Alevi İnanç Sisteminde Hakikat Olarak Ali: Kozmoloji, İçkin Tanrısallık ve İnsan Merkezli Ontoloji
⌈Hüseyin Akkuş – Bağımsız araştırmacı⌉
Öz
Bu çalışma, Alevi inanç ve düşünce sisteminde “Ali” kavramının tarihsel–figüratif bir kişilikten ziyade, varoluşun bütünüyle özdeşleşmiş ontolojik bir hakikat ilkesi olarak nasıl kurulduğunu incelemektedir. Alevi kozmolojisi; Tanrı, insan ve doğa arasında hiyerarşik bir ayrım yerine, içkinlik temelli bir birlik anlayışını esas alır. Bu bağlamda Ali, ne yalnızca tarihsel bir şahsiyet ne de aşkın bir Tanrı figürüdür; Ali, Hak’tır, yani varoluşun kendisidir. Çalışmada Alevi deyişleri, felsefi kavramlar ve karşılaştırmalı düşünce geleneği (özellikle Spinoza) üzerinden Alevi ontolojisi ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Alevilik, Ali, Hak, İçkin Tanrı, Kozmoloji, İnsan, Spinoza
1. Giriş
Alevilik, yalnızca bir inanç sistemi değil; aynı zamanda etik, ontolojik ve kozmolojik bir dünya tasavvurudur. Bu tasavvurda merkezde yer alan kavramlardan biri Ali’dir. Ancak bu Ali, çoğu zaman hâkim İslam anlatılarında karşımıza çıkan tarihsel–siyasal figürden farklıdır. Alevi düşüncesinde Ali, bir şahsiyet olmanın ötesinde; yüce olan, hakkın, kainatın, hakikatin sembolüdür.
Bu makalenin amacı, Alevi öğretisinde Ali’nin nasıl kâinatın kendisiyle özdeşleşmiş bir Hak ilkesi olarak kavrandığını, insan–evren ilişkisi bağlamında ayrıntılı biçimde analiz etmektir.
2. Alevi Kozmolojisi: Kâinat, Zaman ve İnsan
Modern bilimsel veriler evrenin yaklaşık 13,8 milyar, Dünya’nın ise 4,54 milyar yıllık bir geçmişe sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Dünya samanyolu galaksisinin içinde milyonlarca yıldızın içinde bir nokta gibi yani bir çölde bir kum taneciğidir. Alevi düşüncesi bu kozmik zaman ve mekân algısını reddetmez; aksine, onu insanı küçülten değil, insanı bütüne bağlayan bir anlayışla yorumlar.
Alevi kozmolojisinde insan, evrenin karşısında edilgen bir varlık değildir. İnsan, kâinatın içindedir ve onunla aynı özden meydana gelmiştir. Bu yaklaşım, insanı kâinatın efendisi değil; kâinatın bilince sahip bir parçası olarak konumlandırır.
Alevi deyişlerinde bu anlayış şöyle ifade edilir:
“Bir zerrede bin âlem gördüm,
Bir candan cümle can buldum.”
Biz kainatı var eden hücrelerden bir tanesiyiz, biz bu kainatın kendine hak diyoruz. Hak dediğimiz şey de bizim için Ali olandır.
Bu yaklaşımda insan, kâinatı var eden bütünün bir hücresi gibidir. Hücre nasıl bedenden ayrı düşünülemezse, insan da Hak’tan ayrı düşünülemez.
3. Hak Kavramı ve İçkin Tanrısallık
Alevi inanç sisteminde Tanrı anlayışı aşkın değil, içkindir. Hak, gökte konumlanan, dünyaya dışsal bir varlık değildir. Hak; doğada, insanda ve varoluşun bütününde tecelli eder.
Bu bağlamda Ali, Tanrı’nın insan biçimine indirgenmiş hâli değil; Tanrısallığın bilince yansıyan adıdır.
“Hak birdir, suret bin,
Görünen insandır, görünen Hak’tır.”
–
“Bilmeyenler bilsin beni
Ben Ali’yim Ali benim
Coşma deli gönül coşma
Coşup da kazandan taşma
Üç yüz altmışaltı çeşme
Ser çeşmenin gözü benim
Çarşı pazar dolanırım
Ben hakkım haktan gelirim
Ben özümü hak bilirim
Dedikleri deli beni”
“Enel Hak (Ben Hakk’ım)” Hallâc-ı Mansûr
Bu yaklaşım, Tanrı–insan ayrımını mutlaklaştıran teolojik sistemlerden köklü biçimde ayrılır. Alevilikte insan, günahkâr ve aciz bir kul değil; Hak’kın taşıyıcısıdır.
4. Tarihsel Ali ile Hakikat Ali’si Arasındaki Ayrım
Alevi düşüncesinde Ali’nin tarihsel varlığı inkâr edilmez; ancak bu tarihsel kişilik, hakikatin kendisiyle özdeşleştirilmez. Sorun, Ali’nin siyasal ve askeri bir figüre indirgenmesidir.
Elinde Zülfikâr olan, savaşan, öldüren bir Ali tasviri; Alevi öğretisinin temel ilkeleriyle bağdaşmaz. Çünkü Alevilikte esas ilke canın kutsallığıdır.
“İncinsen de incitme,
Bir canı inciten Hakk’ı incitir.”
Bu nedenle Alevi geleneğinde Ali, savaşın değil adaletin, iktidarın değil eşitliğin, korkunun değil aşkın temsilidir.
5. Alevi Düşüncesi ile Spinoza Arasındaki Ontolojik Paralellik
Spinoza’nın “Tanrı ya da Doğa” (Deus sive Natura) anlayışı, Alevi inanç sisteminin felsefi bir karşılığı olarak okunabilir. Spinoza’ya göre Tanrı, evrenden ayrı bir varlık değil; evrenin kendisidir.
Albert Einstein’ın “Ben Spinoza’nın Tanrısına inanıyorum” sözü, bu anlayışın modern bilimle uyumunu göstermektedir.
Alevilikte bu düşünce yüzyıllar önce şu şekilde dile getirilmiştir:
“Tuttum aynayı yüzüme,
Ali göründü gözüme.”
Bu ifade, Tanrı’nın insan bilincinde tezahür ettiğini ve hakikatin insanın özünde bulunduğunu açıkça ortaya koyar.
6. İnsan, Yol ve Kâmil Olma Süreci
Alevilikte esas yolculuk dış dünyaya değil, insanın kendinedir. Bu yolculuk “senden sana gitmek” olarak tanımlanır. Kâmil insan, bu yolculuğu tamamlayan insandır.
“Senden sana gitmek bir uzun yoldur,
Kendini bilmeyen Hakk’ı nereden bulur?”
Bu yol tamamlandığında insan,
ne bir peygamber olur
ne bir Tanrı;
kâmil insan olur.
Kâmil insan olmak,
Ali olmaktır.
Bu bağlamda Ali olmak, bir inancı benimsemek değil; bir bilince ulaşmaktır. Ali, olunacak bir hâl, taşınacak bir etik duruştur.
7. Devriye ve Süreklilik: Ölüm Yoktur
Alevi düşüncesinde mutlak bir son yoktur.
Ölüm, yok oluş değil;
devrin bir halkasıdır.
“Bu kaçıncı ölmem hain Pir Sultan, ölür dirilir.”
Hakikat erleri asılmış, yakılmış, sürülmüş;
ama yol bitmemiştir.
Çünkü Hak, bir bedene sığmaz.
Ali de bir bedene sığmaz.
Ali, sürekliliktir;
Ali, devriyenin adıdır.
Sonuç
Alevi inanç sisteminde Ali, tarihsel bir şahsiyet olmanın ötesinde, hakikat, adalet ve varoluşun özüdür. Ali; insanın, doğanın ve kâinatın ortak adıdır. Bu nedenle Alevilikte Tanrı dışarıda değil, içeridedir; gökte değil, insandadır.
Alevi öğretisi Ali’yi aramayı değil, Ali olmayı öğütler. Çünkü Hak, insandan ayrı değildir; insan, Hak’tan ayrı değildir.
“Kâinatın aynasıyım
Madem ki ben bir insanım
Hakkın varlık deryasıyım
Madem ki ben bir insanım
İnsan hakta hak insanda
Arıyorsan bak insanda
Hiç eksiklik yok insanda
Madem ki ben bir insanım
Enel Hak’ım ismim ile
Hakka erdim cismim ile
Benziyorum resmim ile
Madem ki ben bir insanım”
Alevilik Ali’yi aramaz;
Alevilik Ali olmayı öğretir.
Ali bir resim değildir.
Ali bir heykel değildir.
Ali bir savaşçı değildir.
Ali:
adalettir,
vicdandır,
varoluşun kendisidir.
“Hararet nardadır sacda değildir
Keramet baştadır tacda değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüs’te Mekke’de Hacda değil.”
Bu nedenle Alevi öğretisi şunu söyler:
Ali siz olun.
Çünkü Ali, insandır.
Çünkü Ali, Hak’tır.
Kaynakça
Arslan, H. (2010). Alevilikte İnanç ve İbadet. İstanbul: Cem Yayınları.
Birdoğan, N. (1995). Alevi İnançları ve Bektaşi Öğretisi. İstanbul: Mozaik Yayınları.
Eröz, M. (1990). Türkiye’de Alevilik ve Bektaşilik. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
Melikoff, I. (2009). Uyur İdik Uyardılar: Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları. İstanbul: Demos Yayınları.
Spinoza, B. (2011). Ethica. (Çev. H. Z. Ülken). İstanbul: Say Yayınları.
Yaman, A. (2016). Alevilik: İnanç, Kültür, Kimlik. İstanbul: İletişim Yayınları.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler