12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESİNE GİDEN YOL( 1)
– Sadık Erenler / Araştırmacı – Yazar / S.Erenler@web.de – 1970-1980 arasında Türkçü ve İslamcı örgütler Türk-İslam sentezinde yoğrularak giderek sokağa taşmaya başladılar. İdeolojik çatışmalar kanların akmasına neden oluyordu. Kanın ve gözyaşının akmadığı hemen hemen bir gün yaşanmaz olmuştu. Alparslan Türkeş’in liderliğini yaptığı MHP, Necmettin Erbakan’ın liderliğini yaptığı Milli Selamet Partisi’ne oy vermiş kitlenin oyunun bir bölümünü kendi partisine yöneltmek için ünlü 3K (Kızılbaş,Kürt,Kominist) teorisini partisinin sloganı olarak kullanmaya başlamıştı. Partisinin militanlarını hareketlendirerek sokağa taşımak için Türkçülükten çok İslamcılığı işlemeye çalıştı. Dinci oylar 1977 seçimlerinde 8.6’ya gerilerken, MHP oy oranını 3.4’den 6.4’e çıkardı. Seçimlerdeki oy artışı MHP’nin 3K sloganının tuttuğunu gösteriyor ve gelecek için partiyi cesaretlendiriyordu. İkidarda bulunan AP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel, 1968 yılında tüm dünyayı sarsan öğrenci eylemleri Türkiye’ye de aksetmeye başladığında öğrencilerin masum isteklerine bir baba şefkati ile yaklaşacağına eylemleri zorla bastırma, gerektiğinde orantısız güç kullanma yolunu seçti. Başbakan bir demecinde şöyle diyordu: “Yollar yürümekle aşınmaz”. O dönemin yazarlarına göre söylenen bu söz, “it ürür kervan yürür,” anlamına geliyordu. Aynı Demirel 12 Eylül Askeri darbesinden sonra ise şöyle diyordu: “Bizim devrimiz fevkalade demokrat bir devirdi. Yollar yürümekle aşınmaz sözü bunun delilidir.” 12 Mart 1971 Askeri Muhtırasından sonra ülke yangın yerine dönmüştü. Her yaşanan olay yeni bir hedefe yönelmenin rotasını çiziyordu. CHP’de Genel Başkan İsmet İnönü’nün yerini 12 Mart’ta direnen Bülent Ecevit devralmıştı. Bülent Ecevit, 1961-1965 yılları arasında İsmet İnönü başkanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinin üçünde de Çalışma Bakanı olarak görev alıp işçilere çeşitli sosyal haklar getirerek kendini topluma tanıtmış oldu. 1966 yılında CHP’nin genel sekreteri oldu. 1971 yılındaki 12 Mart Askeri Muhtırasından sonra askeri yönetimce oluşturulan hükümete CHP’nin katkıda bulunmasına karşı çıkarak görevinden ayrıldı. 1972 yılında yapılan CHP Kurultayı’nda İnönü’nün karşısına Genel Başkan adayı olarak çıktı ve CHP Genel Başkanı oldu. Asker, Meclis’i tasfiye etmemesine rağmen meclis koridorlarında sürekli güç gösterisi yaparak kendini unutturmuyordu. Demirel 12 Mart döneminde süngülerin gölgesinde siyaset yapıyordu. Nihat Erim’in başkanlığında kurulan hükümete partisinden beş bakan vermişti. Başbakan Nihat Erim de Demirel’e yakın çalışacağını ilan etmişti. Teknokrat hükümetinde AP ve CHP’nin haricinde 15 tana de meclis dışı bakan vardı. İki parti de iktidarda olmamalarına rağmen, askeri cuntanın fiili tasarrufu bu bakanlar üzerinden uygulanıyordu. CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit: “Bu darbe bana karşı yapıldı,” diyerek görevinden istifa etmiş ve bu davranışı toplum tarafından saygıyla karşılanmıştı. 2. kez kurulan Nihat Erim hükümetine Demirel açıktan destek vermeye başlamıştı. Askerler ise hükümet üzerindeki nüfuzlarını sertlik politikası ile sürdürüyorlardı. Evler basılıyor, işkencehaneler dolup dolup boşalıyor, sokaklarda kimliği meçhul infazlar yaşanıyordu. Yakalanıp idamla yargılanan üç fidanın önünde Menderes’in idamının rövanşı olacak diye konuşuluyordu. Ve idamlar konusunda AP başa güreşiyordu. 1973 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak ama iki düşman kardeş gibi davranan AP ile CHP bir türlü uzlaşmaya yanaşmıyor, asker de bunu fırsat bilip 12 Mart cuntasının kudretli generali Kara Kuvvetleri Komutanı Faik Gürler’i aday göstermişti. Süleyman Demirel gelişmelerden rahatsızdı. Demirel, bir gecede kontenjandan senatör olup gözünü Çankaya’ya diken komutana “Demokratik yollardan gelse idi mesele yok ama askeri vasıta ile gelip, parlamentoya ters kapıdan girmiştir,” diyerek rest çekti. CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit de Cumhurbaşkanlığı için dayatmalara direnme kararlılığındaydı. Ankara’nın siyasi tansiyonun Faik Gürler aleyhine döndüğünü gören askerler Ankara’nın merkezi noktalarına tankları yığmış, meclis üzerinde askeri jetler uçuruyorlardı. Nihayet Demirel’in ünlü deyişi “Demokrasi uzlaşma sanatıdır” gerçek oldu. Meclisteki iki büyük parti AP ile CHP askerin her türlü dayatmasına karşın aralarında uzlaşarak Fahri Korutürk’ü Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni Cumhurbaşkanı olarak seçtiler. Yıl 1973 idi. 14 Ekim 1973 yılında genel seçimler yapıldı. Siyaset, üzerindeki 12 Mart 1971 baskısını atıp normal mecrasına doğru akmaya başlamıştı. Süleyman Demirel AP’nin başına geldiğinden beri ilk kez seçim yenilgisiyle tanışıyordu. Türkiye halkı, 12 Mart ile başlayan siyasi ve ekonomik kriz, Nihat Erim hükümetinin başta devrimciler olmak üzere- ki üç fidanın idam edilmeleri– olmak üzere tüm kesimlere tırpan atması, askerin meclis içindeki tahakkümü ve bunun AP tarafından etkin hale getirilmesi, CHP Başkanı Ecevit’in halk üzerinde büyük bir umut olması ve “Karaoğlan” diye ünlenmesi sandığa yansımış ve CHP yüzde 33 oy alarak 185 milletvekili ile birinci parti olarak sandıktan çıkmıştı. Millet Meclisine yüzde 30 oy alarak 149 milletvekili ile giren Demirel. “Millet AP’ye muhalefet görevi vermiştir,” diye özetleyecekti. Milli Selamet Partisi yüzde 11.80 oy ile 48 milletvekili, MHP yüzde 3 ile 3 milletvekili kazanmıştı. Seçimlerden birinci parti olarak çıkan CHP’ye cumhurbaşkanınca yeni hükümeti kurma görevi verilmişti. CHP mecliste salt çoğunluğu sağalayamadığı için ikinci büyük parti AP ile koalisyon yapma yoluna gitmiş ve Demirel yukardaki sözü söyleyerek görevlerinin muhalefet olduğunu kısaca özetlemişti. 1965 ve 1969 seçimlerinde tek başına iktidar olacak kadar milletvekili çıkaran AP ve başkanı Demirel, o dönemin taşıdığı özgüvenden 1973 seçimi sonrası yoksundu. AP ikiye ayrılmış ve başkanlığını Ferruh Bozbeyli’nin yaptığı Demokratik Parti doğmuştu. Bununla da kalınmamış din üzerinden siyaset yapan Necmettin Erbakan’ın başkanlığında Milli Selamet Partisi (MSP), Alparslan Türkeş’in başkanlığını yaptığı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), adından da anlaşılacağı gibi Türk milliyetçiliğine dayanan kafatascı bir parti. Ve yine sağda olan Turhan Feyzioğlu’nun başkanlığını yaptığı Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP). Demirel, Ecevit ile koalisyona yanaşmayınca Ecevit bu kez Milli Selamet Partisi’nin kapısını çaldı. Erbakan koalisyona hazırdı. İki parti bir araya gelip 37. Hükümeti kurma ortaklık koşullarını ve belirlenen hedefleri görüşmeye başladılar. Hazırladıkları ortak protokola göre: “Milli, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkesine yürekten inanan, hukukun üstünlüğüne, demokratik hak ve hürriyetlere saygılı olan iki partinin amaçlarının, kanunları herkese eşit olarak uygulayan Atatürk ilkelerine bağlı bir devlet idaresiyle anlayış, kardeşlik ve sosyal adalete dayanan bir toplum düzeninin kurulması olduğu” belirtilmiş. Kimyaları uyuşmayan CHP ve MSP’nin 26 Ocak 1974 tarihinde kurduğu hükümet uzun ömürlü olmayıp en önemli icraatlardan Kıbrıs Barış Harekatını, Siyasi suçlulara af çıkarılması ve haşhaş ekim yasağının kaldırılması sonrasında ömrünü 17 Kasım 1974’te tamamlamıştır. Ülke siyasetine halkın dini duygularını istismar ederek damga vuran Necmettin Erbakan, 1969 yılında AP’nin kendisini ne üyeliğe ne de milletvekili adaylığına kabul etmemesi neticesinde sonbaharda yapılan seçimlerde Konya’dan bağımsız aday olup kazandı. Ve bir süre sonra da kendi partisini Milli Nizam Partisi (MNP) adıyla kurdu. AP’den ve dinsel çevreden kopardığı kişilerle kısa bir sürede sessizce büyüdü. 12 Mart 1972 Muhtırasında MNP hakkında anayasa mahkemesinde kapatılma istemiyle dava açıldı. O arada Erbakan yurtdışına kaçmıştı. O İsveç’teyken dava sonuçlandı ve MNP “dini duyguları politikaya alet ettiği” gerekçesiyle kapatıldı. Erbakan için bir ceza istemi yoktu, o da ülkeye geri döndü. Hemen yeni bir parti kurma çalışmalarına başlayan Erbakan Milli Selamet Partisi’ni (MSP) kurdu. 1973 seçimlerinde seçim kampanyasını din olgusunu işleyerek sürdürdü. Irkçı şoven duygulara seslenmedi. Özgürlüklerden yana da tavır takınmıştı. 1974 yılında CHP hükümet ortağı MSP’ye genel af önerisini götürdü. Erbakan, başlangıçta genel aftan yana bir demokrat görünümü içindeydi. Ama af önerisi gelince gerçek yüzü de ortaya çıkmış oldu. MSP asıl olarak sağ kesimin iktidar içindeki sesi olduğunu hatırlamıştı. Diğer sağ partiler AP ve MHP gibi ırkçı, şoven bir tutumla affa kesin karşı olduğunu ortaya koydu. MSP, 12 Mart Muhtırasından sonra toparlanıp cezaevlerine doldurulan, işkenceden geçirilen öğrenciler, aydınlar, sendikacı ve dernek yöneticilerinin affına karşı çıkarken gerekçesi de hazırdı: “Tabanımız solcuların affına karşıdır.” Yandaşları, dini tarikat ve yöneticileri de içerde olan MSP seçim kampanyası boyunca “genel af çıkaracağız” sloganını sık sık kullanırken seçimden sonra ağız değiştirip, CHP ile koalisyon kurduktan sonra tavır değiştirip sadece dincilerin affını savunmaya özen gestermişti. Meclisten MSP’nin engellemesiyle genel af olgusu yara almış olsa da Anayasa Mahkemesi kararıyla af, genel affa dönüştü. Dini kendi çıkarları için kullanan herkes gibi MSP de ikili, üçlü oyunlar peşindeydi. Bir yandan ırkçı söylemlerle MHP’nin tabanına, diğer yandan kendini sağın merkezine koyarak AP’nin tabanına ve sermaye çevrelerine uzanıyordu. Amacı hem MHP’nin hem de AP’nin tabanını ele geçirip parti olarak tek başına iktidar olmaktı. Hükümet içinde de ikili oynamasından dolayı bir çıban başı olmuştu. Ecevit de onunla koalisyon kurduğuna bin pişmandı ama bir de başlarına Kıbrıs sorunu çıkmıştı. Kıbrıs çıkarmasının ardından hükümet bozulmuş, Ecevit de Kıbrıs çıkarması ile kazandığı başarıyı erken seçimle süsleyip tek başına iktidara gelmek istediyse de tahminleri gerçekleşmedi. Sağ partiler sermaye çevrelerini de yanlarına çekip solun iktidarı korkusunu işleyerek erken seçimi engelleyerek Birinci Milliyetçi Cephe hükümetini kurdular. Bu hükümetin yıkılmasının ardından Sadi Irmak başkanlığında partilerüstü 38. hükümet kurulmuş ve TBMM’de 29 Kasım 1974 tarihinde yapılan güven oylamasında güvenoyu alamamasına rağmen 31.03. 1975 tarihine kadar görevde kalmıştır. 38. hükümet mecliste güvenoyu alamayınca Demirel’e yeniden Başbakanlık yolu gözükmüştü. TBMM’de grubu bulunan sağ eğilimli AP, MSP, MHP ve CGP’nin sol eğilimli CHP’nin yeniden iktidar olmasını engellemek ve yakın bir tehlike olarak gördükleri komünizmin gelişmesini durdurmak için bir hükümet kurma adımları atıldı. DP’den ayrılan dokuz milletvekilinin de destek vermesiyle 31 Mart 1975’te Süleyman Demirel’in başbakanlığında bir koalisyon hükümeti kuruldu. Bu hükümet yaptığı icraatlarla kamuoyunda ve siyasi çevrelerde “Milliyetçi Cephe” hükümeti olarak adlandırıldı. Bu hükümet Demirel’e dördüncü kez başbakan olma yolunu da açmış oluyordu. Birinci MC döneminde devlet kadroları sağcılara açılmaya başlanmıştı. MC’nin başbakanı olan Demirel, sağcı gençleri sokağa çıkartıp olaylar çıkartmakta başarılıydı ve bu olayların devlet katında meşrulaşması için de MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’i Başbakan Güvenlik İşleri Yardımcısı yapmıştı. Ülkede sağ-sol çatışmalarının alevlenmesi, ülkücü ve islamcı dünya görüşüne sahip olanların yaptıkları olaylar devlet tarafından kabul görerek meşrulaştırılıyordu. Sağ ve muhafazakar taban da sol tehlikeden ülkeyi kurtardıkları için MC’ye hoş bakıyorlardı. DEVAM EDECEK.. |

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler