Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Alevilik: Tek Bir Millete Bağlı Olmayan Halk Muhalefet İnanç Öğretisi

⌈Hüseyin Akkuş⌉
Özet
Alevilik, tarih boyunca tek bir etnik kimliğe, dile veya millete ait olmayan; insan merkezli, eşitlikçi ve özgürlükçü bir halk muhalefet inanç öğretisidir. Kökenleri, köleci üretim ilişkilerine, din temelli sömürü sistemlerine ve sınıfsal baskılara karşı gelişen toplumsal direnç hareketlerine dayanır. Bu çalışma, Aleviliğin tarihsel gelişimini, felsefi köklerini ve toplumsal karakterini inceleyerek, onun evrensel bir halk öğretisi olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır.
1. Giriş
İnsanlık tarihi, doğa ile etkileşim içinde var olmanın sürekli çabasıdır. İlkel topluluklar, doğa olaylarını açıklayamadıkları dönemlerde, yaşadıkları afetlere, hastalıklara ve ölümlere anlam kazandırma gereksinimi duymuşlardır. Bu süreçte doğa güçleri kişileştirilmiş, kutsallaştırılmış ve inanç sistemleri biçiminde kurumsallaşmıştır.
Bu yönüyle inanç, yalnızca metafizik bir olgu değil; aynı zamanda insanın toplumsal varoluşunun bir yansımasıdır. İnsan, üretim araçlarıyla ve doğayla kurduğu ilişkinin bilincine vardıkça, hem kendisini hem de evreni anlamlandırmaya çalışmıştır. Bu arayış, zamanla felsefi düşünceyi, etik değerleri ve dini öğretileri doğurmuştur.
Yaklaşık beş bin yıl önce, sınıflı toplum yapılarının ve köleci üretim biçimlerinin ortaya çıkışıyla birlikte, dinin niteliği değişmiştir. Din, artık doğayı anlamlandırmanın bir aracı olmaktan çıkıp, ekonomik ve siyasal iktidarların meşruiyetini sağlayan bir ideolojik aygıt hâline gelmiştir. Bu dönemde tek tanrılı semavi dinlerin (Yahudilik, Hristiyanlık, İslam) oluşumu, toplumsal yapıdaki bu dönüşümün sonucu olarak görülmelidir.
Bu koşullar altında ortaya çıkan Alevilik, egemen din ve iktidar ilişkilerine karşı insani değerleri, eşitliği ve emeği öne çıkaran bir halk muhalefet öğretisi olarak tarih sahnesine amaçlamaktadır.
2. Tarihsel Arka Plan ve Coğrafi Yayılım
Aleviliğin tarihsel kökleri, insanlık uygarlığının en eski merkezlerinden biri olan Batı Asya ve Anadolu coğrafyasına uzanır. Mısır’dan Mezopotamya’ya, Anadolu’dan Balkanlara, Kafkasya’dan Horasan’a, Orta Asya’dan Hindistan’a kadar uzanan bu geniş bölge, hem dinlerin hem de felsefi düşünce akımlarının doğduğu ve birbirini etkilediği bir uygarlık alanıdır.
Sümer, Mısır, Hitit, Roma–Bizans, Pers–Sasani, Emevi–Abbasi, Selçuklu, Osmanlı, Safevi ve Moğol–Timur gibi büyük imparatorluklar bu coğrafyada hüküm sürmüş; her biri kendi döneminde ekonomik, sınıfsal ve dini çıkar savaşlarına neden olmuştur. Bu süreçte halklar arasında yaşanan göçler, kültürel etkileşimleri artırmış, farklı inançların birbirini beslemesine zemin hazırlamıştır.
İşte bu tarihsel ve kültürel etkileşim ortamında Alevilik, halkların eşitlik, özgürlük ve adalet arayışının ortak ürünü olarak şekillenmiştir. Aleviliğin “her çiçekten bal eyledik” ilkesi, bu sentezin özlü ifadesidir. Bu anlayış, Aleviliğin ne yalnızca Türklerin, ne Kürtlerin, ne de başka bir tek halkın inancı olarak görülmesini engeller; onu çokkültürlü, çokdilli ve evrensel bir öğretinin temsilcisi yapar.
3. Düşünsel ve Felsefi Kökler
Alevilik, yalnızca bir inanç değil; aynı zamanda bir yaşam felsefesi ve etik dünya görüşüdür.
Alevi öğretisinin merkezinde insan vardır. Bu anlayış, Tanrı’yı doğanın ve insanın özünde gören panteist bir bakışla yoğrulmuştur. “Enel Hak” diyen Hallac-ı Mansur’un, “İnsanı Hak’ta, Hakk’ı insanda görme” öğretisi, Aleviliğin felsefi özünü yansıtır.
Alevilikte bilgi, vahiy veya kutsal metinlerden değil, insanın içsel olgunlaşmasından doğar. Bu nedenle Alevi düşüncesinde “dört kapı kırk makam” öğretisi, insanın kendi varlığını aşma sürecinin sembolüdür.
Bu anlayış, Aristotelesçi veya skolastik teolojiden değil; doğrudan diyalektik doğa felsefesi ve gnostik düşünce geleneğinden beslenir.
Aleviliğin felsefi yapısı, Mazdekçilik, Manicilik, Babek Hürremi hareketi, İsmailîlik, Hurufîlik, Kalenderîlik, Vefailik ve Budist-Gnostik öğretilerle tarihsel etkileşim hâlindedir.
Bu geleneklerin ortak paydası, sömürüye, zulme ve iktidar tahakkümüne karşı halkın yanında yer almak olmuştur.
Dolayısıyla Alevilik, bu tarihsel ve düşünsel damarların Anadolu’da yeniden şekillenmiş sentezidir.
4. Alevilikte Toplumsal Muhalefet ve Halk Kültürü
Alevilik, tarih boyunca yalnızca teolojik bir sistem değil, aynı zamanda sosyal adalet mücadelesinin kültürel biçimi olmuştur.
Ezen–ezilen çelişkisi Alevi söyleminde “zalim–mazlum”, “Ali–Muaviye” karşıtlığıyla sembolleşmiştir. Bu karşıtlık, sadece dini bir çatışmayı değil; tarihsel sınıf mücadelesinin kültürel ifadesini temsil eder.
Alevi ozanlarının deyişleri, nefesleri ve menkıbeleri, halkın bilinç dünyasında özgürlük, paylaşım ve rızalık temalarını diri tutmuştur. Pir Sultan Abdal’ın “Kul olayım kalem tutan eline” dizesi, emeğe ve insana duyulan saygının simgesidir. Bu yönüyle Alevilik, hem bir direniş geleneği hem de bir halk estetiğidir.
Alevi topluluklarının cem ritüelleri, rızalık esasına dayalı toplumsal sözleşmenin pratik biçimidir. Cem, yalnızca dini bir tören değil; aynı zamanda kolektif dayanışma, eşitlik ve paylaşımın toplumsal kurumu olarak işlev görür. Bu yönüyle Alevilik, toplumsal yaşamı düzenleyen etik-demokratik bir model sunar.
5. Evrensellik ve Çok Kültürlülük
Aleviliğin en belirgin özelliği, hiçbir millete, dile veya ırka indirgenememesidir.
“73 millete bir nazarla bak” ve “73 dil bizdedir” öğretileri, Aleviliğin evrensel hümanist karakterini açıkça yansıtır.
Bu anlayış, sadece dini hoşgörü değil, aynı zamanda ontolojik eşitlik düşüncesidir. Her insan, Tanrısal özün bir parçası olarak görülür; dolayısıyla dil, ırk, cinsiyet veya inanç farklılıkları, Alevilikte üstünlük nedeni olamaz.
Alevilik, bu yönüyle Rönesans hümanizmi, Aydınlanma düşüncesi ve modern demokratik değerlerle uyumlu bir dünya görüşü taşır.
Ancak bu hümanizm, Batı’nın birey merkezli hümanizminden farklı olarak, kolektif sorumluluk ve rızalık ilkesi üzerine kuruludur.
6. Sonuç
Aleviliğin tarihsel kökleri, Batı Asya ve Anadolu coğrafyasındaki halkların ortak tarihine dayanmaktadır. Bu inanç, köleci sistemlere, feodal baskılara ve din temelli sömürü düzenlerine karşı bir halk muhalefeti olarak gelişmiştir.
Alevilik, insana, emeğe ve doğaya saygıyı temel alır; “eline, beline, diline sahip ol” ilkesiyle ahlaki düzenini tanımlar.
Dolayısıyla Aleviliği yalnızca bir din ya da mezhep olarak değil; insanlık değerleriyle yoğrulmuş bir felsefi ve toplumsal hareket olarak değerlendirmek gerekir.
Alevilik, insanlığın ortak vicdanında yeşeren, eşitlik, adalet ve sevgiye dayalı evrensel bir halk inanç öğretisidir.
Kaynakça
Başgöz, İlhan. Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği. İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları, 1998.
Daftary, Farhad. The Ismailis: Their History and Doctrines. Cambridge: Cambridge University Press, 1990.
Eliade, Mircea. The Sacred and the Profane: The Nature of Religion. New York: Harcourt, 1957.
Gölpınarlı, Abdülbaki. Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi. İstanbul: İnkılap Yayınları, 1982.
Jaspers, Karl. The Origin and Goal of History. London: Routledge, 1953.
Melikoff, Irene. Uyur İdik Uyardılar: Alevilik–Bektaşilik Araştırmaları. İstanbul: Cem Yayınları, 1993.
Noyan Dedebaba, Bedri. Alevilik–Bektaşilik Nedir? Ankara: Ardıç Yayınları, 1995.
Subaşı, Hasan. Aleviliğin Toplumsal Boyutu. İstanbul: Pir Sultan Yayıncılık, 2001.
Türkçapar, Hakan. Alevilikte İnsan ve İnanç Felsefesi. Ankara: Gözlem Yayınları, 2019.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir