Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

“Kadınların Kendini Güvende Hissetmediği Gibi” – Bir Ön Açıklama!

⌈Zeki Gökhan⌉
Almanya başbakanı ve iktidar Partisi CDU genel başkanı Friedrich Merz’in bir konuşmasında yer alan “Kadınların kendini güvende hissetmediği gibi…” (ifadesinin tam metni: “ die Frauen nicht das Gefühl haben, sie könnten sich sicher fühlen” ya da benzeri biçimlerde) sözü bir çağrı, ama aynı zamanda zihinlere çizilmiş bir metafor: “güven”i sadece yaşam alanlarının –özellikle göçmen/sığınmacı figürünün– tehdit ettiği bir hal olarak öne sürüyor. Ancak burada şunu açıkça ifade etmek gerekir: Kadınların güvencesizliğinin kaynağı göçmen/sığınmacılar değil, aksine yıllardır yürütülen ekonomi-sosyal politikaların ve bu politikaları izleyen hükümetlerin kadın emeğini, bakım yükünü, düşük ücretli istihdamı görünmez kılan, yoksullaşmayı normalleştiren yönleridir.
Göçmen karşıtı söylemlere kapı açmak, kadınların güvencesizliğini “öteki”ne yüklemek kadar sorumsuz bir siyaset yoktur.
Eleştiri: Güvensizliğin Kaynağı O Öteki Değil ­– Sizsiniz..
1. Kadın istihdamı, düşük ücretli işler ve iş güvencesizliği
Almanya’da kadınların istihdam oranı artmış olmakla birlikte hâlâ tam zamanlı istihdama ve eşit ücretlere ulaşmada ciddi engellerle karşılaşmaktadır. Kadınlar işi olsa bile çoğunlukla part-time, “Mini-job” ya da düşük ücretli rollerle sınırlı.
Bu durum ne demek? Kadın emeği değersizleşiyor: güvencesiz, düşük ücretli, bakım yüküyle paralel. Bu tablo “kadınlar kendini güvende hissetmiyor” şeklinde pasif bir ifade ile geçiştirilemez.
2. Emekli kadınların yoksulluk riski
65 yaş ve üzerindeki kadınların emeklilik gelirleri erkeklere kıyasla yaklaşık %30 daha düşük. Yine, kadınların yaşlılıkta yoksulluk riski erkeklere göre daha yüksek. Bu da “işsiz kadın vs göçmen” tartışmasına çekilecek meseleyi tamamen tersine çeviriyor: Güvencesizlik, kadının kendi yaşam alanında yoğunlaşmış durumda.
3. Evsizlik / konut güvencesizliği
Bundesarbeitsgemeinschaft Wohnungslosenhilfe’nin 2024 verilerine göre Almanya’da yaklaşık 531.600 kişi evsiz durumda ya da kalıcı ikametgâhı olmayan kişi kategorisinde. Bu rakam içinde kadınlar erkeklere göre az olsalar da özellikle genç kadınlar, 25 yaş altı kategoride, evsizlik riski açısından yükselme gösteriyor: “under-18 grubunda %38’i kadın” olarak veriliyor.
Dolayısıyla kadın evsizlik riski, göçmen sorununa indirgenerek “Başka bir tehdit unsuru” olarak sunulamaz. Konut politikalarının başarısızlığı, sosyal güvence sisteminin çözümlerinin yetersizliği burada etkin faktörlerdir.
4. Sosyal/kültürel yaşama katılımın önünde ekonomik engeller
Kadınlar hâlâ büyük ölçüde bakım yükü, part-time çalışma, düşük ücret ve esnek olmayan çalışma koşulları nedeniyle sosyal ve kültürel yaşama tam katılımdan mahrum. Feminist ekonomi çalışmalarına göre bu durum “görünmez iş” yükü altında olup katılımı engelliyor.
Bir politikacı olarak “kadınların güvende hissetmemesinin nedeni göçmenlerdir” demek, sorunu saptırmaktır. Gerçekte katılımı engelleyen şey politik tercihlerin –özellikle kadın emeğini değersizleştiren tercihler– uzantılarıdır.
5. Şiddet gören kadınlar ve ekonomik koşullar
2024 verilerine göre Almanya’da ev içi/kamusal şiddet vakaları rekor düzeyde: 265.942 kişi mağdur; bu mağdurların yaklaşık %73’ü kadın. Ayrıca, araştırmalar gösteriyor ki kadınların işsizliği ya da kendini finansal olarak zayıf hissetmesi, şiddete uğrama riskini iki katına çıkarıyor. Bu, göçmen karşıtı söylemlerin kadının güvensizliğini hiçbir biçimde açıklamadığını, aksine bu tür söylemlerle gerçek nedenlerin üzerinin örtüldüğünü gösteriyor.
Politik İfâdenin Eleştirisi;
Merz gibi bir siyasetçinin “Kadınların kendini güvende hissetmediği gibi…” gibi bir ifade kullanması, politik bir motivasyon taşıyor. Bu motivasyon: göçmen/sığınmacı karşıtı söylemler üzerinden toplumun ekonomik ve sosyal tepkisini yönlendirmek — bir dozer gibi ırkçı ve faşist-sağcı akımlara örgütlenmelere zemin-yol açmak- hazırlamak demektir. Maalesef bu söylem, gerçek güvensizlik kaynağını tersyüz ediyor.
Evet ifade etmeye çalıştığım gibi: Göçmenler değil politikalar, göçmen/sığınmacı karşıtı kampanyalar değil sistemsel eşitsizlikler, kadın emeğinin değersizleştirilmesi değil ücretli emek ile bakımsal emek arasındaki derin uçurum kadınların hep “kendini güvende hissetmeme” durumu ile karşı karşıya olmasına yol açıyor.
Bu bağlamda şöyle diyebiliriz:
▪︎Çünkü kadınlar düşük ücretli işlerde, part-time çalışmaya zorlanıyorlar, dolayısıyla ekonomik olarak daha kırılgan bir pozisyondalar.
▪︎Çünkü bakım yükü kadınların kariyer fırsatlarını kısıtlıyor ve bu da emekli olduklarında daha düşük gelirle karşılaşmalarına neden oluyor.
▪︎Çünkü konut krizi ve sosyal konut eksikliği, kadınları özellikle “güvenli yaşam alan”dan mahrum bırakabiliyor.
▪︎Çünkü şiddet tehdidi — ekonomik bağımlılıkla birleştiğinde — yalnızca bireysel bir hata değil sistemsel bir sonuçtur.
Dolayısıyla Merz’in söylemini tersine çevirmek gerekir: Kadınlar güvende hissetmiyor, çünkü siz (yani hâkim politikalar) onları güvensizleştirdiniz. Ve bu durumu göçmen/sığınmacı karşıtı bir bayrak altında örtmeye çalışmanız politika açısından hem hatalı hem de tehlikelidir.
Antikapitalist Perspektiften Değerlendirme !!
Bu tablo, kapitalist sistemin kadın emeği, bakım emeği, konut alanı ve sosyal güvenlik alanlarında yarattığı çelişkileri gözler önüne seriyor:
Kapitalist ekonomi kadınları ucuz/yarı-ücretli iş gücüne yönlendirirken — aynı ekonomi çocuk bakımını, yaşlı bakımını toplumun kadınlarına yüklemeye devam ediyor.
Bu süreç içinde kadınların emeği “ücretsiz miras” gibi görülüyor: bakım, ev içi hizmetler, sosyal yeniden üretim…
Devletin “güvenlik” vaadi — maaşlı iş, emeklilik, konut — yerini gittikçe esnek çalışmaya, düşük gelirliliğe ve konut güvencesizliğine bırakıyor.
İktidar partileri ve koalisyonlar, kadın emeğinin bu kırılgan pozisyonunu görmezden gelirken, “güven hissi” gibi soyut kavramları göçmen karşıtı söylemlerle doldurmaya çalışıyorlar.
Bu yüzden kadınların güvensizliği, yalnızca bireysel bir deneyim değil toplumsal bir sonuçtur. Ve o sonuç, kapitalist üretim ve yeniden üretim ilişkilerinin bir yan ürünü olarak karşımıza çıkıyor.
Göçmenler ya da sığınmacılar bu sosyal krizlerin sebebi değildir. Aksine krizlerin simgesidir hâlâ — çünkü politik olarak bu sorunların üzerini örtmek için kullanılmaktadırlar.
Verilerle Durum Özeti;
Yoksulluk riski ( kadın vs erkek ) 2024’te kadınların %16,2’si yoksulluk riski altında; erkeklerde %14,8.
Emeklilik gelirlerindeki kadın/erkek farkı 65 yaş üstü kadınların yıllık ortalama brüt emeklilik geliri ~17.814 €; erkek ~25.407 € → kadınlarda ~%29,9 daha düşük.
Emeklilik sonrası yoksulluk riski 65 yaş üstü kadınlarda risk ~20,8 %, erkeklerde ~15,9 %.
Evsizlik durumu Almanya’da yaklaşık 531.600 kişi kalıcı konutu olmayan durumda (2024).
Evsizlikte genç kadınlar riski 18-20 yaş aralığında evsizlik yaşayanların yaklaşık %40’ı kadın.
Aile içi şiddet ve kadın 2024’te kayıtlı ev içi şiddet vakaları ~256.942, mağdurların ~%73’ü kadın.
Sonuç olarak;
Kadınların kendini güvende hissetmemesinin temel nedeni, göçmen ya da sığınmacılar değil; izlenen politikaların – kadın emeğini değersizleştiren, bakım emeğini “ücretsiz” sayan, konut güvencesini sağlamayan, adil ücret ve sosyal hakları ihmal eden politikaların— sonucudur. Bu düzende kadınların güvensizliği sistemin bir parçası haline gelmiş; irkçı söylemler ise bu sistemi görünmez kılmanın aracı olmuştur.
Bu nedenle, iktidar partisi ve koalisyon ortaklarının — özellikle Merz’in — göçmen karşıtı popülist söylemlerle kadınların ve toplumun diğer kırılgan gruplarının güvenlik duygusunu sömürmesi kabul edilemez. Bu söylem politik olarak tehlikelidir, çünkü toplumu bölüyor, düşmanlıkları besliyor, ve esas sorunun üzerini örtüyor: Kapitalist sistemin işleyişi, emek piyasasının cinsiyetçi yapısı, sosyal devletin geriletilmesi.
Kadınların güvende hissetmesi için yapılması gerekenler şunlardır:
▪︎Tam zamanlı, eşit ücretli işler ve bakım yükünün toplumsallaştırılması.
▪︎Emeklilik sisteminin kadınlar lehine güçlendirilmesi; eşit pension hakkının sağlanması.
▪︎Konut politikalarının kadınların erişimini güvence altına alması.
▪︎Şiddetle mücadelede ekonomik bağımsızlığın da parçası kabul edilmesi.
Sözün özü: Güvenlik söylemi, göçmen düşmanlığı üzerinden değil, eşitlikçi ekonomik ve sosyal politikalar üzerinden inşa edilmelidir. Kadınların güvende olmaması sistemseldir—bir “rant” meselesi değil—ve bu sistemin sorumlusu göçmen değil, bugüne dek bu düzeni sürdüren yöneticilerdir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir