Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

USTAM MUSA EROĞLU

 

“Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü” bu yıl Musa Eroğlu’na verildi. Geç kalan ödül olmasına karşın yine de seçici kurulu kutluyorum. Musa Eroğlu bu ödülü ürünleriyle, yorumuyla, duruşuyla çoktan hak eden bir sanatçı ve halk insanı…

Mersin’in Mut ilçesinden elinde bir bağlama ile Ankara’ya göç eyliyor. Elinde bağlaması ile çocuklarını ve ailesini geçindirmekle birlikte halk müziğine de bir yaşam adıyor. Bir sohbette, “gece çalıştığım için 15 yıl güneş yüzü görmedim, bugün mecbur kalsam yine çalışırım,” diyen bir müzik emekçisidir.

Uzun yıllar Ankara’nın Mamak ilçesi Saime Kadın Mahallesindeki gecekonduda yaşıyor. Başkent Ankara’daki evinin kapısı Anadolu’dan gelen tüm Halk Ozanlarına gündüz – gece hangi saatte olursa olsun açıktır. Fatma yengenin yüzünden gülümseme eksik olmaz ve hemen gelenlere sofra kurulur. Musa Eroğlu’nun bizlerin türkü dedesinin evi bir dergâh gibidir.

Maltepe’den bir daire alıp taşındığı sırada bir de bakar ki gecekondunun çatı katında bir yığın kitap var. Büyük bir çoğunluğu dini kitaplar. Bir sohbetimizde; “Ali, dini kitap okuduğum kadar başka kitap okusaydım, bir kaç üniversite bitirirdim,” diye espri yapmıştı. Oysa o okuduğu kitaplarla hem dini daha objektif değerlendirmeyi öğrenmiş, hem de Aleviliğin kendine özgü, Anadolu kültürü, yaşam biçimi, inancı olduğunu anlamaya başlamıştı. Daha sonraki yıllarda Sümerlerden kalma, bulunan 4 bin yıllık saz çalan ve semah dönen insan figürleri ile 14 bin yıl öncesine ait bulunan Göbeklitepe kendisinin bu düşüncesini ispatladı. Bu durum ilerideki sanat yaşamına yön verecek belki de bir kaç üniversiteyi bitirmeyle edinilebilecek deneyim ve öngörü kazandıracaktı.

ANADOLU’NUN SESİ: MUSA EROĞLU

Musa Eroğlu’nun Alevilik anlayışı Pir Sultan’cadır. Aleviliği dünden bugüne taşıyanların Halk Ozanları olduğuna inanır. Halk ozanlarının şiirlerinin doğru bir şekilde incelendiğinde Aleviliğin daha iyi anlaşılacağına inanır. Birçok sanatçının cesaret edemediği dönemde ”Pir Sultan Abdal’ın “Koyun beni Hak aşkına yanayım/ Dönen dönsüm ben dönmezem yolumdan” şiirini besteleyerek duruşunu göstermiştir.
Çalışmalarında toplumcu ozanların şiirlerine yer vermiştir. Mihneti Baba’nın ”Terini aş eden emekçi kardeş/Bir türlü yerini bulamıyorsun/Sen yalnız değilsin ben sana yoldaş/Yenilmez gücünü bilemiyorsun,” şiirini besteleyerek, emekçilerin güçlerini kendilerine göstermeye çalışmıştır.

”Dostluk köprülerin yıkılır oldu/Zalimin zulmüne bakılır oldu/Ozanın yazanın yakılır oldu/Yanar Anadolu’m Sana Yanarım”ı besteleyerek, yaşadığı çağın resmini tarihe not düşmüştür.

Aleviliği en iyi algılayan ozanlarımızdan Âşık İbreti’nin şiirlerinin halka duyurulmasında öncü oldu. İnsanlar yaşadıkları Alevilik ile Şiileştirilmek istenen Alevilik arasında bir bağ kuramıyorlardı ama bütün anlatımlar da Şiileştirme temelinde yapılıyordu. Ama Aşık İbreti’nin şiirleri gerçek Aleviliği anlatıyordu. Musa Eroğlu’nun araştırmaları ve Alevilik anlayışı ile bütünlük sağlıyordu. Ne güzel söylemiş İbreti Baba ”İbreti’yim varlığımız bitmezdi/İnsanoğlu yanlış yola gitmezdi/Ayrı ayrı devlet icap etmezdi/Dünyaya bir bayrak diker giderdim”

Alevi müziği sözel müziktir. Söz çok önemlidir. Herkesin saz çalmayı öğrendiği bir dönemde, söz ihmal edilir oldu. Müzikte çok ileride bulunan bazı kişiler sıradan şiirlerin sonuna Ali, dost, HÜ gibi sözcükleri ekleyerek sulandırırken, Musa Eroğlu sözlere önem verdi ve halk ozanlarının bir çok şiirlerine ses oldu.

Aziz Nesin “Türkiye’de her üç kişiden beş tanesi şairdir” demişti. Herkesin kendisini şair olarak gördüğü bir dönemde, Musa Eroğlu besteleyeceği şiirleri seçerken çok özenli davranırdı. Seçtiği, bestelediği şiirlerin hemen hepsi içerik ve sanatsal açıdan dolu şiirlerdi. Bazıları usta malı denilen şiirlerin mısralarındaki kelimeleri değiştirerek yeni şiirmiş gibi sunmaya çalışırken, Musa Eroğlu bu tahripleri tesbit edip şiirin gerçeğini ortaya çıkarıyordu.

Âşık Hüdai, Âşık Mahzuni Şerif, Davut Suları gibi onlarca ozanın şiirlerini bestelediği gibi kendisi de bazı eserlerinin sözlerini yazıyor. ”Telli turnam selam götür/Sevdiğimin diyarına/Hasret kimseye kalmasın/Sevdalılar ayrılmasın/Ben yandım eller yanmasın/Sevdanın aşkın narına” gönüllere hitap ediyor, sevdalıların sevdalarını dile getiriyordu. Kendisi ne kadar da şair değilim dese de yazdıkları oldukça ustaca yazılmış şiirlerdir.
Musa Eroğlu’na verilen “Dostluk ve Barış Ödülü” anasının ak sütü gibi helaldir. Hak etmiştir. Hatta geciken bir ödüldür.
Kendisinin 1984 yılından beri muhabbetlerinde, konserlerinde, albüm çalışmalarında yanında oldum. Birçok insana nasip olmayacak bir yaşam ve deneyim oldu benim için. Bu yolculukta çoğaldım, biriktirdim ne kadar çok şey öğrendim.
Büyük Ustam, seninle yol yürümek bana çok şeyler kattı. İyi ki seni tanımışım, yol arkadaşlığı etmişim, Üstadım, Ustam, Yoldaşım, Dostum, Gönül insanı Musa Eroğlu.
Musa Eroğlu çocukların, gençlerin, sevdalıların, türkü severlerin Türkücü dedesidir. Nefesi bol, ömrü uzun, nice sağlıklı günlerde türkü söylemeyi ve üretmeyi sürdürsün.

Görmez olana göz, konuşmaza dil
Olmuş bağlamayla Türkücü Dede
Gönül bahçesinden kini nefreti
Yolmuş bağlamayla Türkücü Dede

Kimi ağıt yakmış, haykırmış bozlak
Hoşgörüyle bakmış, yüreği ap ak
Çıkarsız dostluğu beste yaparak
Bulmuş bağlamayla Türkücü Dede

Düşünmüş her şeyi gayet derine
Acı söz dememiş dostun birine
Ahuzarda kalan gülün yerine
Solmuş bağlamayla Türkücü Dede

Adım Adım Toroslardan dünyaya
Dolaştı gün be gün dert saya saya
Çağan Ali gönüllere sevdaya
Dolmuş bağlamayla Türkücü Dede

#musaeroglu
#musadede

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir