Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

HDP’den yeni eğitim-öğretim yılı önerisi: 15 kişilik sınıflarda, 3 devre ve 7 gün eğitim verilsin

HDP Dil, Kültür, Sanat, Spor ve Eğitim Politikaları Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Salim Kaplan, yeni eğitim-öğretim yılına ilişkin İstanbul İl Örgütünde basın açıklama yaptı. Kaplan şunları söyledi:

”Weki hun ji dizanin 6’e mehe roja duşeme perwerdahî destpê dike. Dibistan hatin vekirin. Zaroken pole yekemin e dibistane seratayi, wek xabetin oryantasyone dest pekiribun. Di destpeka perwerdiye de rewşa perwerdahiye çiye xebaten ku nehatin kirin aloziyen ku derketin hole de bi gelemperi rewşa perwerdahiye di çi aste de ne. Em dixwazin li ser ve yeke dixwazin daxuyani bidin

Yeni bir eğitim-öğretim döneminin başlangıç süreci olarak 6 Eylül’de eğitim başlayacak. Her şeyden önce 2021-22 eğitim-öğretim sürecinin, bu süreç içerisinde eğitim ve öğretim faaliyetlerini yürütecek öğretmenlerimiz, toplamda üniversite öğrencileriyle beraber 26 milyon öğrencimiz ve velilerimiz için başarılı, sağlıklı ve nitelikli bir yıl olması dileklerimizle başlamak istiyoruz.

Çürümüşlüğün kendisini en fazla hissettirdiği alanların başında eğitim sistemi geliyor

Biliyorsunuz Türkiye’deki eğitim ve öğretimin niteliği AKP ve MHP iktidarı blokunun izdüşümü olarak varlığını koruyor. Siyasi, idari ve toplumsal anlamda çürümüşlüğün belki de kendisini en fazla hissettirdiği alanların başında maalesef Türkiye’deki eğitim politikaları geliyor. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kendisini tekçi, mezhepçi ve cinsiyetçi kodlarla inşa eden ancak evrensel değerlerle büyümeye ve yoluna devam etmesi gereken eğitim politikaları maalesef AKP ve MHP iktidarı döneminde daha fazla gericileşmiş, dincileşmiş, bilimsellikten uzak, demokratik temayüllerden uzak ve daha fazla eril bir tarzda bütün toplumsal sorunlarımızın merkezini oluşturuyor.

Eğitim sisteminin kendisi bir asimilasyon sistemi

Cumhuriyetin kuruluşundan beri bu ülkedeki eğitim sistemi Türk olmayan bütün halkların asimilasyonu ve o halkların çocuklarının kendilerine dönük yabancılaşma sürecinin bir sonucu olarak geldi. Aslında eğitim sisteminin kendisi bir asimilasyon sistemi. Eğitim sistemini güçlendirmek için hazırlanan müfredatlar ya da AKP döneminde uygulanan 4+4+4 sistemi gibi bütün uygulamalar asimilasyon, Türklük dışında kalmış bütün halkların asimile edildiği yabancılaştığı bir sürece hizmet eden kurumsallaşmalar olarak bugüne kadar kendisini getirdi. Bireyin ve çocuğun kendi özüyle ilgili bütün hakikat olgusunun dışında yabancılaşmasını dayatan bu tekçi ve asimilasyoncu süreç toplumun bütününü mağdur eden bir süreç olarak varlığını koruyor.

AKP pandemide derinleşen krizin faturasını gençlere ve çocuklara çıkardı

Bugün neler yaşanıyor ona dair bir takım hususları da paylaşmak isteriz. Biliyorsunuz yaklaşık bir buçuk yıldan beri bütün dünyayı kasıp kavuran bir pandemi ile bütün dünya uğraşıyor. Maalesef giderek bizim ülkemizde bilanço da ağırlaşmaya başladı. Sınırsız ve tedbir alınmadan, bilimsel hiçbir ölçüt ve veriye dayanmadan yapılan açılımlar bu toplumun giderek daha büyük bedel ödemesine neden oluyor. Pandeminin başından beri krizi fırsata çevirmeye çalışan AKP iktidarı, bu derinleşen krizin faturasını da bir buçuk yıl boyunca okulları kapatarak bizim çocuklarımıza ve gençlere çıkardı. Okulların kapatılmasıyla en fazla bedeli ödeyen çocukların içerisinde kırsal kesimde yaşayan sosyo-ekonomik düzeyi daha düşük olan özellikle kız çocuklarımızın yaşadığını belirtmekte fayda var. Bu süreçte psikologlara başvuruların arttığını, aile içi şiddetin arttığını, kız çocukların erken yaşta evlendirilmesinin giderek arttığını hep birlikte yaşadık.

Bilimsel yaklaşım ve verilere rağmen öncelik okullara değil sermayeye verildi

Pandemi sürecinde en son kapanması gereken ve ilk açılması gereken okullar iken maalesef AKP iktidarının ilk elden kapattığı ve en son da açmayı düşündüğü okullar oldu. Burada dert edindikleri toplum ve toplumu pandemi karşısında savunmak değil sermayenin çıkarlarını düşünmek olmuştur. Okulların hangi koşullarda kapanacağı, ne zaman kapanması gerektiği, kapanma sürecinde yapılması gerekenlere dair Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu ve yine Avrupa Hastalıkları Önleme Dairesi’nin ve Türkiye Tabipler Birliğinin açıkladığı veriler, tablolar ve bilimsel yaklaşımlar olmasına rağmen mevut AKP iktidarı ısrarlı bir şekilde sermaye alanlarını açık tutmuş ama bunun yerine kapatma önceliğini okullara vermiştir.

Bir buçuk yıllık süreçte 6 milyon öğrenci EBA’ya ulaşamadı

Uzaktan eğitimi kendisine bahane ederek ve bunun arkasına sığınarak gerekli tedbirleri alma ve eğitimin sürdürülmesi konularında maalesef mevcut iktidar mış gibi yapmıştır. Arkamızda bıraktığımız bir buçuk yıllık süreç içinde HDP’nin birçok defa yaptığı pandemi sürecinde okulların açılmasına dair çağrılara iktidar kulak tıkamıştır. Eğitim Sen’in, TTB’nin ve ilgili meslek kuruluşlarının bütün çağrılarına, yaklaşımlarına, bilimsel verilerin hiçbirine dikkat etmediler. Gerçekten MEB’in okulların kapanma sürecinde “biz uzaktan eğitimle öğrencilerimizin eğitime ulaşmasını sağlıyoruz” gibi söylemlerinin ne kadar gerçekçi olduğunu MEB’in kendi verileri üzerinden ispatlamak istiyoruz. Okulların kapandığı bir buçuk yıllık süreçte 6 milyon öğrenci EBA’ya ulaşamadı. Bunun bir de kırsalda yaşayan, evinde internet olanağı olmayan yoksul kesimlerdeki oranını hep birlikte düşünmeye davet ediyoruz. EBA’ya giren öğrencilerin yüzde 62’sinin bilgisayar ekranından değil telefon ekranından ulaştığını görüyoruz. Bu aslında öğrencilerimizin ya evinde bilgisayar olmadığını ya da birden fazla öğrencili ailelerde telefonla EBA’ya ulaşmaya çalıştığını dolayısıyla da eğitim ve öğretimin niteliğinin düştüğünü gösteriyor.

Sınava giren öğrenci sayısı ve başarı ortalaması 2021’de düştü

Bunlar sadece gözlem değildir. Sadece LGS sınav verilerini MEB’in raporlarından çok net görebiliyoruz. Örneğin 2020 yılında otomatik sınava kaydı yapılan öğrenci sayımız 1 milyon 671 bin 337 iken bu öğrencilerden 1 milyon 572 bin 88 öğrencimiz sınava girdi. Yani bu öğrencilerimizin sadece %88 sınava girmiş. Ancak 2021 yılına geldiğimizde bu sayısının 1 milyon 242 bin 830’lara indiğini, bu öğrencilerden 1 milyon 38 bin 492 öğrencinin bu sınavlara girdiğini görüyoruz. Bu tablo bile pandemi sürecinde öğrencilerin eğitiminde uzaklaştığını bizlere gösteriyor. Eğitim-öğretim sürecinde öğrencilerimizin başarısında da ciddi bir düşüş olduğunu görüyoruz. Önceki yıl tam puan alan öğrenci sayısı 42 farklı ilde 181 iken; 2021 yılında 36 farklı ilde 97 olduğunu görüyoruz. 2020 başarı ortalaması 286,4 iken 2021 yılında bu başarının 268,4’lere kadar indiğini görüyoruz.

Okullar şartsız açık tutulmalıdır

Bütün bu tablo MEB’in ve yine YÖK’ün üniversite yönetimlerinin uzaktan eğitim sürecinde hiçbir hazırlıklarının olmadığını, gerekli tedbirleri alamadıklarını ve bu pandemi sürecinde krizi yönetemediklerini, karnelerinde kötü notları olduğunu gösteriyor. Evet, okullar açıldı ama okullar şartsız açık tutulmalıdır. Nitelikli bir eğitim sürecinde eğitim, bütün öğrencilerin ulaşması gereken temel bir hak olarak önümüzde duruyor. Bunun için bütün tedbirlerin alınması gerekiyor ama maalesef hem gözlemlerimiz hem de sahadan elde ettiğimiz veriler MEB’in okullarda pandemi dışındaki normal süreçlerdeki hijyen dışında herhangi bir önlem almadan okulları açtığını biliyoruz.

Bütün öğretmenler aşılanmalı ve aşı yaşı 12’ye indirilmeli

Bu durumlar karşısında HDP’nin acil niteliğindeki taleplerini paylaşmak istiyoruz. İstatistiklere baktığımız zaman öğretmelerin aşı oranı hala yüzde 85’lerde. Okullara bulaşın en fazla öğretmenler ve veliler üzerinden sağlandığını hesaba katarsak acilen öğretmenlerin bütününün aşılanması, velilerin aşılarını yaptırması için gerekli motivasyonun sağlanması ve aşıya dönük kaygıların giderilmesi gerekiyor. Aşı yaşının 16’ya inmesini, lise çağındaki öğrencilerin bulaş yoğunluğunu dikkate aldığımızda olumlu bir adım olarak görüyor ama yetersiz kalacağını düşünüyoruz. Aşılama yaşının 12’ye indirilmesi gerektiğini belirtiyoruz.

15 kişilik sınıflarda, 3 devre ve haftada 7 gün eğitim verilsin

Sınıfların altyapısının, havalandırmanın en iyi şekilde olacağı tarzda dizayn edilmesi gerekiyor. Biz hala pencereleri açılmayan sınıfların olduğunu biliyoruz. Sınıf mevcutları seyrekleştirilmeli, sınıf mevcutları 15 ile sınırlandırılmalıdır. Bunun için ek öğretmen ataması ve personel görevlendirmesi yapılmalıdır. Maalesef İstanbul’da sınıf mevcutları 40’ı aşan okullar var. Normal eğitim ve öğretim sürecinde bile pedagojiye uygun olmayan bu sınıf mevcutlarının hele hele pandemide yol açabileceği sonuçları kaygıyla izliyor ve bunun derhal düzeltilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Okul bahçelerinde sahra sınıfları açılmalı, öğrenci yoğunluğuna bağlı olarak gerekirse okullar 7 gün açık tutulmalı, okul devreleri 3 devreye kadar çıkarılmalıdır. Burada esas almamız gereken ölçü TTB’nin Mayıs ayında oluşturduğu sınıf skalası ve tablosu olmalıdır. Sınıf mevcudunun mutlaka 15 ile sınırlandırılması bilimsel gerçekliğin verileridir.

Çekirdek müfredata geçilmelidir

Öğrencinin psiko-sosyal ve bilişsel olarak bulunduğu durumun tespiti, ihtiyaçlarının belirlenmesi, destek için kısa, orta ve uzun vadeli telafi programlarının oluşturulması gerekmektedir. Bunun yanı sıra çocukların eğitim ile ilgili kayıplarının telafisi için müfredatın arındırılarak daha çekirdek bir müfredata öğrencilerin ulaşması sağlanmalıdır. Eğitime kayıt olması gereken öğrencilerin tespitinin yapılması ve okula kazandırılması öncelikli çalışma olarak ele alınmalıdır.

4 milyon öğrenci pandemide okuldan uzaklaştı

Okulların 1,5 yıllık kapanma sürecinde 4 milyona yakın öğrencimizin eğitimden uzaklaştığı, okullara devam etmediği tespit edilmiştir. Okullara yerli bütçe sağlanmalı, maliyet yükü velilerin sırtından hemen alınmalıdır. Anayasadaki eğitimin parasız olduğu ilkesine iktidar mutlaka riayet etmelidir. Pandemi süreci toplumdaki yoksullaşmayı derinleştirdi. Bütün bu maliyet faturası da topluma ve halka mal edilmeye çalışılıyor. Servis ücretleri ciddi anlamda zamlanmış, velilerin birçoğunun çocuklarını okula servisle götürebilecekleri koşulları ortadan kalkmış. Servis ücretlerindeki maliyeti düşürmek için bakanlığın derhal ek bir bütçe hazırlaması gerekmektedir.

Giderek yoksullaşan eğitim emekçilerinin maaşlarına ciddi zamlar yapılmalıdır

Eğitim emekçilerinin durumu bu yoksullaşma içerisinde aciliyet gösteren konuların başında gelmektedir. Reel olarak yüzde 45’leri bulan enflasyon karşısında yüzde 5-6’lardaki zam eğitim emekçilerini giderek yoksullaştırmakta ve çaresizliğe sürüklemektedir. Başta eğitim emekçileri olmak üzere bütün kamu emekçilerinin maaşlarında ciddi artışların acil bir şekilde yapılması gerekmektedir.

KHK’liler derhal görevlerine iade edilsin

Ciddi bir sorun ve mağduriyet haline getirilen Kanun Hükmünde Kararnamelerle mesleklerinden edilmiş bütün eğitim emekçileri görevlerine iade edilmeli, bütün mağduriyetler giderilmeli ve OHAL Komisyonu da lağvedilmelidir.

Kürtçe seçmeli ders talepleri karşılanmıyor

Okullarda artık kanayan bir dert haline gelen seçmeli dersler gerçekliği var. Kürdistan illerinde on binlerce çocuk Kürtçe seçmeli ders talebinde bulunmak istemesine rağmen okul idareleri ısrarlı bir şekilde bu derslere girecek öğretmen bulamadıkları gerekçesiyle başka dersler almaya zorlamaktadır. Kürdoloji bölümlerinden mezun olmuş Kürtçe eğitim verebilecek öğretmenlerin atamasının bir an önce yapılması ve Kürtçe derslerin önüne konulan bilinçli ve sistematik engellerin ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Ataması yapılmayan öğretmenler atansın

Eğitimde onlarca yük ve sorun var. On binlerce ataması yapılmayan öğretmenin atamasının yapılması, nitelikli bir eğitim ortamının geliştirilmesi gerekiyor. En başta Kürtçe olmak üzere çok dilli eğitimin önü açılmalı, Anayasanın 42’inci maddesindeki “Türkçe dışında eğitim olamaz” şeklindeki yasakçı zihniyet bir an önce kaldırılmalıdır. Özellikle Kürtçe ve Türkçe dışında kalan bütün dillerde eğitim olabilmesi için yasal düzenlemelerin iktidar tarafından bir an önce yapılması gerekmektedir. Tekçi, mezhepçi, cinsiyetçi eğitim anlayışı ve tarikatların gölgesinde yürüyen eğitim sisteminden derhal vazgeçilmeli, çağdaş standartların esas alındığı bilimsel nitelikli anadilde eğitim sistemine biran önce geçilmelidir.

HDP olarak sadece bu talepleri dile getirmekle kalmıyor, bu taleplerin toplumsallaşması ve yerine getirilmesi için her türlü demokratik ve hukuksal mücadelemizi 83 milyon insanın özgür yarınları için yerine getirmeye devam edeceğimizi ifade ediyoruz.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir