Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

ZORUNLU DİN DERSİ NE DEMEK, BEN GÖRDÜM…

– Songül Tunçdemir –

Bir eğitimci olarak; Alevi çocuğun, okuldaki din derslerinden etkilenerek namaz kılıp zikirmatik çektiğini, ebeveynlerinin dinini savunamadığını, bunun düşünce ve duygularında yarattığı çatışmadan dolayı bunalıma girdiğini gördüm. Okulda Cuma Namazı saatinde, Sünni bir çocuğun Alevi arkadaşını kolundan çekiştirerek namaza götürdüğünü gördüm. ‘Öğretmenim, Alevilik derslerde okutulacakmış, ben o derse girmem! ‘ diyen öğrenci de gördüm.

‘Biz Aleviyiz, namaz kılmıyoruz’ diyen lise öğrencilerine, ‘Size namaz kıldıramazsam ben öbür dünyada bunun hesabını nasıl veririm!’ cevabını vererek sınıfta cinnet geçiren Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi öğretmenini gördüm.

Alevi öğrenciye, Aleviliği araştırma ödevi olarak verip de gelen ödevde yazılı olanlara tepki gösterip ‘’Bunlar ne saçma bilgiler, Alevilik böyle değil…’ diyerek çocuğu ve inandığı değerleri arkadaşlarının önünde rencide eden öğretmeni gördüm.

Kendi öğrencilik yıllarımız da dahil, çocuklarımızın okullarda benzer sorunları sıklıkla yaşadığını bilmeyen yok…

Zamanla 4+4+4 eğitim sisteminin temeli hazırlandı.  Zorunlu din derslerine, seçmeli din dersleri eklenip zorunlu olarak çocuklarımıza dayatıldı. Tüm bunlar yetmedi, Din derslerinin dışında mihver ders olarak geçen hayat bilgisi, sosyal bilgiler, Türkçe gibi derslere de dini konular serpiştirildi. Birçok okulun İmam Hatip okullarına dönüştürülerek çocuklarımızın bu okullara mahkûm bırakılmasından sonra bugün gelinen noktada ise bu tür sorunların daha fazla yaşanacak  olması kaçınılmaz oldu.

Tüm bunlara karşı gelip, zorunlu din dersinin kaldırılması için demokratik ve anayasal hakkımı kullanırken kendimi önce İmam Hatip Orta Okullarının birinde buldum. Her şey, Alevi olduğumu internet üzerinden öğrenip “Hocam sen Alevi misin? ‘ sorusuyla başladı. “…Allah’ın bize büyük bir lütfudur…” diye tanımlanan 15 Temmuz darbesi sonrası gerçekleştirilen demokrasi nöbetleri ile okuldaki dinci eğitimde öğrenilen ne varsa harmanlanıp büyük bir hünerle derslerimde sergilendi. Adı Görsel Sanatlar olan dersim; tekbir seslerinin yükseldiği, İstiklal Marşı’nın okunduğu 15 Temmuz nöbetlerine dönüştü. Sözde 15 Temmuz darbesini Aleviler gerçekleştirmiş gibi kin ve nefret kusarak, tüm hınçlarının hedefi haline geldim. Veliler geldi okula, “Böyle bir öğretmen nasıl bu okula kabul edilir? “ diye. Öğrencilerin ve velilerin bu tutumuna önlem alması gereken okul idaresi kör, sağır, dilsiz kaldı. Belki de tüm bu davranışların arka planında kendileri vardı. Sonrasında mesleğine aşık bir öğretmen iken Kanun Hükmünde Kararname ile sorgusuz sualsiz bir şekilde, kapının önünde buldum kendimi. Öğretisi ve tüm işleyişi kin ve nefret üzerine olan sistem ve uygulamaları, benim de öğretmenlikten nefret etmem için epeyce çalıştı…

Aleviler olarak, yıllardır bu derslerin kaldırılması için mücadeleler verdik. Gün oldu 24 saatlik oturma eylemleri yaptık, gün oldu yüz binler olup meydanları doldurduk. Tüm bunları yaparken de en büyük gücümüzü yasalardan, altına imza atılmış uluslararası sözleşmelerden ve Aleviliğin özü olan sevgi ve hoşgörüden aldık.

Şeriatçı eğitime karşı göstermiş olduğumuz tüm itirazlara rağmen, Milli Eğitim Bakanlığı’nın en yüksek danışma kurulu olan Milli Eğitim Şura’sı toplandı ve 4-6 yaş gruplarının gittiği ana sınıflarına zorunlu din eğitimi tavsiye kararını aldı. Çocuğun olgunlaşma ilkelerine aykırı olan bu karar, ebeveynlerin varlığını da bütünüyle yok sayacaktır. Yaş itibariyle somut düşünme aşamasında olan ve yaşadığı dünyayı yeni keşfetmeye başlayan çocuklar, daha dört yaşında soyut kavramlar olan cennet, cehennem, cin, peri gibi doğa dışı kavramlarla karşılaşacaklar. Bu durum, çocukta korku ve kaygı yaratacağı gibi tam da sistemin istediği gibi sorgulamayan, pasif, itaatkâr, neden-sonuç ilişkisini kuramayan bireyler olacaklar. Öğretmen- çocuk, Alevi- Sünni çocuk ve çocuk ile ailesi arasında yaşanacak sorunları ve yaratacağı travmaları düşünmek bile istemiyorum.

Milli Eğitim Bakanlığı öğretmenleri KPSS puanları dışında mülakat ile mesleğe atamasını yapıyor. Bizim ülkemizde “mülakat” demek “torpil” demek, liyakatsızlık demek. Bu, uygulama, siyasal iktidar yanlısı olanların seçilerek öğretmen olması demek.  Mevcut siyasi iktidarın da  çeşitli cemaat, tarikat ve dini örgütlenmelerle olan ilişkisi aşikar. Diyanet İşleri Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında yapılan işbirliği protokolleri ile hedeflenen amaç, dinci öğrenci ve öğretmenlerle çağ dışı eğitim. Şura’da alınan kararlar, eşit yurttaşlık temelinde özgür bir toplum için; laik, bilimsel, anadilinde eğitim isteyenlerin devre dışı bırakılması demek.

Demokrasi Konferansı bileşenleri olarak, Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin ‘’İlimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” sözü ile yola çıktık. Farklılıkları zenginlik olarak gören, sevgi dolu, hoşgörü ve barış içinde yaşamı esas alan bir toplum için; rasyonel aklın hâkim olduğu, laik,çağdaş ve bilimsel eğitim talebimizin gerçekleşmesi için bir imza kampanyası başlattık.

Ülkemizde farklı kimlik, inanç, değer, yaşam tarzı ve inanmayanların çatışmasız bir şekilde, nefretten uzak uyum içinde yaşayabilmeleri için bu imza kampanyasını  daha fazla  çoğaltarak, bu mücadeleyi harmanlayıp, sesi çıkmayan çocukların sesi olarak geleceğimize, yarınlarımıza sahip çıkmalıyız.

Eğitim Hakkının koşulsuz bir şekilde sınıf, inanç etnisite, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin bütün çocuklara devlet tarafından bir kamu görevi olarak sunulmasının gerektiğinin biliciye bu mücadeleyi gerek hukuki gerek kitlesel olarak daha da büyüteceğiz.

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir