Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Alevilik o denli zor açıklanabilir bir inanç ki, her kime sorsanız hep değişik yanıtlar alırsınız (7)

– Araştırmacı Yazar Sadık Erenler / S.Erenler@web.de

Arap / İslam egemenliğinin yayılması noktasında İslam’ın işgaline uğrayan komşu topraklardaki talan, ganimet, kölecilik, özgürlükleri kısıtlama, diğer inançlara tahammülsüzlük, dayatmacı bir kültürü  (Arap Kültürü) zorla benimsetip yaşama geçirme İslam’ın  zorunlu kıldığı katı kuralları ile kendi özgürlüklerine zincir vurulduğunu  gören Arap olmayan insanlar kendilerine yeni bir dünya açan tarikatlarin ummanına akarlar.

Kurulan tasavvufi akımların temelinde de Ali vardır. Her tasavvufi akım toplum katmanında yer tutabilmek için toplumca  saygı gören  bir şahsiyete dayanmak zorundadır ve bu nedenle de Ali onlar için paha biçilmez birisidir.

İmam Ali,  şehit edilmesinin ardından mazlum ve masum halkların  mağdur bir önderi ve onun torunları da halkın yaşayan umudu olmuştur.  Sebeiyye tarikatının Ali için öngördüğü öğreti, daha sonra Şii Öğretisi’ndeki, “12. İmam Mehdi gelecek, dünyadaki kötüleri ve kötülükleri yok edecek” inancını doğurur ve o dönemde bunalımda olan halk arasında da büyük kabul görür. İmam Ali torunlarının ellerindeki dini otoritenin  halk hareketinin merkezinde gösterilmesi, sonrasında ortaya çıkan Batınilik ve Karmati hareketinin de başvurduğu bir taktik olmuştur.

İmam Ali,  İslam coğrafyasında ezilen, horlanan, katledilen, haksızlığa uğrayan mazlum halkların kahramanı, bir kültü haline gelmiş, tarihsel Ali’den mitolojik, efsanevi Ali’ye evrilmiştir. XXX mitolojik ve efsanevi Ali kavramı yazılacak.

Mazlum halklar kurtuluşa ermek için ya bir kahraman yaratırlar ya da var olan kahramanı kendileriyle içselleştirerek yaşamlarının bir parçası yaparlar. Doğudan  batıya gelen atalarımız, İslamın Sünni Ortodoks katıcılığından kendilerini dışlayarak, Batıni ama muhalefette olan Ali renginde bir anlayış karakteri ile Anadolu  topraklarında yurt tutmuşlardır. İslam renginde görünse de İslama muhalif, İslamın hiç bir katı kuralını içine almayıp genellikle kendi eski inancını o coğrafyada yaşayan diğer inançların bazı karakterleri ve bazı özellikleriyle harmanlayarak kendine özgü bir inanç sisteminin taşıyıcısı olmuşlardır.

Bu yaşanılan olguların bir de değişik mizanseni vardır: Örnek olarak; bir siyasetçinin duruşunu, söylemlerini beğeniyorsunuz. Peki, bu siyasetçinin siyasetinin karşıtı bir pozisyon aldığınız da onun siyasetini güttüğünüzü ne denli iddia etseniz de inandırıcı olabilir misiniz? Proleterya olarak Lenin’i kendinize örnek alıyorsunuz, ama Hitler’in, Franko’nun düşüncelerini benimsiyorsunuz. Devrimci bir duruşla Che Guevara’yı seviyorsunuz, İbrahim Kaypakkaya’yı, Deniz Gezmiş’i, Yusuf Aslan’ı, Hüseyin İnan’ı, Faşizme, Emperyalizme karşı verdikleri mücadeleden, dik duruşlarından dolayı seviyoruz diyorsunuz, diğer yandan da sağcı ideolojiye şapka çıkarıyorsunuz.  Bu kıvırış yaşamınızdaki en büyük bir çelişki değil mi?

Peki, bir inanç önderini kendinize rehber edindiğiniz de onun inançsal yönü ne ise onu yaşamınızda uygulamak zorunda değil misiniz? Saidi Nursi’yi,  Cübbeli Ahmet’i, Fethullah Gülen’in gittiği yolu veya Sünni İslam’ın dört ana mezhebinin, Şii İslam’ın Caferi mezhebinin sürdürdüğü ritüelleri benimsiyorsanız inanca onun gibi yaklaşıp ibadetinizi de onun yürüttüğü gibi yapmakla koşulusunuz. Eğer tersini yapıyorsanız onun inancının takipcisi değilsiniz demektir. Asıl mesele buradan  bazı Alevilerin inanca olan bakış açısına varmak:  Aleviler olarak. 12 İmamları inanç önderleri olarak kabul ediyorsak, onların inanç ritüellerini olduğu gibi yapmak zorunda değil miyiz? Namaz kılıyorlarsa; namaz kılmak, Ramazan orucu tutuyorlarsa; o orucu tutmak, camiye gidiyorlarsa; camiye gitmek vs.gibi. Benim bildiğim; bir inanç önderinin izinden gitmek de bunu gerektirir. Peki, o inanç önderinin inandığı gibi inanmıyorsak, bu kendini aldatmak demek değil midir?

Biz Aleviler bunun farkına varamayacak denli kör müyüz? Peşinden gittiklerini iddia ettikleri 12 İmamların hangi yaptıklarını yapıyoruz da kendimize onları inanç önderleri olarak kabul ediyoruz? Bu çelişkiden kurtulmamız gerekiyor. Bakınız İran’a; mezhepleri  Caferilik (İsnaaşariye- Oniki İmamcılık) İmamlar yaşamlarında İslamı nasıl yaşamışlarsa İran da aynını yaşıyor. Yani nasıl inanıyorlarda öyle de yaşıyorlar. Ya biz Anadolu Alevileri, 12 İmamların inandığı gibi mi yaşıyoruz? İbadet yerimizin adı bile başka. Namaz yok, oruç yok, cami yok. Nasıl olur da onların yolundan giitiğimizi iddia edebiliriz? Hiç mi kendimize saygımız yok da kendimizi kandırıyoruz?

Bazı Aleviler de sanki  Alevi halkı olarak İslam öncesi var değildik, İslam ile var olduk ve o inanca tutunduk. Yok öyle bir şey. Alevilik her türlü değeri ile İslam öncesi de vardı, ama başka bir kimlikle anılıyorduk. Anadolu’da nice kimliklerle anılıp, tanınıp bugün Alevi kimliğine sarılmadık mı? Bunlar iyi analiz edilmeli ve hakikat ne ise ona varılmalı. 1400 yıllık bir süreçten geçerken neler neler yaşanmış buna bir bakmamız gerekmektedir. Bugünden yarına bile herşey değişmektedir. İslam coğrafyasında yaşayıp, baskılarla, zulmlerle, katliamlarla geçen bir tarihsel geçmişten bugüne gelirken hiçbirşey eskisi gibi kalmıyor. Böyle de olsa, geçmiş tarihi iyi bir süzmeliyiz ki yanlış bir temele oturmayalım. Tarihe biraz da bu açıdan bakarsak hakikata varmaya az kalır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir