ALEVİLERİN DOSTLARI İLE İLİŞKİLERİ
⌈Aziz Tunç⌉
Alevi toplumu; Türkiye, Kürdistan, Balkan ülkeleri, Azerbaycan, İran, Irak ve Suriye’de yer alan oldukça kalabalık bir kitleyi ifade etmektedir. Bu durumda Alevilerin, bölgenin sayısal gücü en fazla olan toplumsal kesimlerinden biri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ayrıca Aleviliğin dogmatik ve idealist olmayan felsefesiyle geliştirdiği inanç sisteminin, toplumsal ilerlemeden yana bir özellik taşıdığı önemle belirtilmelidir.
Bu özelliklerinden dolayı Alevi toplumu, tarihinin her döneminde egemen devletlere ve sisteme boyun eğmeyen, haksızlıklara karşı tavır alan, örgütlenme ve direnme refleksleri gelişmiş, dinamik bir toplum olmuştur.
Öte yandan Alevi toplumunun bu özelliklerine, gücüne ve imkânlarına uygun bir sosyo-politik örgütlülük içinde olduğunu söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Çünkü bu topraklarda halkların ve ezilenlerin sosyal ve siyasal amaçlarla örgütlenmeleri ve hak alma mücadelesi yürütmeleri, her zaman ve her yöntem kullanılarak engellenmiştir; bu engelleme bugün de devam etmektedir.
Bu nedenle Cumhuriyet’in ilk yıllarında, devletin despotik ve diktatoryal özelliklerinden dolayı Aleviler herhangi bir toplumsal örgütlenme geliştirememişlerdir. Engellemelere ve sınırsız, kesintisiz düşmanlığa rağmen Aleviler, bazen pasif bazen aktif direnişten vazgeçmemiş; bu amaçla çeşitli örgütlenme girişimlerinde bulunmuşlardır. Bu yöndeki ilk Alevi kurumsallaşmasının 1960’lı yıllarda başladığı bilinmektedir.
Çeşitli süreçlerden geçen yaygın ve etkili Alevi örgütlülüğü, belirtilen sürecin sonunda ve büyük emeklerle bugüne taşınmıştır. Bugün dünyanın ve ülkenin birçok yerinde bulunan bu örgütlülüğe herkesin sahiplenmesi, büyütmesi ve geliştirmesi zorunlu bir görevdir.
Alevilerin en çok görünür oldukları dönem, 1968 ve devam eden yıllar olmuştur. Bu yıllarda Aleviler, kendi örgütlülüklerinden çok, devrimci mücadelenin ana toplumsal dayanaklarından biri olarak görünür olmuşlardır.
Böyle olması, Alevi inancının sistematiğinin, felsefi özelliklerinin ve direnişçi tarihsel geçmişinin devrimci değerlere yakın ve yatkın olmasından kaynaklanmaktadır.
Belirtilen özellikler, Alevi toplumunun bütün güç, imkân ve ilişkileriyle devrimci mücadelenin doğal ve en güçlü dayanaklarından biri olmasını sağlamıştır. Her biri birer direniş destanı olan, ortaklaşmacılığı ve insani değerleri ifade eden Alevi müziği ve kültürünün devrimci mücadelenin manevi güç kaynağı olmasının nedeni de budur. Aynı şekilde Alevi müziği ve kültürü, devrimcilerin toplumsallaşmasına büyük katkı sağlamıştır.
Bu nedenle Alevi toplumu ile devrimciler, birbirlerinden ayrı iki olgu değildir. Alevilik, devrimciliğin öncülü; devrimcilik ise Aleviliğin güncel hâlidir. Bu iki olgu tarihsel, felsefi ve sosyo-politik özellikleriyle incelendiğinde, gerçeğin böyle olduğu görülecektir.
Tam da bu nedenle Alevilikle devrimcilik arasında, birbirlerini sahiplenen ve doğallığından kaynaklanan bir ilişki oluşmuştur. Devrimciler her Aleviyi kendilerinden görürken, Aleviler de her devrimciyi kendi evladı, kendi canı gibi görmüşlerdir.
Coğrafyamızda ve günümüzde bu iki toplumsal kesim arasında oluşan birliktelik, doğal olarak devletin hoşuna gitmeyen bir gelişme olmuştur. Devlet, en başından beri bu durumu değiştirmek için özel bir çaba içine girmiş; bu amaçla birçok provokasyon geliştirmiştir. Bu çalışmayı iki yönlü sürdürmüştür: Bir yandan Alevilik asimile edilerek yok edilmek istenirken, diğer yandan 12 Eylül 1980 faşist diktatörlüğünün yarattığı koşullar, Alevilerin devrimcilere düşmanlaştırılması için kullanılmıştır.
12 Eylül 1980 faşist diktatörlüğü, devrimcileri aramak ve yakalamak adı altında en çok Alevi köylerine ve Alevilerin yoğun yaşadığı mahallelere baskı yapmıştır. Devlet, yaptığı bu baskının faturasını Alevilerin içindeki zayıflıkları da kullanarak devrimcilere çıkarmak istemiş; böylece Alevilerin devrimcilere düşman olmalarını sağlamaya çalışmıştır.
Aynı devlet, Kürtlerle Aleviler arasında da ikilik yaratmaya çalışmıştır. “Kürt’ten Alevi olunamaz” söyleminden, Kürt özgürlük hareketine yönelik devlet destekli saldırılara kadar bir dizi düşmanlık politikası geliştirilmiştir.
Devletin bütün bu çabalarına ve oyunlarına rağmen Alevilerin ve Kürtlerin devrimcilerle geliştirdiği birliktelik ve birbirine sahip çıkma durumu, bazı hatalı tutumlar yaşanmış olsa da esas olarak bozulmadan bugüne kadar devam etmiştir.
Çünkü devrimciler ve yurtseverler, Alevilerin en fedakâr, en kararlı ve en gerçekçi dostlarıdır. Devrimcilerin ve yurtseverlerin Alevilere yönelik politikaları; ilerletici, dayanışmacı, özgürlüğe, adil ve eşit yurttaşlığa götürecek politikalardır.
Bu gerçekliği görmezden gelmek doğru da değildir, mümkün de değildir. Ayrıca böyle bir yaklaşım ne Aleviliğe ne de demokratik ve özgürlükçü siyasal gelişmelere katkı sunacaktır.
Bütün bu gerçekliğe rağmen Alevi kurumları içinde, devrimcileri olumsuzlayan ve devrimcilerin Alevilere zarar verdiğini ileri süren yaklaşımların tartışıldığı bilinmektedir. Buna karşılık devrimcilerin de zaman zaman Alevilerin özgünlüklerine karşı özensiz davrandıkları görülmektedir.
Bu iki tutum da hem devrimcilere hem Alevilere zarar vermekte ve her iki kesime de yakışmamaktadır. Çünkü Alevilerden kopan devrimcilerin toplumsal dayanakları zayıflayacak; devrimcilerden ayrılan Aleviler ise tarihsel, felsefi ve inançsal özlerinden uzaklaşarak öz savunma yeteneklerinin zayıflamasına yol açacaktır.
Zira Alevilerin direnişçi özellikleri, onların dünün devrimcileri olmalarından geliyordu. Ya da başka bir ifadeyle, Alevilerin direnişçi felsefesi ve inancı bugün devrimciler tarafından sahiplenilmekte ve savunulmaktadır.
Oysa öz savunma ve direniş, egemenlerin denetimine girmemiş her toplumun başvurmak zorunda kaldığı yaşamsal bir mücadele yöntemidir. Bu yönteme tarihin her döneminde ve en çok başvuran toplumlardan biri de Alevi toplumu olmuştur.
Bu nedenle zulme, zalime ve haksızlığa karşı mücadeleyi esas alan Alevilerin, devrimcilerden uzaklaşma lüksü yoktur. Aynı şekilde devrimcilerin de Alevilerin farklılıklarına özen göstermeyecek kadar tecrübesiz ve halktan kopuk davranmaları söz konusu olamaz.
Bu gerçeklik, 1978 Maraş Katliamı’nda çok net bir biçimde ortaya çıkmıştır. Devrimcilerin bulundukları mahallelerde ortaya koydukları direniş, halkın da direnişe dâhil olmasını sağlamış ve faşist saldırganların püskürtülmesine imkân yaratmıştır. Buna karşılık devrimcilerin olmadığı ya da halkın devrimcilerle yeterli düzeyde ilişkilenmediği mahallelerde faşistler her türlü zorbalığı yapabilmişlerdir.
Bu tarihsel yaşanmışlık ve benzeri birçok örnek, Alevilerle devrimcilerin ve yurtsever Kürt hareketinin birliğini zorunlu kılmaktadır.
Bu nedenle devrimci-yurtsever güçler Alevilerin inançlarına saygı duymalı; Aleviler de devrimcilerden ve yurtseverlerden uzak durmamalıdır. Aleviler, Kürtler, devrimci-yurtsever güçler ve tüm ezilenler; dayatılan katliamları ve soykırımları yaşamamak için birlikte olmaya mecbur ve mahkûm olduğumuzu bilmek durumundayız.
Çünkü bu devlet, devrimcilere düşman olduğu gibi Alevilere ve Kürtlere de düşmandır. Dostlarımızla birlikte olmak, yalnızca kıyımlardan korunmamızı sağlamayacak; aynı zamanda özgür ve eşit bir geleceği kurmamıza da imkân verecektir.
Dolayısıyla birlikte olmamızın çok önemli ve yaşamsal nedenleri bulunmaktadır.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler