Sal. Şub 3rd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Alevilikte Doğa İnancı ve İnsan

-Turabi Saltık-
Daha en başında ilk semavi dinler Firavunların döneminde ortaya çıkmıştı. Musa önderliğinde gelişen Yahudi inancından sonra Hıristiyan inancı bir toplumsal yapı olmuştu. Hıristiyanlık ortaya çıktıktan dört yüz yıl sonra Roma’nın resmi devlet dini oldu. İktidar hırsı inancı araç etti. Roma inançlarla dünya üzerinde etki kurdu. İsa’dan altı yüz yıl sonra İslamiyet ortaya çıktı. Roma’da olduğu gibi Arap toplumunda da devletin sözcüsü, temsilcisi Muhammed dönemiydi. Bölgede pek çok eski kültürlere ve inançlara İslamiyet dayatıldı.
Alevilik ise toplumların inançlarından, kültürlerinden, tarihi birikimlerinden özgün bir öğreti oluşturdu. Sosyolojik gelişime uygun olarak bir inanca dönüştü. Ne var ki bütün varlığına rağmen Türkiye’de resmi olarak yok sayılmakta, inkâr edilip yadsınmaktadır. Alevilik; en eski, en geleneksel olanı, en çağdaş olanla buluşturmuş öyle bir öğreti oluşturmuştu.
Alevilik, insanı merkeze koyan bir felsefedir. Bir kültür, bir inanç, bir yaşam olarak toplumsal bir olgudur. Pek çok inanç ve kültür mirasının en uzak geçmişinde oluşmuştur. Onun felsefi yanı doğadaki varlıkların ve insan ilişkilerinin tasarımıdır. Bu toplumsal bir tasarımdır, komüncü ve eşitlikçidir. “Varlığın birliğini” savunarak “birlikte bölüşümü” esas alır. Dünya, insanlığın ortak evidir. Nimetleri de ortaklaşmalıdır.
Aleviler, Alevi öğretisi içinde doğaya bağlıdırlar. Onlar doğa inançlarını terk etmediler. İnançlarını akılla buluşturdu bir yol oluşturdular. Bu yol, aydınlığa, ışığa giden zahiri ve batini bir yoldu.
Alevilere göre evren, sınırı olmayan bir birliktir. Alevi öğretisi, bu birlik içinde doğa ve insan dostudur. Alevilikte; her şeyin bir canı, ruhu vardır. Dağın, taşın, ağacın, ırmağın, börtü-böceğin yani doğadaki tüm canlı, cansız varlıkların canı, ruhu vardır. Hiçbir canı incitmemek gerekir. “İncinsende incitme” bu demektir. Bundan dolayı, öğretileri, doğayla dosttur. Onlar doğanın tahrip edilmesine, insanın insanca yaşayacağı ortamın yok edilmesine karşıdırlar.
Alevi öğretisinde tüm kültür ve inanç eylemlerinde, Dedeler, Pirler kendilerini var eden kurumları, kuralları oluşturduklarında inançlarının merkezine insanı ve doğayı koydular. Yüzlerini hep doğaya döndüler. Kendilerine özgü, yaşam ve inançları hayata geçirdiler. İnsanın mutluluğuna dayanan öğretiyi savundu; aydınlık yüzlü fikirlerle buluştular.
Aleviler, felsefi olarak, “birlikte bölüşümü” esas aldılar. İnançlarını yol’u, erkanını cemlerde gerçekleştirdiler. Kimseyi inançlarından dolayı ayıplamadılar. Dünyaya; hırsla, kinle değil, sevgiyle, hoşgörüyle baktılar. Toplumsal tasarımını bu anlayış üzerinden geliştirdiler.
Aleviler, tarihsel süreçten günümüze kendi varlıklarını korumak için pek çok bedeller ödediler. Her defasında zulümle karşılaştılar. Osmanlı’nın dinsel uygulamaları olan şeriat öğretisi; onları, her zaman yok etmeye çalıştı. Ortaçağ engizisyonu benzeri uygulamalarla karşılaştılar. Tarihte salt inançlarından, yaşam biçimlerinden dolayı, pek çok defalar katliamlara uğradılar. “Mum söndü”, “kâfir”, “katli vacip, kanı helal”, “nikâhı geçersiz” gibi en aşağılık iftiralarla karşılaştılar. Buna rağmen, felsefelerinin temeli; hoşgörü ve barış oldu. Şiddeti reddettiler.
Alevilikte, Allah korkusu, cennet, cehennem korkusu yoktur. Hakk sevgisi vardır. Her şey insandadır. İnsanı sevmek, inancın esasıdır. Secde edilecek en büyük mihrap ve makam insandır!
Aleviliğin felsefesi, dünya insanlığına sevgiyle, hoşgörüyle bakmaktır. Onların temel kültürü bu konuda büyük bir mirasa sahiptir. Esası; doğa, insan sevgisi üzerine gelişmiştir. Sevgi, coğrafyamızda yaşayanları birleştiren ortak bir kültürdür. Alevi inançları; lokmanın, niyazın, cemin, ev sahibi-konuk iliskileri, büyük-küçük ilişkileri, aile protokolü, mal, miras paylaşımında, sözlü kurallara; bir hukuk yöntemi olan “dara çekme” ile yargılama içerisindeki insan bilgisinin önemine kadar yansımıştır.
Alevi, Mürşidi Kamilleri dünyalarını sevgi-hoş görü üzerine kurmuşlar. İnsanı ayırmadan; “inançsızda olsa aç olanı doyurunuz” derken bile önce “aklınızı doyurun” demiş, dayanışmayı, lokma ve niyazın temeli saymış, dünya insanlarını kardeş bilmişler. Bu anlayışla; “Hakk insanın göğsünü nurla bezedi.” Göğsümüz bizim gönül evimizdir. “Gönül evinizi alçak gönüllülük süpürgesiyle süpürünüz.” Öfkeyi, nefsi yenmeyi, hiddetten uzak durmayı öğütlemişler. “Gönül kıran, gönül evini yıkar” demişler.
Alevilikte pek çok inanç mekanları vardır. Bunların evveliyatı tapınak alanlarıyla; kaya ve katakomp-tepe tümsek mezar örnekleri ve o kültüre ait inanç mekanı alanlarıydı. Alevi inancına göre; can, ruh, iradeyle beden bir bütündür. Birbirinden ayrılmaz. Bunlar inançlar içerisinde ebedidir, ölümsüzdür.
Alevilikte, insana ve evrene dair olanı kavramak, inancın kendisidir. Onlar, gerçeği doğada; “Ara bulla!” elde etmişler. Aklı, bilgiyi, erdemi; merhamet ve vicdan olarak görmüşler.
Alevilikte; “en yüce iyinin doğaya uygun yaşamak olduğu” fikri vardır. İnsan doğada elde edilmiş en iyi fikirlerle vardır.
Onlar, doğada canlı-cansız ne varsa sevmiş, korumuş, vicdanlı olmuş, yaşam hakkını kutsal görmüş, cana kıymamışlar. Evrende canı, bilginin parçası kabul etmişler.
Alevi Pirleri için; bilgi en büyük nimettir. Bilgi deryasında; “gerçeği gerçekte” aramış, “geri gerçekler yardımcınız ola” demişler. Doğada her nesneye bir anlam yüklemiş, insanda sırrı-hakikati, gizli bir hazine olarak görmüşler. Tüm evren gizlilik içerisindedir. Bilgi bu gizin-sırrın, evrendeki hakikatidir.
Alevilikte insan olmanın erdemi; doğayı-doğada canlı, cansız nesneleri sevmektir. Sevgi erdemdir. O aşk ve nefis çatışmasıdır. Enel Hakk olana ulaşmaktır. Ham nefsi yenmek, nefsi kutsiye olana ulaşmak… Yani, ermişlerin, erenlerin kutsal mekanlarındaki ulularının nefsine ulaşmak.. Nefsi kutsiyeye ulaşmak, canlı-cansız tüm nesneleri sevmek. Bütün bunlar; hava, ateş, su ve topraktan oluşmuştur.
Aleviler için toprak Şahı merdandır. Turab olmak toprak olmaktır. O sevgidir, ınsanın güneşi, cömertliğidir. Alevilerde, cenneti Hakk toprağın dibine değil toprağın üzerine bina etmiştir, anlayışı vardır. Onun için onlar, türlü sıkıntılara, topraktan aldıkları “teberikle” karşı durmuşlar.
Aleviler buna yer ana, gök baba derler. Bu yüzden; serri- khalu- beladan beri anlayışını savunurlar. Evrenin varlığı-birliği, sevgisiyle; “Varlıkta birlik”, “Birlikte varlık” içinde, doğayı, Hakkı, insanı, mevcudu bir bilmişler. Doğayla dost olmuşlar. Doğanın tahrip edilmesine, insanın insanca yaşayacağı ortamın yok edilmesine karşı çıkmışlar.
Aleviler doğada; çekem, ardıç, merğ, meşe gibi bazı ağaçları kutsal kabul etmişler. Bugün Anadolu’da her Alevi köyünün girişinde, küçücükte olsa bir koruluk vardır. Bu koruluktaki ağaçlar kurumuş olsa da hiç kimse bir dal oldun götürüp yakmaz. Bunlar kutsal ruhların barınağı olarak kabul edilmiştir.
Bugün Dersim Hozat’da Er Mustafa ziyaretinde meşe ormanları kutsaldır. Yine Hozat Sakak Köyü’nde Jar-a Dara Sıpi ziyaretinde bir dal odun kesililmez. Aynı şekilde Pülümür Salördek Köyün’de Hag ziyareti pınarında da bir koruluk vardır. Bu korulukta da kimse bir dal odun kesmez, götürüp yakmaz. Kim ki cana zarar vermiş, o korulukta yılan olsa dahi öldürmüşse, kendiside yaşamında olumsuzluklarla, hatta ölümle karşılaşmıştır.
Aleviler ayrıca doğada pek çok hayvanı da kutsal kabul etmişler. Bu anlayışın kökeni klan toplumuna dayanmaktadır. Doğada bazı türlerin sevilip korunması-bazi türlerin ise sevilmemesi anlayışı vardır. Bu bir tabu ve toteme dayanıyordu. Örneğin; bazı halklar, balık yemez, yılan yerler. Yumurta yemez- tavuk yerler. Domuz yemez- köpek yerler. Mısırlılar da; ben yılan Satoyum derlerdi.
Aleviler de tavşanı sevmez, etini yemezler. Atı, turnayı, geyiği sever, öldürmez etini yemezler. Cemlerde hep ‘yürü turnam yürü’ diyerek semah dönerler. Turnaya çok başka bir anlam yüklerler. At ise Alevilikte Hızır inancıyla özdeştir. Bozatlı Hızır denilmiştir. Hızır’ın atı kanatlı bir at olarak kabul ınarlarına Ceylan pınarı gibi isimler vermişler.
Alevi kültüründe geyik avlanmaz, eti yenilmez. Onu avlayan iflah olmaz! Geyik etinin girdiği ev ev olmaz! Geyik Alevi mitolojisinde hep mutlu sonla bitmiştir. Alevilikte, insan ulularının, keramet sahibi velilerin, evliyaların ruhlarının geyikle dolaşıldığına inanılmaktadır.
Kaygusuz Abdal (Gaybi) bir gün geyik avına çıkar, yaraladığı geyik bir mağaraya girer. Peşisıra içeri girdiğinde orada Abdal Musa ile karşılaşır. Ondan yaraladığı geyiği ister. Abdal Musa sırtını döner, koltuğuna saplanmış oku çıkarır Kaygusuz’a verir. Aslında yaraladığı geyik donunda gezen Abdal Musa’dır. Bu olay üzerine Kaygusuz, Abdal Musa’ya intisap eder, onun talibi olur
Alevilikte; böyle pek çok öykü vardır. Hacı Bektaşi Veli ile ilgili, Sarı Saltıkla ilgili Saltukname de, Ağuiçenle ilgili Ağuçanname de, yine Şah Hatayi ve Gülizar ile ilgili pek çok mitolojik efsane ve öykü vardır. Geçmişte de pek çok kültürlerde de geyik öyküleri vardır. Hititlerle ilgili Hitit Güneşi figürlerinde olduğu gibi bunlar öykülerde geniş yer edinmiştir.
Alevi inancı hukuklu bir toplumdur. Alevi hukukunda, doğa inançlarını yaygındır. Dar-ı Mansur’da dar- didarda canlar “abit” olurlar. Alevilikte “abit” sözcüğünün anlamı; doğaya, evrene, kozmik varlığa, Hakk’a inanan can demektir.
Canın adı, “bel evladı”dır. Her “bel evladı” inanandır. O “abit”tir. Örnek olarak annem Elif, babam Pir Seyit Temmuz, adım Turabi. Alevilikte “bel evladı” kademesi buradan başlar. Bunun evrensel simgesi havadır. Yerin altını, üstünü çevreleyen; hava, su, toprak ve ateş’tir.
Alevilikte “bel evlatları” bu elementlerden gelmedir. Bu elementlerin hiç biri bir güç tarafından yaratılmamıştı, evrende en başından beri vardılar, gelecekte de kendi koşullarıyla var olacaklar.
Alevi hukukunda Dar-ı Mansur’da, bel evladını yetiştiren inanç doğadaki varlıklarla başlar. Yani “Vahdedi vücut”, “Vahdeti mevcut” anlayışı bir bel evladı için doğumdur. Yaratılış değildir. Doğum yoldur. Doğum kapıdır.
Bu kapıda zahir bilim öğretilir. Alevi Pirleri buna; “Akvali zahir” derler. Burada doğaya, evrene dair olan 18 bin alem, 90 bin kelam konuşulur. Bunlardan 30 bini sırda, 60 bini inanç öğretisiyle canlara kalmıştır. Bunları öğrenen can, kendini bilir. Kendini bilen, Hakk’ı bilir, doğruyu arar bulur, doğruların gücüne inanır. Buna; “mutlak olan” akılla ulaşılır. İnancın özü nurdur, ışıktır. Işık; Hakk, evren, doğa ve insandır.
Alevilikte, insana, evrene dair olanı kavramak inancın, ibadetin kendisidir. Alevi ibadeti bir yaşamdır. Yaşam içerisinde kavradıklarıdır. Alevi canın ikrari, ‘yol’ erkan ile sabitlenmiştir.
Turabi Saltık

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir