Suriye’de yaşananlar artık yalnızca bir savaşın ya da bir iç çatışmanın sonucu olarak açıklanamaz. Başta Aleviler olmak üzere, farklı inanç ve kimliklere mensup sivillerin sistematik biçimde hedef alınması, açık bir insanlık suçuna dönüşmüş durumdadır. Kadınların, çocukların, yaşlıların katledildiği bu vahşet karşısında susmak, görmezden gelmek ya da geçiştirmek, bu suça ortak olmaktır.
Sessizlik Suçun Parçasıdır
Hiçbir gerekçe; bir halkın, bir inancın ya da bir kimliğin yok edilmesini meşru kılamaz. Yaşananlar yalnızca Suriye’nin iç meselesi değildir. Bu tablo, uluslararası hukukun, insan haklarının ve savaş hukukunun açık ihlalidir. Bugün susanlar, yarın insanlık vicdanında bu suçun ortakları olarak anılacaktır.
Uluslararası Hukuk Nerede
Sivil halkın korunması, uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmıştır. Bu yalnızca bir temenni değil, devletlerin ve uluslararası kurumların açık sorumluluğudur. Ancak bugün Suriye’de bu sorumluluk ya görmezden gelinmekte ya da bilinçli bir suskunlukla ertelenmektedir. İnancı, dili, kimliği ne olursa olsun yaşam hakkını kutsal sayan herkes bu zulme karşı ses yükseltmeldir! Çünkü biliyoruz ki adalet, yalnızca mahkeme salonlarında değil, aynı zamanda toplumsal vicdanda da inşa edilir.
Açık ve Net Bir Çağrı
Uluslararası toplumu, insan hakları örgütlerini, demokratik kamuoyunu ve ilgili tüm kurumları;
katliamların durdurulması için derhal harekete geçmeye,
faillerin tespit edilerek yargı önüne çıkarılmasını sağlamaya,
azınlıkların can güvenliğini garanti altına alacak etkin ve kalıcı önlemler almaya çağırıyorum.
İnsanlık Onuru Bu Karanlığa Teslim Olmayacak
Bir kez daha açıkça ifade ediyorum:
Aleviler yalnız değildir.
Mazlum halklar yalnız değildir.
Sessizlik değil, dayanışma kazanacaktır.
Korku değil, vicdan kazanacaktır.
İnsanlık onuru, bu karanlığa teslim olmayacaktır!