Cts. Tem 25th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

RAMAZAN GENELGESİ VE ALEVİLER

⌈Aziz Tunç⌉
Türk devletinin Mili Eğitim Bakanı 81 vilayetin Milli Eğitim Müdürlüklerine, Ramazan Genelgesi diye adlandırılan bir genelge göndermiş. İlgili müdürlükler de genelgeyi çok bekliyorlarmış gibi hızlıca uygulamaya başlamışlar. Hatta gericilik- ırkçılık söz konusu olduğunda hayli yaratıcı olan Türk devletinin memurları genelgeye   birçok katkıda bulunmuşlardır.

Yayınlanan genelgeye göre bütün okullarda bir ay boyunca, Ramazan Bayramı’na ilişkin etkinlikler yapılması öngörülüyor. Sözkonusu  etkinliklerde öğrencilere dini eğitim verilmesi, öğrencilerin oruç tutması, namaz kılması ve islam dininin gereklerini yerine getirmesi dayatılmaktadır.  Bilindiği gibi yıllardır, Ramazan ayında oruç tutmayanlara yönelik uygulanan  mahalle baskısıyla, namaz kılanların camilerin önünü  ve etrafını işgal ederek yolları kapatmaları ve geçenleri namaz kılmadıkları iddiasıyla suçlamalarıyla DAİŞ’çi Sünni/İslam anlayış, topluma dayatılmıştır.

Bu genelgeyle namaz kılmayan, oruç tutmayan başta Alevi çocukları  olmak üzere diğer toplumsal kesimlerin çocuklarına ve genel olarak bütün topluma,  devlet destekli bir baskı uygulanmak istenmektedir.  Çünkü devlet, “kinci-dinci nesil yetiştireceğini” uzun süre önce ilan etmişti, bugün ilan edilen o proje uygulanmaktadır.

Bütün bunların yanında Alevi- Bektaşi Cemevi Başkanlığı kurularak,   ÇEDES projesi uygulanarak, Cemevleri kültürel mekanlar olarak  kodlanarak  Alevilere ve Aleviliğe doğrudan saldırılar yapılmıştır. nBu saldırılarla oluşturulan toplumsal baskılar dini  görevlerlerini yerine getirmek isteyen insanların doğal refleksleri değildir. aynı şekilde devletin düzenlemeleri  Aleviliğin tanınması
olarak görülemezler.

O nedenle Ramazan genelgesi de basit bir düzenleme değildir. Tam tersine bu genelge DAİŞ’çi/Sünni- İslam anlayışının resmi devlet politikasına dönüştürülerek ve devletin zor yöntemleri kullanılarak topluma dayatılmasıdır.

Çünkü devlet  Alevililği, hakim kılmak istediği  DAİŞ’çi/Sünni- İslam’a engel olarak görmektedir. Ayrıca Alevilerin inançlarına bağlılığından ve mücadelesinden  ürkmektedir. Bu nedenle devlet,  sistemli ve sürekli  bir biçimde Aleviliğe ve Alevilere saldırmaktadır. Ancak bu Ramazan Genelgesi  kapsamı itibarıyla,  söz konusu saldırılardan, bir hakkın gasp edilmesinden yada bir zorbalık uygulamasından  daha fazlasını içermektedir. Bu genelge stratejik olarak Aleviliği ve Alevileri yok etme planının uygulanmasıdır. O nedenle sorun,

Alevilik ve Aleviler için bir varlık yokluk sorunudur. Aleviler açısında sorunu bu düzeyde önemli kılan bir diğer gelişme de   Alevilerin bölgesel ölçekte, Suriye’de, Balkanlarda  yaşadıkları baskılardır.
Ayrıntıya girmeden belirtmek gerekir ki Alevi toplumu, Sünni/İslam DAİŞ’çiliğin geliştirilerek egemen kılınmak istendiği  bütün bölge ölçeğinde, yaşamsal risk altında bulunmaktadır. Alevilerin tarihleri boyunca insani değerlere sahip çıkan bir inanç sistematiğine sahip olmaları ve buna uygun bir yaşam pratiği geliştirmeleri Alevileri bugünün zorba devletlerinin
de hedefi yapmıştır.

Geçmişten farklı olarak bugün içinde bulunulan risk çok daha kapsamlı çok daha derinlikli ve çok daha tahrip edici ve gerçek anlamda yaşamsaldır. Bu riskin üç noktada ele alınmasında fayda vardır. Birincisi, Alevilerin uluslararası bir örgütlülük geliştirmeleri zorunlu ve güncel bir görev haline gelmiştir. Bölge ölçeğinde Alevilere yapılan saldırılara karşı mücadele etmek için böyle bir örgütlülüğe ihtiyaç olduğu açıktır.

Sözkonusu riskin ele alınması gereken ikinci boyutu, bölge ölçeğinde Alevilerin toplumsal varlıklarını ve yaşamını riske ederek Aleviliği yok etmek isteyen en temel güç olan Türk devletiyle ilgilidir.  Türk devletine karşı sürdürülen demokrasi mücadelesinin daha etkili ve sonuç alıcı olmasını sağlamak, Alevilerin temel görevine dönüşmüştür ve bunun için Alevilerin daha faal bir tutum izlemesi gerektiği dayatmış bulunmaktadır.  Alevilerin karşılaştıkları yaşamsal riskle ilgili üçüncü nokta ise, Alevilerin son derece önemli olan mevcut örgütlülük, perspektif ve imkanlarının ihtiyaca uygun bir düzeye taşınmasının gerekliliğidir.

Aynı şekilde başarılı bir mücadele pratiği için Alevilerin ittifaklarını güçlendirmesine ihtiyaç vardır. Belirtilen üç noktaya bütünlüklü bakıldığında, Alevilerin örgütlülük düzeylerinin ve mücadele imkânlarının, devletler tarafında yürütülen böylesine sistemli ve çok yönlü soykırım saldırılarını püskürtmek için yeterli olmadığı açıktır. Bu eksikliği aşmak için Aleviler, sahip oldukları imkânları güçlü bir biçimde değerlendirerek, farklı toplumsal gruplarla ittifaklarını geliştirmeli, tahkim etmelidirler. Şüphesizi müttefikler, Alevilerin risklerini ortada kaldırmayacaklardır, ama riskleri aşmak
için önemli bir güç sunacaktır.

Bu anlamda Aleviler, iki temel stratejik müttefikleri olan demokratik Kürt siyaseti ve devrimci demokratik güçlerle ilişkilerini güçlendirmenin yollarını bulabilecek veya yaratacaklardır. Bugünün koşullarında halka dayalı olan demokratik Kürt siyaseti, varlığı ve mücadelesiyle, yayılmacı Türk devletinin geliştirip büyüttüğü DAİŞ’çi cihatçı siyasetin karşısında yer alanyegane demokrasi gücüdür. Demokratik Kürt siyasetinin etkilediği  Kürt halkının büyük çoğunluğu, DAIŞ/HTŞ/HÜDA-PAR gibi cihatçı çevrelerin karşısında yer almaktadır. O nedenle demokratik Kürt siyaseti, Alevilerin doğal müttefikidir ve Alevilere yönelik risklerin yok edilmesinde  önemli bir rol oynayacaktır.

Aynı şekilde devrimci- demokratik çevreler de Alevilerin  doğrudan müttefikidirler ve Alevilerin taleplerinin gerçekleşmesine büyük bir katkı sunabileceklerdir. Alevilerin ikinci derecede müttefik olarak  ilgilenmesi ve ilişkilenmesi gereken bir diğer odak,  Avrupa halkları, demokratik kurumları ve hatta demokrasiye sahip çıktıkları oranda Avrupa devletleridir. Belirtilen güçler, ya Alevilerle birlikte olacaklar, yada Türk devletinin besleyip büyüttüğü cihadist DAİŞ ve HTŞ çetelerinin yaratacağı ve sadece Alevilere değil bütün  insanlığa zarar verecek olan  tahribatlara katlanacaklardır. O nedenle

Alevilerin mücadelesi bütün insanlığın mücadelsine dönüşmüş durumdadır.  Alevilerin  bu sorunları ve zorlukları  aşılmaz değildir. Ayrıca tarih Alevileri bu sorunları aşması gereken önemli bir güç olarak konumlandırmaktadır. Aleviler,  tarihsel  olarak karşılarına çıkmış olan  bu rol ve görevden kaçınamazlar.

Doğrusu  Alevilerin, bu görevden uzak durmalarına gerek de  yok. Alevilerin bu görev için “hoş geldi sefa geldi” diyeceklerinden de kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Tam aksine  her sürekte Aleviler, bir bütün olarak karşılarına çıkan bu yeni durumu  gündemlerine  alacak ve   gerekli süreçleri işleteceklerdir. Alevilerin hem karşı karşıya oldukları  yaşamsal tehlikeden kurtulmak için hem inançlarına
uyg un olduğundan dolayı hem de  tarihsel geçmişlerinin devamı olarak bu görevi üstlenmesi onurlu ve tarihi bir sorumluluktur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir