Pts. Şub 2nd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Alevi Toplumu Kimlik Yitiminin Eşiğinde

-Ayten Şimşir –

Bir Ramazan daha biterken ve Aleviler Ramazan Orucu ile Ramazan Cemini tartışıyorken, aklıma çocukluğumun Ramazanları geliyor. Ninem geceleri uyanır salon ve mutfağın ışığını açar, birkaç saat geçtikten sonra da ışıkları kapatarak yeniden uyurdu. Ramazan boyunca akşam yemeğine kadar mutfak dışında yemek yememiz kesinlikle yasaktı. Yıllar yıllar sonra anlam veremediğim birçok gizem gibi bir ay süren bu ritüelin de aslında korkudan olduğunu öğrenene değin, oruç tutan komşularımıza duyulan saygıdan olduğunu zannederdim. Bayram da tıpkı bir aylık gizemli süreç gibi herkese geldiği gibi gelmezdi evimize, gönlümüz olsun diye birkaç eve gidip şeker toplamamıza izin verilse de hiçbir zaman Ramazan Bayramı tanımını duymadım, Şeker Bayramı denilir bizler de  ‘Büyükler şeker yiyebilelim diye bayram bulmuş’ diyerek sevinirdik.

Velhasılı seneler gelip geçti ve bizler büyüklerimizin bizleri yaşadıkları katliamların tanıklıklarıyla, korkunun gölgesinde koruyabilmek adına nekadar çaba sarfettiğini bir hayli gecikmeli öğrendik. Şimdiki gibi Cemevleri falan yoktu çocukluğumda, bi Karaca Ahmet Dergahı vardı dedemden duyduğum. Cem u civatlar evlerde büyük gizlilik içerisinde yapılır, talipler pir xanesine gidebiliyorsa gider niyaz olurdu. Kurumlar yoktu evet ancak insanlar inancına büyük bir sadakatle bağlıydı, şimdiki gibi sayısız kitap,dergi,vs… de yoktu. Kitaplardan okuyup öğrenmiyordu insanlar kim olduklarını, analar evlatlarını yetiştirirken bildikleri ölçüsünde öğretir, yaşamın her anına nakış nakış işlerdi tanrıçalardan aldıkları nasipleriyle. Şimdilerde sayısı binlere ulaşan kurum var Alevilere/Aleviliğe hizmet eden. Sayısız kiyap, dergi ve kaynak var Aleviliğin tarihçesini anlatan. Bu kaynaklar o kadar çeşitli ki şayet Aleviliğe ilişkin az biraz bilgi sahibi değilseniz birkaç ayrı yazarın/tarihçinin kitabını okuduğunuzda kimlik bunalımına girmeniz kaçınılmaz bir hal alabilir. Aleviliği İslamın bir mezhebi olarak tanımlayanımı mı dersiniz, Aleviliği bir sınıf mücadelesi olarak izaha kalkanlarımızı mı yoksa Aleviliğe-Alevilere hizmet için kurumsal kimlik taşımasına rağmen Aleviliğin sadece hümaniter yanını esas alanlarımızı mı. Ya da Aleviliği kendi başına, hiçbir inanç ve din ile bağı yok diyerek tanımlayanımızı mı, Ali’li Alevilerimiz, Ali’siz Alevilerimiz, Devrimci Alevilerimiz, Demokratik Alevilerimiz, İlerici aydın-komunist-Hümanist-Kürtçü-Türkçü-Bektaşi-Ateist-Marksist- yahut da  dindar Alevilerimiz.Yüzlerce yıllık ocax kültürünü yok sayarak Aleviliği Bektaşi Dergahına bağlıyan Anadolu’cu Alevilerimiz. Hızını alamayıp bölgecilik yapan Alevilerimiz, Alevi tarihini Horosan veya Kerbela ile başlatanlarımızdan tutun 13.yy’daki Bacıyan Rum ile Alevi Kadın örgütlenmesini miat kabul edenlerimize kadar müthiş renkliyiz.

İyi güzel eleştiriyorsun da ‘yol bir sürek binbir’ değilmiydi diye düşünebilir sözünü ettiğim durumu gerekçelendirebilirsiniz ancak acaba bu düsturu da diğer birçok düsturda olduğu gibi yanlış anlıyor-yorumluyor ya da cidden anlamıyor kendi ideolojik duruşumuza, altbelleğimize göre yorumluyor ve işimize geldiği gibi uyguluyorsak? Farkına varmadan veya bilerek nasıl bir kimlik yitimine hizmet ediyor, nasıl bir faciaya ön açıyoruz düşünebilirmisiniz ? Diğer yandan bunca renklilik içerisinde  tüm kesimler Alevilere ve Aleviliği hizmet ederken neden toplumumuz kimlik yitiminin eşiğinde, neden Alevi-Devrimci- Sosyalist-Komunist-Ateist-kadın özgürlükçü çok özgür ve çok demokrat ailelerin çocukları düşmanlık/karşıtlık ettikleri İslam’a sempati duyuyor, yöneliyor, müslüman oluyor hatta radikal İslamist yapıların içerisinde yeralıyor sorusunu sormadan edemiyor insan ! Bir yerlerde birşeyler yanlış gidiyor diye gelmiyor mu hiç aklınıza ? Mevcut kurumlarımızın kimlik yitimine karşı mücadele etmesi gerekmiyormuydu, bunun için kurulmamışlarmıydı ? Mevcut durumun sorumluluğunu topluma yükleyebilirmiyiz, umursamıyorlar dil-inanç yani kimlik dertleri kalmamış diyerek görmezden gelebilirmiyiz ? Toplum kendi yolunu bulacak olsaydı rehberlere ihtiyaç duyulurmuydu peki ?

Bu ve benzeri soruları arttırmak mümkün ancak şimdilik bukadarının yeterli olduğu kanısındayım zira derdim cevabı bilinen ancak susulan soruları sormaktansa  yanıtlarını bıkmadan, usanmadan dile getirmek. Öyleki halının altına süpürmek tozları yok etmiyor ya da bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın demekle de kurtulamıyor insan çünkü bin yıl yaşayan yılan eninde sonunda dönüp dolaşıp size veya bir sevdiğinize fena halde dokunuyor…

Evet bir Ramazan daha bitti, çocukluğumuzun şeker tadında değil artık bayramlar ve toplumumuz  yine Alevilerde Ramazan Orucu-Ramazan Cemi varmıdır yokmudur’u tartışıyor.Yine gündemi biz oluşturmadık  yine esen rüzgarın ardından ipi kopan uçurtmanın peşindeki çocuk gibi koşuyoruz umarsızca. (sıdk ı  sadakat ve gönül birliği ile gayreti ölçüsünde yola hizmet eden tüm canları tenzih ederek) O muyuz yoksa bu mu, hiçbiri değil şu muyuz, onlarca yüzlerce sorusu var toplumumuzun. Oysa bizim yüzlerce kurumumuz, tarihçilerimiz,  yazar-çizer, felsefecilerimiz, inanç kurullarımız ve bu kurullarda yeralmak için taliplerden rızalık almaktansa kurum yöneticilerinin kabahatlerini örten, haksızlığa karşı sessizliği seçen, kariyeri için ikradan geçen yöneticilerimiz ve tabi inanç öncülerimiz  e birde kazanılmış yasal haklarımız, sayısız kaynağımız var! Neden bu karmaşa, neden bu suyu bulandırma halleri? Birkaç kısa basın açıklamasının dışında mevcut duruma ilişkin elle tutulur birşey yokken toplumumuzun duracağı yeri belirlemesini beklemek yitip giden uçurtmanın ardından bakmaktan öteye gidebilir mi ? Yol kadimden bugüne, bugünden yarına sürüp giderken yoldan çıkan yolu kendisine göre eğip bükmeye çalışan taliplerin artık hakikatin ışığıyla yol yürümesinin vakti geldi de geçmiyor mu sizcede ?

Geçmişte Aleviler ‘takiyye’ yapmış, asimilasyonun en büyük etkilerinden biri de bu diyebilirsiniz ki çokça söyleniyor bu. Bir dönem aile büyüklerimin yarattığı korku ikliminde Alevi kimliğini en yakın arkadaşından bile gizleyerek yaşayan birisi olarak şunu çok net söyleyebilirim evet dışarıda gizlendik ancak içeride herşey aşikareydi. Tekçi akla biat etmeyen ve bu uğurda can veren binlerce mezarsız yatan insanımızı düşününce bu takiyye meselesine söz edildiği ölçüde katılmasam da şunu söyleyebilirim; peki dün takiyye yaşamı korumak içindi günümüz koşullarında neye-kime karşı takiyye ? Takiyyeyi birbirimize karşı yapıyor olma ihtimalimiz nedir sizce? Düşündüğümüz gibi konuşamıyorsak, inandığımız gibi yaşıyamıyorsak, inanmadığımız halde inanıyor’muş gibi makamları tapulu mülkümüz olarak görüyorsak, kariyer uğruna yolu ezip geçerken verilen/alınan kurbanları görmezden geliyorsak, dün can dediğimizi bugün haraç mezat pazara çıkartıyorsak, aman ağzımızın tadı birliğimiz dirliğimiz diyerek olan biten karşısında liberalleşiyor ve susmayı seçiyorsak takiyye yapmış olmazmıyız sizce ? Peki takiyyeye tanık olan toplumun hakikatle buluşması, hakkaniyetle yaşaması beklenebilir mi ?

Hani vicdan mizan terazisiydi, terazinin dar’ası şaşınca adaletten uzaklaşıp zülme bulaşırdı insan ? Peki zülme bulaşan bir insanın / Alevinin hakikatten yana saf tutarak yol yürümesi mümkünmüdür ? Aklınızdan geçirdiğinizi kelama döküp elbette değildir diyerek devam edeyim. Kusuru örtmez, kabahati görmezden gelirsek nasıl toplumumuzu kimlik yitiminin eşiğinden döndürebiliriz aklınıza birşey geliyor mu ? Haktan, hukuktan, adaletten ençokta rızalık ve razılıktan söz ederken rızasız yol yürümek nasıl mümkün değilse hakikatten koparak da yol yürünmez, yürünmüyor da.

Her fırsatta devlet aklı ile Alevileri asimile ettiği söylenen Cem Vaktı Alevi İslam İnanç Hizmetleri Bakanlığı bile Aleviler Ramazan Orucu tutmaz, Ramazanda Cem yapmaz diye açıklama yaparak, Kur’anı kaynak gösteriyorken (bir iki kurum dışında) kurumlarımızın-inanç öncülerimizin bu duruma karşı sessizliğe bürünmesi kabul edilebilir mi? Varlık ve yokluğun eşiğindeyken kurumlarımız,yöneticilerimiz ve tabi inanç öncülerimizin sorumluluğu birhayli ağırdır, ya Pir Sultan gibi ŞAH diyerek yol yürüyecek ya da Hınzırın sofrasına kaşık çalanların kimliğimizi yok etmesine seyirci olacağız.  Pirincin içerisindeki beyaz taşları temizlemez, yanıbaşımızda olan bitene karşı net tutum sergilemez isek mevcut kafa karışıklıkları toplumumuzdaki tahribatı arttıracak, mesele Ramazan Cemleri ile kalmayacak tamiri imkansız hasarlar bırakacaktır.Bu minvalde mevcut çelişkileri bitirecek olan yine kurumlarımız ve inanç öncülerimizdir.

Darda zorda çaresiz kalındığında tek çare yoldur,  ikrar ile yola bağlı olan cümle canlara aşk ı niyazlar….

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir