Çalınmış Bayramlar ve Konforumuzun Etik Yükü! Erdoğan Doğan
⌈Erdoğan Doğan⌉
Bayram; neşe, kavuşma ve bolluk demektir. Ancak şair Abdurrahim Karakoç’un kaleminden dökülen o meşhur “Bayram” şiiri, bize madalyonun öteki yüzünü, yani “yokluğun bayramını” en çıplak haliyle gösterir. Şiirde, güneş yükselmeden camiden dönen bir babanın, evindeki derin sessizlikle imtihanına şahit oluruz.
Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı
Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı…
Karakoç’un bu dizeleri sadece bir yoksulluk manzarası değil, sistemin dişlileri arasında ezilen insan onurunun çığlığıdır. Geçenlerde bir dostumla bu şiir üzerine hasbihal ederken, konunun sadece edebi bir hüzün olmadığını, bugünkü yaşam standartlarımızın altında yatan o sarsıcı gerçeği konuştuk. Dostumun şu tespiti meseleyi özetliyordu: “Onların fakir olmaları, başkalarının zengin olduğundandır. Yani, hırsız bellidir.”
Köprü mü, Uçurum mu?
Geçmişteki yoksulluğu, bugünkü refahımıza ulaştıran bir “köprü” olarak görmek bazen bir teselli olsa da, bu durum adaletsizliği meşrulaştırma riski taşır. Şiirdeki o “sırtı yamalı” çocuğun bayram sevinci, babasının boğazında düğümlenen bir “off” sesine dönüşüyorsa, burada bir “ilerleme” değil, kolektif bir borç vardır.
Sohbetimiz sırasında dostumun şu sorusu zihnime kazındı: “Bu doğrudan bizim suçumuz olmayabilir ama gerçeği değiştirmez; bizim rahatımızın bedelini fakir ülkelerdeki insanlar ödüyor.” Gerçekten de, Karakoç’un dizelerindeki o “yok yoka karışmış” hali, bugün dünyada bir tarafın aşırı tüketimiyle diğer tarafın temel ihtiyaçlara erişememesi arasındaki o karanlık illiyet bağının özetidir.
Konforun Etik Yükünü Omuzlamak
Modern dünya bizi, sadece kendimizi ve çekirdek konforumuzu düşünmeye sevk eden bir illüzyonun içine hapseder. Kapitalizmin açgözlülüğü bizi sürekli “daha fazlasına” iterken, aslında bizi ruhsuzlaştırıyor. Dostumun deyimiyle, “Kendi konforumuzun taşıdığı etik yükü omuzlamak kolay değil.” Bu düzenin içinde nefes alırken tamamen masum kalmak imkansız olsa da, bu ağırlığı hafifletmenin yollarını aramak zorundayız.
Karakoç’un şiirindeki baba, çaresizlikten “evinden kaçmıştı.” Bizim bugün o evlere, o gönüllere geri dönüp el uzatmamız, vicdanımızın pasını silmemiz gerekiyor. Sistemin bizi sürüklediği bu “konforlu hapishanede”, başkalarının mahrumiyetine kör bakmak, ruhun en büyük yoksulluğudur.
Dünya düzeni ne kadar acımasız olursa olsun, biz bireysel ve kolektif olarak farkındalığımızı diri tutmalıyız. “Yine de biz mücadelemizi verelim” diyerek bitirdiğimiz o dost sohbetindeki gibi; sızlayan bir vicdan, en büyük insanlık nişanıdır.
Unutmamalıyız ki; refah içinde yaşarken başkasının mahrumiyetini hissetmek, bizi sadece “tüketici” olmaktan çıkarıp “insan” yapar. Çünkü;
”Bayram” diyemeyenlerin dünyasında, farkındalığın kendisi de bir bayramdır.
20.03.2026

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler