Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

ANADOLU ALEVİLİĞİ, TEPKİLİ DEĞİL, BİLİMSEL YAKLAŞIMLA ÖZGÜRLEŞİR

-Hüseyin Akpınar-

Anadolu Aleviliği’nin toplumsal tabanı, esas olarak, Türkler(Türkmenler, Kürtler ve Zazalar’dan oluşmaktadır. Anadolu Aleviliği’nin tarihi’ işte bu halkların’ tarihleri içerisinde saklıdır.

Türkler(Türkmenler), Kürtler ve Zazalar, kendi tarihleri içerisinde, kendileri değişik inanç ve dinlere ait oldukları gibi, farklı inanç ve dinlerin eğemenliği altında yaşadılar.

Türkler(Türkmenler), Kürtler ve Zazalar ve diğer toplumsal unsurlar, Anadolu Aleviliği’nde birleşirken, yani Anadolu Aleviliği’ni oluştururken, kendi eski inanç ve dinlerinde faydalı buldukları Elementleri birlikte getirdiler, yani Anadolu Aleviliği’nin içine taşıdılar. Birlikte getirdikleri Elementler arasında, eğemenliği altında yaşadıkları inanç ve dinlerden etkilendikleri ve benimsedikleri Elementler’de vardı. İşte bu nedenle, Anadolu Aleviliği senkretik(bağdaşık) bir yapı aldı. Alevilikte buna ‘yol bir sürek binbir’de deniliyor.

Bu güne kadar yazdıklarımızdanda okunacağı ve anlaşılacağı gibi, biz Anadolu Aleviliği’ni, ‘kendine özgü senkretik(bağdaşık) bir İnanç Sistemı’ olarak değerlendiriyoruz. Anadolu Aleviliği’nin senkretik(bağdaşık) olduğunu, Alevilik üzerine araştırma yapan, hemen hemen bütün ciddi bilim adamları vurgulamaktadırlar. Kendine özgü bir İnanç Sistemi oluşuda, yine bir çok bilimsel çalışmalarda, bilirkişi raporlarında ve bazı devlet anlaşmalarında altı çizilerek belirtilmektedir.

Bu demek oluyorki, Anadolu Aleviliği, herhangi bir başka inancın yada dinin bir parçası yada mezhebi, vb. değildir. Herhangi bir başka dinden ayrılma yada kopma bir hareket değildir.

Modern Alevi örgütlenmeleri, genelde bu değindiğimiz anlatım ve açıklayış biçimine, yakın durmaktadır yada bizimle aynı düşünmektedir. Fakat, Alevi toplumu üzerinde söz sahibi olmak isteyen iki ayrı uç gurup daha var. Bunlardan birisi sağı diğeri ise sözde solu temsil ettiklerini iddia ediyorlar.

Sağdakiler, Aleviliğin ve böylecede kendilerinin islamın özü olduklarını iddia ediyorlar.Onun için ‘Alevi İslam’ ismini kullanmaya önem veriyorlar ve bu güne kadar nerde Aleviliğe yönelik bir asimiladyon faaliyeti varsa, mutlaka bunların bigisinde yada işbirliğinde yapılır. Sonuç ihtibarıyla, Anadolu Aleviliği’nin islam dinine asimilasyonunu amaçlıyorlar.

Soldakiler ise, Anadolu Aleviliği’nin İslam ile hiçbir alakası ve ilgisi olmadığını iddia ediyorlar. Kanımızca, Anadolu Aleviliği’in (İslamda dahil) hiç bir başka dinden ayrılma yada kopma olmadığı gibi hiç bir başka dinin herhangi bir parçasıda olmadığını söylemeye çalışıyorlar. Bunu söylemek başka bir şey ve doğru bir şey, Aleviliğin İslam’la hiç bir alakası ve ilgisi yoktur demek başka bir şey ve yanlış bir şeydir.

Anadolu Aleviliği bazı değişik dinlerden olduğu gibi, İslam dinindende farklı nedenlerden dolayı bazı Elementler almıştır. Özelliklede islam tasavvufu ve şiilikten. Anadolu Aleviliği’nin başka dinlerden etkilenmesi, başka dinlerden bazı Elementleri alması ayrı bir şey, başka bir dinin herhangi bir parçası yada meyhebi olması ise daha başka bir şeydir. Bunlar aynı şeyler değil, farklı şeylerdir. Bize göre Anadolu Aleviliği, özellikle islam tasavvufundan ve şiilikten bazı inanç Elementleri almıştır ama islamın bir arçası, onun özü yada bir mezhebi hiç olmamıştır. Anadolu Aleviliği, İslam’dan ayrılma yada kopma bir hareket değildir.

Anadolu Aleviliği’ndeki Ali sevgisi, Kerbela üzüntüsü, muharrem orucu, vb. gibi Elementler islam tasavvufu ve şiiliğin etkileridir ve bunlar Anadolu Aleviliği’ne yerleşmiş elementlerdir. Bir inancın bütün üyeleri, kendi inancınında olsa, bütün elementlerine, inanmak zorunda değil. Aynı zamanda, diğer şeylerin yanında, Ali’yi sevmek, Kerbelaya üzülmek, muharrem orucu tutmak, vb. gibi davranışlar, Aleviliğe aykırı davranışlarda hiç değil.

Al-Husein ibn Manşur al-Hallç’ın, Muhammed ve Ali sevgisi, Aleviler’in Ali sevgisinden daha az değildir. Seyit Rıza’nın, ‘Evlade Kerbela’yız, ayıptır, gönahtır, zulümdür, cinayettir’, sözlerindeki Kerbela duygusu, Aleviler’in Kerbela duygusundan daha az degildir. Deniz Gezmiş’in, Hüseyin İnan’a, korkuyormusun Dede, diye sorduğunda, Hüseyin İnan’ın, ‘Deniz yoldaş, biz korkuyu Kerbela’da bıraktık’ sözlerindeki, Kerbela duygusu, Aleviler’in Kerbela duygusundan daha az degildir.

Hallacı Mansur, Seyit Rıza ve Hüseyin İnan, idama giderken yani hayatlarının en ciddi anlarında, bu sözleri söylemişler. Şimdi bunlara, Alevilik’le herhangi bir ilgi ve ilişkileri yoktur, bunlar şii ve şeriatcılar, diyebilirmisiniz. Sol olmak aslında, var olan sosyal ve kültürel olguları reddetmek yada yok saymak değil, tam tersine var olan bu olgularla doğru bir yol yüreyebilmektir. Bu yolda yürüyebilmek yada hareket edebilmek ise, güçlü bilgi birikiminin ve pratik deneyimlerin verdiği cesaretin varlığını gerektirmektedir.

Kısacada olsa açıklamaya çalıştığımız gibi, modern Alevi örgütlenmesine alternatif olduklarını beyan eden bu iki uç gurupda, Alevilik konusunda sağlıklı ve tutarlı düşünmüyorlar. Her ikiside, Anadolu Aleviliği’ne inançsal değil, ideolojik yaklaşıyorlar. Tarih donanımları olmadığı için, bilgi ve deneyimlerin vereceği, iç dinamizm cesaretinden yoksunlar.

Bizimde doğru bulduğumuz şekilde, Frof. Dr. Ursula Spuler-Stegemann, bazı islami Elementler içeren, Anadolu Aleviliği’nin, kendine özgü senkretik bir İnanç sistemi olduğunu yazıyordu. Bizde bu cümleye katılarak yazıyı burada bitiriyoruz.

Alevi özgürleşmesine katkı olsun diye

Aşk ile, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.