönümünde Neşet Ertaş’ı anmak yalnızca bir ustayı yad etmek değildir; kadim bir kültürü, bozlağın felsefesini, fakirliğin onurunu, insan olmanın erdemini anmaktır. O bize öğretti ki ne kadar yük taşırsan taşı, türkü söyleyebiliyorsan hâlâ özgürsün. Gerçek büyüklükse insana turab olabilmekte, toprağa el açıp insanla insan arasında sessiz bir hürmet kurabilmektedir.

Usta — ve şimdi sana ben de buradan sesleniyorum: Hep sen mi ağladın, hep sen mi yandın; ben de gülemedim yalan dünya da “.
Bozkırın tezenesi, halkın dili hâlâ yaşıyor; senin mütevazılığın, sözlerin ve deyişlerin yankılanmaya devam ediyor.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir