Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

ÖZGÜN ALEVİLİĞİN KAZANILMASINDA İÇ HESAPLAR

-Nadir Sayin-

Yazıya başlarken, pek çok yerde belirttiğimiz gibi, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’muzun uzun seneler hukuksal olarak da verilen savaşımı, Aleviliğin ÖZGÜN’lük boyutunun Avusturya Devleti tarafından kabul edilmesindeki önem beraberinde bir tarihsel  kazanımdır.

Bu Aleviliğin sürecinde ise bir tarihsel döneme ve evrilmeye yeni bir başlamdır.

Bunun ne deneli temelden bir değişime, dönüşüme ve gelişmeye damga vurduğu daha da vuracağı boyutu belki elli, yüz, iki yüz yıl sonra, tarihin kendisi daha da çarpıcı, ne denli değerli olduğunda o tarihte bunu tarifsel kayıtlarına geçirecektir.

Gelişmeye ilişkin pek çok yazarlarımız, değerlerimiz,  pek çok boyutu ile bu tarihi süreci işlemişlerdir.  Anlaşılan- anlaşılmayan, katılıp-katılmadığımız, eleştiri olan olmayan boyutlar mutlaka sürecimizde olacaktır/olmalıdır ve bunlar ise daha çok devam edecektir/etmelidir.

Bu yazımda, tarihe yazılan bu oluşumun ne denli önemli olduğunda kendimin onlara ekleyeceği, belki şu olabilir:

Yüz yıllar sonra bu berrak yazılan tarihi, ne egemenler,  ne devletler, ne Aleviliği kendine benzetmeye ve kimi başka inançlar içinde eritmeye yeltenenlerce değil, 1800 yıllarında ALEVİLİK TERMİNOLOJİSİNİ (*bakınız aşağıda) alan günümüzde de “Ne Oyuz Ne de Bu, BİZ ALEVİYİZ” diyen (tabanlarının sayısal olarak da düşünürsek yaklaşık 1 milyonu aşkın toplumu temsil eden),  Alevilerin “Kurumsallığında” bu TARİH, işte onlarla yazılmıştır.

Bir diğer anlatımla bu Alevilik tarihi, bu denli geniş kitleyi temesil ederliği ile evet esasında bir ilktir!  ALEVİ HALKININ kendi kendine özgür ve özgün yazdığı ve genel dünya tarihinde de yer alacak, kendi tarihtir.

Alevi özgünlüğünün Avrupa göbeğinde tarihe yazıldığının içeriğinin doldurulması ve uygulamasının yaşama geçirilmesinde, bunların cümlemiz/bizler tarafından nasıl, ne için ve  hangi yöntemlerle, amaç ve araçların ne olduklarıyla belirlendiği ve yürütüldüğü boyutlarla ancak netlik ve gerçeklik kazanabilecektir.

Bu tarihin içeriğinin nasıl doldurulduğunun göstergesi ise evet, süreç ve zamandır.

Şimdi İÇ HESAPLAR noktasına gelirsek.

Yazımızın hemen başında “toe the point” diyerek şunlarla direkt sadede gelmek istiyorum:

–          Hiçkimse, bu Özgün ve Özgür Aleviliğin farkındalığının “Kurumsallık” sürecinde “Aleviliğin YOL Değerleri: kendine has Erkanları, Öğretisi, Ȃşık/Pir/Mürşit/ Rehber/Talip kaynağını yani, yüreğin atışıyla, mantığın motor işlevini, İnsan ve Doğa merkezini” odaklığından başka seyranlara, amaçlara, sınıfsal arenaya ya da siyasetin amacına/boyutuna çevrilip, dönüştürülmemelidir. Çünkü onlar nihayetinde araçtır, nedendir, gerekliliktir, eylemdir.

Bir diger anlatımla eğer siz Alevi Kurumsallığında ya da Alevi Kurumsallığa (gönülü) hizmet ediyorsanız, başkanlığınız, yöneticiliğiniz, siyastçiliğiniz, yazarlığız, sanatçılığınız, eyleminiz, Yol önderliğiniz kısaca, hangi görev ve işlevde, fonksiyonda  aktif olursanız olun bu, şu yukardaki  “Aleviliğin Değerlerine” dönüş ve katkı olmalıdır.

Özde olan amaç ise Yol’dur ve Yol Yol’un “kendine özgün” değerleri amaç kalmalıdır!

Yol’un özgün değerleriyle daha etkin/yetkin ve profesyonel (nitelikli insan kaynağımız bazında)   “Evrensel Kurumsallığa” dönüştüğümüzde ve genel yapısal oluşumu sağladığımızda  zaten milyonlara varan tabanlarımızla bizi tüm iktidarlar, halklar, toplumlar hesaba katmak zorunda (istekle ve şevkle olacağına inandığım) olacaklar/kalacaklardır (çünkü onlar da bundan yararlanacaklardır):

–           – İnsanlığın/toplumun adaletini kurma, yaşatma, eşit şansa sahip olunması, halkın demokrasisinin oluşturulması,

–           – İnsanlığa/topluma yetecek kadar üretimi ve eşit bölüşümü savunması, uygulaması,

–          – Doğa ile insanın daha da özdeşleşip/sentezlenmesi, çevre (temizlik) korunmasına, betonlaşma/rantlaşmalardan arınarak, çevreye bin kat daha duyarlı olunmasını,

–          – Farklılıkların içselleştirilerek kabul edilmesini, çeşitliklerin kardeşçe birlikte özgür olarak yaşaması,

–          – Muhtaçlık-biatlık- mağdurların, ezilenlerin, sömürülenlerin gittikçe azalarak bitmesi,

–           – Yücelerden/rejimden, iktidardan korkulmasının son bulacağına halkta özgüvenin yerleşmesi,

–          – Dinciliğin ve ırkçılığın tarihe gömüleceği,

–           “Artı Değerin” bitirileceğinde..,

evet, evrenselleşen Alevi Kurumsallığı, özdeşleştiği köyden, kasaba ve belediyeden, ülkeden ve kıtalara kadar her iktidar, otorite, maken Aleviliği ve Alevileri kesinlikle hesaba katmak, Aleviliğin sesini, onayını olmak ve duymak konumunda olacaktır.

Alevilik kullanılarak sadece kişisel kariyerlik amaçlı, egolar, içimizdeki kurtlar ancak ve ancak bunlarla yok edilebilir.

Bu yukarıdaki ideal görülebilir. Doğrudur, çünkü Rıza Şehri nihayetinde bizim izlediğimiz insanlığın yukarıdaki değerleriyle birlikte yaşayarak kainatı, doğayı kendi dengesine oturmak ve “artı değerden”/”vahşi kapitalist-egoizimden”  kurtararak (sınıfsal) sömürünün, zulmün son bulması değil midir?

Yukardakinin içinde Yunus Emre, Hallacı, Nesimi, Kaygusuz,  Hȃce Bektaş, Varoluş Felsefesi, Pir Sultan Abdal, Aşık Veysel ve nice değerler, filozoflar ve Aşıklar ile onlarla özdeşleşmiş milyonlar bulunmaktadır.

–          Bilinçli olarak yukarıdaki tarihi gelişmeyi inkȃr eden ya da “edep” dışında kalarak alabildiğine engel olmaya çalışan, karalama propagandasını yapan İslamlığın  (ırkçı) Alevilik veya kendini bir Tek Tanrılı inancın özünde bulanlara karşı “Kurumsallık” sürecinde kesin ve net duruş işte yukardaki nedenlerden dolayı da sergilenmelidir.

Siyasi veya sınısal boyutlara daha çok önem verir kimi figürler,  “inancı, konumu ne olursa olsun “ işte önemli olan birliğimiz bahanesiyle” (-ki bu gerekçe olamaz) bu noktayı önemsiz görür imada bulunmakta ya da öyle algı verir beyanlar, yanılsamalar içine girmektedir.

Bilinmelidir ki İslamlıkta “takiye” güçlendikçe, ali cengiz oyunlarıyla, zayıfı ezmek ya da tasfiye etmektir. Buna somut örnek İslamlığın ya da Hz.lerin çoğunluk olduğu Cemevleri ya da Cem (Vakfı) örneği Aleviliğin Varoluş Kuramını oralarda işlemek/yaşamak/öğretisi şöyle dursun, dışlanmakta ve o aynen bizi yok etmek isteyenlerin koltuklarında otururcasına (Avusturya İslam Alevileri örneği) disiplin kurullarını, mahkemelerini, düzenbazlıklarını kurmaktadırlar.

Oysaki Alevilikte “takiye” kendini, varını korumak için önlem olmaktan ibarettir ve hiçbir farklı düşüneni -eğer kendisi kabul görüyorsa- dışlaması söz konusu değildir.

Nedeniyle “ Aleviliğin Kendine Özgünlüğü Kurumsallık”  nazarında net bir duruş sergilemeli ve yukarıda herkese gülücükler, çelişkili ve gevşek beyanlarda, tutumlardan vaz geçilmelidir.

Bir başka boyut ise kendisini sadece inanç ya da dine kaptırmaşlar ki “dinciler” dersek, İslam ya da Hıristiyan fark etmiyor, alemi kendilerine katmak istediklerinden, Aleviliği de kendilerine benzetmek istediklerinden ya da asimilasyon ve baskıdan vazgeçmeyenlerdir. Bunlarda sözümüz “dini” kullanan ve kendileri karun olan din ve ırk tacirlerinedir.

Oysa ki kendine özgün Alevilik İnanç ve Felsefesi, Yaşam anlayışı hiç kimseyi kendine benzetmek istediği gibi bir derdi ve hedefi hiç bir zaman olmamıştır.

Kendine özgün Alevi İnancı ve Felsefesinin Hakk kavramı Doğanın kendisidir. Varoluş Aleviliğin Anayasasıdır!

Biz Doğa Anamızı da kutsayarak hiç bir diğer inançlarla kendimizi kıyaslamadan dahi, kendimize  HAS ve ÖZGÜN RİTÜELLERİMİZİ hukuksal anlamda da özgürüz ve onları aynen özgürce yapabiliriz.

Avrupa yasalarının, insanlığın adaletinin ve Doğa yasalarının hiç biri buna engel değildir. Ondandır ki “teosofik” gibi bir “tanrı ya” da bilim ile bir “tanrı” arayışı kavramı  “Aleviliğin Anayasası” ile örtüşmez!

“Adem ile Havva” mitolojisine inanmıyoruz demek yukardaki  Aleviliğin Varoluş Anayasasıdır! Ve bu gayet açık net belirtilmeli, yansıtılmalıdır.

İç hesaplamalarla bunlarda paradoks mesajlar vermek sadece bizi zayıf ve ikilem içinde bırakır,  -Ki bu, belirtilen tarihi kazanıma, Aleviliğin kendine Özgün Farkındalığına gölge düşürür!

Bu tarihi süreci hiçkimse sadece Avrupa’da İnanç boyutlu “hukuksal” boyutlu ya da “ siyasi” arena kollarından herkes kendi kulvarından değerlendirmemeli, Aleviliğin kendine Özgünlüğünü amaç olan Yol değerleri ile  bir bütün olarak görmeli ve “Evrensel Kurumsallığına” bu net çizgisiyle yol almalıdır görüşündeyim.

İç hesaplarımızı  “Kurumsallığın yataylığında” oluşturmaya giderken (ki Aleviliğin değerleri nihayetinde yatay kurumsallıkla örtüştüğü inancıyla) yukarıdaki değerlerinin bizzat berrak duruşu, öğretisi ve görevsel çalışmalarda insan kaynağı oluşturma alanlarına yönelik yapılması bu tarihi kazanımızın ancak temel taşlarını, alt yapısını sağlam oluşturursa başarılı olacağına inanıyorum.

Bu yazımı final olarak, Yol’a olan aşk ile bir damla olmaya giden süreç ve gelişmelere atfen, yarenler, pirlerim, erenler ile pişme ocağımda aldığım feyz ve öğretim ile gönül gözü/ilhamla ortaya gelen, aşağıdaki kimi dörtlüklerimle sonlandırmak istiyorum.

Gerçeğe Hu… Hızırımız cümlemizle yoldaşımız olsun.

Aşk ile.

 

Ne O’yuz Ne de Bu, BİZ ALEVİYİZ 

Ne O’yuz ne de Bu, Biz Aleviyiz 

Terminolojimiz bu yüzyılda

Kızılbaştan Hace Bektaşiyiz

Ezelden süreciz ışık hızında  

 

Soğurken kainat kum beşiğiydik 

Komin toplumların kardeşiyiydik

Açan çiçeklerin çok çeşitiydik     

Ezelden doğamız ilaç dozunda 

 

Dönüyorken dünya korkuya batıp 

Tek tanrılar İsa Musa yaratıp

Kim cennetlik kimi cehenneme atıp 

Ezelden saygımız kefen bezinde  

 

Hallacı olduk güle yaralandık 

Yunus’duk aşktan aşka parelendik  

Nesimiydik Enel Hak’la derlendik  

Ezelden nefsimiz ışık cızında 

 

Doğuşumuzdandır Anamız Postu

Güzelden gelmiştir pirimiz nesli

Pir Sultanımız can canandan aslı

Ezelden sazımız ışık yüzünde 

 

Ortaçağdan örgüt anlayış(ı) bitti

Feodal kalıntı zaten çoktan yetti 

Hurafe derseniz mantıkta yoktu 

Ezelden çizgimiz çağdaş gözünde 

 

 

Çoşkuyla cümle alem boyladık 

Özgünlüğümüzü özgür eyledik 

Avrupa adaleti dedik çağladık 

Ezelden kurumuz insan bazında

 

 

Doğrudur ocaktık, örgütüz şimdi 

Fonksiyonunda tam dengi şimdi 

Say öğretiyle çağındayız şimdi 

Ezelden hareket(iz)devir tizinde 

 

Yirmibirinci asır bu yüzyıldayız

Arınma ikrarın göz bebeğiyiz

Kurumsal Erkanlar Yol İzindeyiz

Rızalık  Şehriyiz esen tozunda  

 

Nice aşıklarımız Yol yarenleri

Daimi’den Veysel’e Yol erenleri

Felsefe İnançta Yol gidenleri 

Ezelden sunarız devran gizinde

 

Beyanımız arzdan final bilimden 

Biz bir din değiliz doğa kolundan  

Vahdet-i Mevcut’la varın Yol’undan 

Ezelden dilimiz aşık sazında 

 

Kendini ararsan kendin bulursun 

Bir hata ararsan eksik bulursun

Şu yok o çok dersen onu bulursun 

Ezelden bilimiz temel dizinde 

 

Vardık yirmibire seyran eyleriz

Onsekizbin asır hayran eyleriz 

Tüme sentezleşir özdeşleşiriz 

Ezelden dirimiz kavram tezinde 

 

Viyana’yı kılıçla fethetmedik

Edenlerin kulundan hiç olmadık    

Gönülden gönüle Yol’ eyledik

Ezelden adaletimiz insan izinde

 

Geçtik şöyle özet in özetini

Pirce derki koyduk tarihe şerhi

İnsan kaynağımız halkın ederi 

Ezelden varırız dava közünde

“Alevilik” özellikle 1800’lerden günümüze gelen terminolojisini almıştır. Ondan önceleri Alevi topluluklarında “Kızılbaş” Işıkçılar, Taife-i Bektaşiyan, Torlak, Güruhu Naciye gibi terimler “terminolojiler” kullanılmıştır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.