Çar. Nis 29th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Tarihçi Kazım Gündoğan Hamburg’da Konuştu: “Soykırım, Yapısal Şiddetin Sürekliliğidir”

⌈Mehmet Tanlı ⌉ Tarihçi ve araştırmacı, “Dersimin Kayıp Kızları” kitabının yazarı Kazım Gündoğan, Hamburg’da düzenlenen Ermeni Soykırımı’nın 111. yıl dönümü anma etkinliğinde yaptığı kapsamlı konuşmayla dikkat çekti. Gündoğan, konuşmasında soykırım, inkâr, hafıza, yüzleşme ve adalet kavramları üzerinden tarihsel ve güncel değerlendirmelerde bulundu.

“Bu Sadece Bir Anma Değil”
Gündoğan, konuşmasının başında etkinliğin yalnızca geçmişi anma amacı taşımadığını, aynı zamanda tarihsel şiddeti analiz eden ve bu şiddetin sürekliliğine karşı politik bir duruş ortaya koyan bir müdahale olduğunu vurguladı.

Gündoğanın konuşmasının tam metni şöyle:

Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Soykırımın 111. Yıl Dönümü Anma Etkinliği (25 Nisan 2026, Hamburg) Açılış Konuşma Metni Sayın konuklar, değerli katılımcılar, Bugün burada, 24 Nisan 1915 Ermeni Soykırımı’nı (111. Yil) anma vesilesiyle bir araya gelmiş bulunuyoruz. Ancak bu buluşma, yalnızca geçmişe dönük bir hatırlama pratiği olarak değil; aynı zamanda tarihsel şiddet biçimlerini analiz eden, bu şiddetin sürekliliklerini görünür kılan ve bu sürekliliklere karşı etik-politik bir pozisyon alan kamusal bir müdahale olarak değerlendirilmelidir. Bu çerçevede konuşmamı dört temel kavram etrafında yapılandırmak istiyorum: inkâr, hafıza, yüzleşme ve adalet. İnkâr: Yapısal Şiddetin Sürekliliği ve Meşrulaştırılması 1915’te, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde gerçekleşen Ermeni Soykırımı çoğu zaman istisnai bir tarihsel kırılma olarak ele alınmaktadır. Oysa bu yaklaşım, hem analitik hem de tarihsel açıdan yetersizdir.

Soykırım, bir kopuştan ziyade, uzun erimli bir yapısal şiddet rejiminin radikalleşmiş bir aşaması olarak anlaşılmalıdır. Söz gelimi Osmanlı’daki cizye sistemi yalnızca mali bir düzenleme değil; gayrimüslim toplulukları (Ermeni, Rum, Süryani ve diğer Hristiyanlar) sistematik biçimde ikincilleştiren bir hukuki-siyasal rejimdi. Bu eşitsizlik düzeni, 19. yüzyılın sonlarında, özellikle 1894–96 Ermeni pogromlarıyla birlikte açık ve kitlesel şiddet biçimlerine evrilmiştir. Bu tarihsel zemin üzerinde yükselen İttihat ve Terakki, ırka dayalı bir ulus-devlet inşasını merkeze alan kapsamlı bir dönüşüm programı geliştirmiştir.

Ancak bu program yalnızca seküler bir milliyetçilik projesi olarak okunamaz. Aksine, Türkleştirme, İslamlaştırma ve mülksüzleştirme süreçlerinin iç içe geçtiği çok katmanlı bir yeniden yapılanma sürecidir. Bu bağlamda soykırım, yalnızca Türk uluslaşmasının ya da etnik milliyetçiliğin bir sonucu değildir. Aynı zamanda siyasal İslam’ın mobilize edici ve meşrulaştırıcı bir ideolojik çerçeve olarak işlev gördüğü bir süreçtir. Gayrimüslim toplulukların “öteki” olarak kodlanması, dinsel referanslarla düşmanlaştırılması ve hedef haline getirilmesi, şiddetin toplumsal meşruiyet üretiminde belirleyici olmuştur. Bu süreç aynı zamanda geniş ölçekli bir mülkiyet transferi ve sermaye birikimi mekanizması olarak işlemiştir. El konulan topraklar, ticari varlıklar ve ekonomik ağlar, yeni bir Müslüman-Türk egemen sınıfın oluşumunda belirleyici rol oynamıştır.

Dolayısıyla soykırım yalnızca bir yok etme süreci değil; aynı zamanda ekonomik, demografik ve siyasal düzeylerde bir yeniden kurma sürecidir. Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte bu yapısal miras ortadan kalkmamış; farklı biçimler altında süreklilik kazanmıştır. Bu nedenle soykırımcı politikaları tarihsel olarak kapanmış bir dönemle sınırlamak mümkün değildir. Hristiyan toplulukların yanı sıra Kürtler ve Kızılbaş/Alevi topluluklara yönelik dışlayıcı ve şiddet temelli politikalar da bu sürekliliğin parçalarıdır. İnkâr politikaları ise bu sürekliliğin üzerini örten ideolojik bir aygıt işlevi görmektedir. Hafıza: Direnişin Epistemolojisi İnkârın karşısında duran en temel alan hafızadır. Ancak hafıza, burada yalnızca bir hatırlama pratiği değil; aynı zamanda bir bilgi üretim biçimi ve bir direniş epistemolojisi olarak ele alınmalıdır.

Bu bağlamda Dersim Tertelesi ve Alevileştirilmiş Ermeniler üzerine yürütülen çalışmalar, inkâra karşı geliştirilen kolektif hafıza direnişinin somut örnekleridir. Bu çalışmalar, soykırımlar zincirinin önemli bir halkasını oluşturduğu gibi, hafıza inşa sürecinin de kritik bir parçasıdır. 1894–96 pogromları ve 1915 Soykırımı’ndan sağ kurtulan Ermeniler, çoğu zaman kimliklerini kamusal olarak sürdürebilecek toplumsal ve kurumsal dayanaklardan yoksun kalmışlardır. Bir kısmı Alevi topluluklar içinde Alevileşmiş, bir kısmı ise Müslüman topluluklar içinde kimliklerini gizleyerek yaşamak zorunda kalmıştır. 1937–38 Dersim Tertelesi ise esas olarak Kızılbaş Kürt ve Zaza topluluklara yönelik bir soykırım olmakla birlikte, aynı zamanda geride kalmış Ermenileri de hedef almıştır.

Bu tarihsel deneyim, iki ayrı şiddet momentini içeren bir sürekliliğe işaret eder: •

Birinci Tertele: 1915 Ermeni Soykırımı •

İkinci Tertele: 1937–38 Dersim Soykırımı Bu çift katmanlı travma, ırka dayalı ulus-devlet inşasının dışlayıcı karakterini ve yapısal şiddetin sürekliliğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu hafızayı görünür kılmak ve korumak, yalnızca akademik bir faaliyet değil; aynı zamanda açık bir politik müdahaledir. Yüzleşme: Tarihsel ve Güncel Boyut Hafıza, yüzleşmeye dönüşmediği sürece siyasal etkisini sınırlı biçimde gerçekleştirebilir. Yüzleşme, yalnızca geçmişte yaşananların kabulü değil; aynı zamanda bu süreçlerin bugünkü toplumsal, ekonomik ve siyasal yapılar üzerindeki etkilerinin tanınmasıdır.

Bu nedenle soykırımlar, yalnızca kimlik temelli şiddet olarak değil; aynı zamanda toprak, mülkiyet, ekonomi ve sermaye ilişkilerinin zor yoluyla yeniden düzenlenmesi olarak da ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, yüzleşmeyi yalnızca etik bir alanla sınırlamaktan çıkararak politik ve ekonomik bir sorgulama düzlemine taşır. Bu kapsamda bir yüzleşme, hem hakikatin kabulünü hem de iyileşme sürecinin koşullarının oluşturulmasını mümkün kılacaktır.

Adalet: Mütevazı Katkıdan Onarici Adalet Mücadelesine Yürütülen çalışmalar, nihai bir çözüm iddiası taşımaktan ziyade, yüzleşme ve adalet mücadelesine mütevazı bir katkı sunmayı hedeflemektedir. Ancak küçük ölçekli hafıza ve hakikat çalışmaları ne kadar değerli olursa olsun, soykırımlarla gerçek anlamda hesaplaşmak ve yeni şiddet biçimlerini önlemek için daha geniş ölçekli kolektif mücadelelere ihtiyaç vardır. Yüzleşme ve adalet mücadelesi, tekil olaylarla değil; bu olayları ortaya çıkaran sistemsel ve kurumsal yapılarla hesaplaşma yoluyla mümkün olabilir. Bunun icin sadece adalet degil, onarici bir adalet mucadelesi tüm toplumlarin mücadele stratejisi olarak kabul görmelidir. Ortak Direniş ve Dayanışma Bu bağlamda bugün burada gerçekleştirilen bu etkinlik, yalnızca bir anma değil; aynı zamanda bir hafıza direnişi pratiği ve güçlü bir politik çağrıdır.

Bu çağrı yalnızca belirli bir topluluğa değil; soykırım mağduru tüm halklara yöneliktir. Soykırımcı ideolojiler (milliyetçilik, ırkçılık ve siyasal din temelli dışlayıcı ideolojiler) farklı biçimlerde varlıklarını sürdürmektedir. Bu nedenle bu ideolojilere karşı mücadele de parçalı değil; ortak, örgütlü ve dayanışmacı olmak zorundadır. Küçük direnişler kıymetlidir. Ancak tarihsel hesaplaşmaların derinleşmesi ve geleceğin korunması için çok daha güçlü birlikteliklere ve ortak direniş stratejilerine ihtiyaç vardır. Son olarak; Değerli katılımcılar, Bugün burada yaptığımız şey yalnızca bir anma değildir. Bu, aynı zamanda bir hafıza direnişi, bir epistemik müdahale ve bir politik duruştur.

Dersim Tertelesi ve Alevileştirilmiş Ermeniler üzerine yürüttüğümüz çalışmalar; inkâra karşı hafızayı savunmanın, hakikati görünür kılmanın ve adalet mücadelesine katkı sunmanın somut bir ifadesidir. Aynı zamanda bu çalışmalar, daha geniş bir çağrıyı da içinde barındırmaktadır: İnkâra karşı hafıza; hafızadan hakikate, hakikatten yüzleşmeye, yüzleşmeden adalete ve adaletten ortak, demokratik, özgürlükçü bir yaşama…

Hep birlikte… Teşekkür ederim. Sevgi ve saygılarımla”

Fotoğraflar: ©️ Hamburg Eyalet Siyasi Eğitim Merkezi/Lukas Engelhardt

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir