UTANÇ KÜMESİ
⌈Birol Keskin⌉
Bu ülkenin içinde yaşadığı çöküşün, derin karanlığın, her geçen gün genişleyen ahlaki erozyonun bir nedeni var:
Biz artık bir utanç kümesi olarak yaşıyoruz.
Birbirine eklenen,üst üste yığılan, toplumun en savunmasız halkalarını hedef alan utançlar…
Ve bütün bunlara rağmen süren bir sessizlik,buz gibi bir gece gibi ürkütücü.
Bugün olan bitenin sorumluluğunu yalnızca iktidara ya da muhalefete yüklemek kolaycılık olur. Elbette siyaset sorumludur, hukuksuzluğun, cezasızlığın, liyakatsizliğin kaynağı yönetim anlayışıdır. Ama bu çöküşü mümkün kılan bir başka gerçek daha var:
Toplumun,gördüğü bütün bu kötülüklerin içinden geçerken susması.
Sessizlik büyüdükçe,utancın da ağırlaştığı bir ülke burası.
Kadın cinayetleri…
Kayıp çocuklar…
Sıradanlaştırılmış şiddet…
Yoksulluğun kader gibi dayatılması…
Ve artık“mesleki eğitim” adı altında meşrulaştırılmış çocuk emeği sömürüsü…
MESEM yasasıyla, yoksul çocuklar fabrikaların karanlık köşelerine, atölyelere mahkûm ediliyor;
Büyümeden tüketilen hayatlar,görünmez zincirlerin ardında sessizce çöküyor.
“Dual eğitim modeli”adıyla süslenmiş bir sistem, ama gerçekte her çocuğun umudu biraz daha karartılıyor.
Ve toplumun önemli bir kısmı bunu görüyor ama sessiz kalıyor;
Gözlerini kapatıyor,vicdanını uyuşturuyor.
Ve işte burada en çarpıcı gerçek ortaya çıkıyor:
Bu ülkede kendi çocuklarını kurtarmadan hiçbir şey düzelmez.
Ama daha da acı olan bir gerçek var:
Bütün bunları görüp sessiz kalan bir toplumun utançtan kaçış hakkı yoktur.
Bugün hepimiz, parçaları giderek büyüyen bir utanç kümesinin içinde yaşıyoruz.
Çocukların gözlerinde çaresizlik,kadınların çığlığında haksızlık…
Yoksulların görünmezliğinde kaybolan bir insanlık var.
Ve en tehlikeli olan şey,kötülüğün sıradanlaşması, acının alışılmış bir gölgeye dönüşmesidir.
Toplum, çocukların gözlerindeki çaresizliği görüyor ama sessizliğin güvenli karanlığına sığınıyor.
Kadınların feryadını duyuyor ama kök nedenlere dokunmuyor.
Yoksulluğu biliyor ama adalet için ayağa kalkmıyor.
Bireysel acılar,toplumsal öfkeye dönüşmüyor.
Ve bu nedenle, bu ülkenin geleceği için en kritik soru şudur:
Görmek yetiyor mu?
Hayır.
Gördüğüne göre davranmayan toplum,gördüğü her kötülüğün ortağıdır.
Bir ülke,ancak kendi utancıyla yüzleşebildiği ölçüde değişebilir.
Gerçek dönüşüm, bir siyasi liderin sözüyle değil;
Çocuğunun hakkını savunmak için susmayan,karanlığı kabullenmeyen bir halkın kararlılığıyla başlar.
Bugün vicdanlarımız yorgun, kırgın, korkutulmuş olabilir.
Ama unutulmaması gereken bir gerçek var:
Karanlığı çoğaltan sessizliktir;
Kırıp geçen ise sesini geri alan toplumdur.
Ve bu utanç kümesinin ne denli ağır, ne denli iç karartıcı olduğunu anlamak için arşivlere, rakamlara, gazete kupürlerine bakmak yeter:
Çöpten bebek cesedi çıktı.. tuvaletten çocuk gelin çıktı.. çöp odadan çocuk çıktı…. kümesten çocuk çıktı… anne çocuğunu kesti, anne bebeğini yaktı.. 45 günlük bebeğe tecavüz… kalp ameliyatı olan bebeğe tecavüz… 12 yaşındaki çırak gece işyerinde bıçaklandı….
İşte Türkiye’nin son 10 yıllık Çocuk Raporu… İşte o utanç kümesinin, taşa yazılmış kanıtları.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler