6-7 Eylül 1955 Olayları – 2 –
Sadık Erenler / Araştırmacı- Yazar / S.Erenler@web.de
Tahminen 200 bin kişilik güruhun katıldığı yağmalarda, ölüm olaylarının az olması ve saldırganların en küçük bir direnişte geri çekilerek başka hedeflere yönelmesi, hükümetin bir katliam planlamadığını, amacın başta Rumlar olmak üzere gayrimüslimleri ekonomik olarak zayıflatmak, sonra da korkutarak ülkeden kaçırtmak olduğunu akıllara getiriyordu. Nitekim iddialara göre, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, İstiklal Caddesi’ndeki hasarı görünce, etrafındakilerin duyacağı bir sesle İçişleri Bakanı Namık Gedik’e “Galiba dozu kaçırdık” demişti.
8 Eylül’de hükümet yaşananlardan üzüntü duyduğunu ve özür dilediğini belirten bir açıklama ile zararların tazmin edileceği sözünü verdi.
Hükümetin üzüntüsünü bildirmesinin ardından gösterdiği ilk tepki yağmanın sorumluluğunu Komünistlere yıkmak oldu. 7 Eylül 1955’te 45 ‘tescilli’ komünist adliyeye getirildi. Bunlardan 19’u tutuklandı. Tutuklananlar arasında Aziz Nesin, Kemal Tahir, Nihat Sargın, Müeyyet ve Can Boratav, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo, İlhan Berktay, Aslan Kaynardağ gibi ünlü isimler vardı. Aralık ayına gelindiğinde, hükümet bu saçma suçlamadan vazgeçmek ve tutukluları salıvermek zorunda kalacaktı.
Olaylarla ilgili olarak Beyazıt, Beyoğlu ve Kadıköy’de oluşturulan sıkıyönetim mahkemelerinde 5.104, Ankara’da 171, İzmir’de 424 kişi yargılandı. CHP lideri İnönü’nün hükümete sert eleştiriler yapması üzerine, sanıkların büyük çoğunluğu perdeypey salıverildi. Mahkeme TMFT’nin, MAH’ın ve adı gündeme getirilmeyen Seferberlik tetkik Kurulu’nun (1965’te adı Özel Harp Dairesi oldu) üzerine gidemedi. Daha sonra, KTC yöneticisi Kamil Önal’ın adamlarının, polisin mühürlemiş olduğu KTC binasına girerek MAH’a ait evrakları imha ettikleri söylenecekti.
Karar, 1956 yılının Aralık ayı sonunda açıklandı. Sadece 228 kişi suçlu bulunmuştu. Bunların arasında gerçek failler yoktu. Geri kalanların da cezaları çok değildi. İstanbul Ekspres Gazetesi’nin sahibi Mithat Perin ve Yazı İşleri Müdürü Gökşin Sipahioğlu da beraat ettiler. Konsolos Yardımcısı dokunulmazlık zırhıyla kurtulmuş, Oktay Engin’e üç yıl altı ay, Hasan Uçar’a ise iki yıl hapis cezası verilmişti. Dokuz ay selanik cezaevinde yatan Oktay Engin, tahliye edildikten sonra Gümilcine Konsolosluğu’muz tarafından Türkiye’ye getirilmişti.
1957 seçimlerinde DP listelerinden iki Rum milletvekili seçildi. 1959 yılında Zürih ve Londra Antlaşmaları imzalandı. Ada’ya barış ve bu anlaşmalara göre, 18 Agustos 1960’da Türk bayrak ve askeri geldi. Bu tarihte Fatin Rüştü Zorlu ve Adnan Menderes ihtilal olduğundan dolayı Yassıada’da yatmaktaydılar.
Bu konuda doktora çalışması yapan Dr. Dilek Güven’in aktardığı bazı tanıklıklar şöyleydi:
“Bir Rum arkadaşımın dükkanının önünde elimde bir Türk bayrağı ile nöbet tutuyordum. Ellerinde bir listeyle geldiler. Onlara bu dükkanın bir Türk’e ait olduğunu söyledim. O bunun imkansız olduğunu, çünkü ismin listede olduğunu belirtti. Ben de ‘O zaman listede bir hata olmuştur’ dedim. Ellerindeki listelerde tüm cadde isimleri ve ev numaraları vardı. Kendi aralarında sürekli birbirlerine talimat veriyorlardı. ‘Bu ev bir Rum’un, şu Ermeni’nin, bu dükkanı yağmalayın, şu eve girin’ vs.”
“Yüksekkaldırım’da bir Yahudi, o kargaşada kendi levhasını bir Türk dükkanının tabelasıyla değiştirdi. Yahudi’nin dükkanına hiç birşey olmadı ama Türk’ünkü yağmalanmıştı. Sonra komşusuna dedi ki,’Ne yapalım, senin insanların bunu yaptılar’. Ama garip hatalar da oluyordu. Benim bir profesör arkadaşım vardı. Muayenehanesinin üzerinde Doçent Dr. diye bir levha yazılmıştı. Doçent kelimesini gayrimüslim bir isim zannedip muayenehanesini tahrip etmişler.”
“Tünel’de Cevat Bey’e ait bir kumaş dükkanı vardı. Adam Türk’tü, ama onun da işyerini yağmalamaya başladılar. Adam hemen pantolonunu aşağı indirdi ve sünnetli olduğunu gösterdi. O da bu şekilde adamları durdurmaya çalıştı.”
“Bizim evimiz, Beyoğlu’ndaki Kalyoncu Sokak’taydı. Şiddet olayları patlak verdiğinde, kapıcı Mehmet, anneme ‘Korkmayın Madam, bizim evde saklanabilirsiniz’ dedi. Eline bir Türk bayrağı aldı, dış kapıyı kilitledi ve binanın önünde durdu. İlk saldırganlar geldiğinde, onlara burada Rum oturmadığını söyledi ve adamlar gerçekten de evimizi yağmalamadan gittiler. 2. Kattaki Madam Katina’yı, 3. Kattaki Maria’yı ve 4. Kattaki Anton’u korumuş olan Mehmet, binadan çıktı, Türk bayrağını bıraktı, eline bir odun parçası aldı ve caddenin karşısındaki gayrimüslimlere ait dükkan ve evlere saldırmaya başladı. Ben onu evimizin penceresinden izleyebiliyordum.”
“Yayamın (annemin) evindeyken orada gördüklerime inanamadım. Kapılar ve pencereler artık yoktu. Buzdolapları, dolaplar, aynalar parçalanmış ve evinin önüne yığılmıştı. Yataklar, yorganlar kesilmiş, yünler her tarafa dağıtılmıştı. Elbiseler, ayakkabılar, örtüler, halılar lime lime edilmiş, yığınlar halinde tabak çanak binlerce parçaya bölünmüştü. Somya parçalanmış, avizeler, vitrinler, masalar, sandalyeler ve koltuklar baltayla kesilmişti. Yerde odun, kömür ve gaz, tuz ve şeker, yağ ve yumurtalardan bir birikinti oluşmuştu. Soba da tahrip edilmiş, bazı valizlerin içindekiler dahi makasla kesilerek kullanılamaz hale getirilmişti.”
İstanbul’da bu korkunç olaylar yaşanırken, Ankara’dan İstanbul Valiliği’ni arayan Devlet bakanı Mükerrem Sarol’la İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay arasında şu konuşma geçmişti: “Vali Beyfendi’ dedim, ciddiyetini anlasın diye. “İstanbul yakılıp yıkılırken nasıl gönlünüz razı oluyor da orada polislerin size sağladığı emniyet içinde oturuyorsunuz’ dedim. ‘Ayıp değil mi’ dedim. ‘Bu büyük bir felaket. Milli bir felaket.’ Yanımda Dahiliye Vekili var, onu veriyorum, dedi. Telefonu Namık’a (Gedik) verdi. Namık dedi ki ’Öyle milli felaket filan değil’ ‘Bu milli bir isyan. Gençliğin milli kıyamı.’ ‘Namık’ dedim, ‘Bunu senden duyduğuma çok üzüldüm. Bu gerçekten milli bir felaket. İstanbul’da devlet yok, emniyet yok, can güvenliği yok. Beyoğlu’nda mağazaları yağma ediyorlar ve sen buna ‘Milli gençlik kıyamı’ diyorsun.”
Benzer olaylar İzmir’de de yaşandı. Saldırganlar Yunan Konsolosluğu’nu ateşe vermişler. Altı Yunan NATO subayının evini yağmalamışlar, İngiliz Kültür Enstitüsü’ne saldırmışlar, limanda demirli bulunan iki İngiliz gemisinin mürettebatına, mazota bulanıp tutuşturulmuş taşlar veya kumaşa sarılmış teneke kutularla saldırmışlardı. İzmir Valisi Kemal Hadımlı ise, olayları göstericilerin omuzlarında izlemişti.
İstanbul Emniyet Müdürü, bir yazı ile Birinci Ordu’dan 19 bin asker istemişti. Yazıda askerlerin saat 20.00’de belirlenmiş adreste bulunmaları isteniyordu. Askerler nedense dört saat gecikme ile, tam geceyarısı geldi ve duruma hakim oldular. Ardından örfi idare (sıkıyönetim) ilan edildi. Olaylar İstanbul’da 7 Eylül’de yavaşlayarak da olsa devam ederken, İskenderun, İzmir ve Çanakkale’de de küçük çaplı saldırılar yaşanacaktı.
Olayların biraz öncesinde veya olaylar sırasında İstanbul’da Uluslararası Karşılaştırmalı Hukuk Bilimleri Kongresi, Bizans tarihçileri Kongresi, Uluslararası Üniversite Dernekleri Kongresi ve Uluslararası Kriminologlar ve Polisler Kongresi’nin olduğunu unutmak, bu olayları tezgahlayanların işlediği en büyük hataydı. Çünkü, o sırada hükümet ciddi ekonomik sorunlarını çözmek için Dünya Bankası’na ve uluslararası para piyasalarına bel bağlamış durumdaydı ve uluslararası kamuoyunun saygın temsilcileri ve onları izleyen yabancı basın, Türkiye’deki vandallığa bizzat şahit olmuşlardı. Yani evdeki hesap çarşıya uymamıştı.
Yunanistan’da yayımlanan Vradini Gazetesi’nin 9 Eylül 1955 tarihli nüshasındaki şu ifadeler iç acıtıcıydı: “Zaman geçer ama insanlar değişmez. Büyük Kemal; köylü vatandaşlarını medeni insanlar haline sokmak istedi. Fakat bunda muvaffak olamadı. Onlar yine barbar olarak kalmıştır. Kilise yakmak, ev yağma etmek onların milli endüstrisi olarak kalmıştır.”
Yunan basını haklıydı. Barbarlık ne yazık ki hala sürmekte ve daha nice zaman da sürecektir. Bu kitabın konusu olan olaylar yaşandı ama bitmedi. Tarih daha çok barbarlıklara da tanıklık edecektir.
6-7 Eylül olaylarının olduğu sırada Seferberlik Tetkik Kurulu’nda görevli olan, 1988-1990 yılları arasında MGK genel sekreterliği yapan Sabri Yirmibeşoğlu, gazeteci Fatih Güllapoğlu’na verdiği röportajda 6-7 Eylül olayları hakkında şu demeci vermiştir. “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı.” (Bu sözleri Sabri Yirmibeşoğlu 21.09.2010’da bir televizyon kanalındaki röportajında yalanlamıştır.) Can Dündar 8 Ocak 2006, Gizlenen örgütün başındaki adam: Sabri Yirmibeşoğlu, Özel Harp’çinin tırmanış öyküsü, Milliyet.
6-7 Eylül olaylarının 60. Yılı olan 2015 yılında, hayatını kaybedenler için ilk kez anma ayini düzenlendi. Hürriyet Gazetesi’nin 7 Eylül 2015 tarihli 5. Sayfa haberine göre, olaylar sırasında yağmalanan Yeniköy’deki Aya Yorgi Kilisesi’ndeki ayine katılan eşi ve çocuğuyla katılan CHP İstanbul Milletvekili Selina Doğan “ 6-7 Eylül ülkemiz tarihinde bir utanç sayfasıdır. Büyüklerimiz o günleri hep korku ve hüzünle anlatırlar. Ülkelerini terk etmek zorunda kalanlardan bahsederler. Onların gitmesiyle biz hep eksik kaldık. Bu olaylarda devletin organize etmesiyle, öncelikle Rum toplumuna yönelik, sonradan Yahudi, Ermeni ve Süryani toplumuna sirayet eden bir talan ve linç yaşanmıştır. Siyasetçilere düşen bu olayların tekrar yaşanmaması için çalışmaktır” dedi.
Anma ayininin başlamasıyla dualar okunarak mumlar yakıldı. Ardından cemaate “Koliva” adı verilen ve ölülerin arkasından dağıtılan bir tür tatlı ikram edildi. Tören sonrası Yeniköy Panayia Rum Ortodoks Kilisesi ve Mektebi Vakfı Başkanı Laki Vingas katılımcılara yönelik bir konuşma yaptı. Acıların hala taze olduğunu, olaylar sırasında kendilerine yardım eden komşularını da andı. Laki Vingas, konuşmasının devamında da şunları söyledi: “6-7 Eylül artık ülkemizin felaketler sayfasında ve herkesin vicdanında örgütlenmiş bir kitlesel şiddet olarak yerini almıştır. Bu saldırı, yağmalama ve adaletsizlik ile İstanbul’un kadim Rum toplumunun canına, malına, tarihine, ibadethanesine, kutsallarına, hayallerine ve umutlarına kast edilmiştir. Rum toplumu memleketinden sürülmüştür. Burası da kara günden nasibini almış bir kilisedeyiz. Bu kilise 6-7 Eylül’ü hala hatırlamaktadır. Bu olaylarda bizlere yardım eden komşularımızın ruhlarını da yad ediyoruz.”
Protestan Kiliseleri Derneği Başkanı tehdit mesajları aldıklarını basına bildirmişti. Derneğin başkanı Pastör İhsan Özbek: “Türkiye’de 10 bin civarında Protestan nüfus var. Dinden dönenlerin öldürülmesinin caiz olduğuna dair fetvalar yayınlandı. Polis henüz önlem almış değil. Bu da Protestan cemaatinde ciddi endişe ve kaygıya yol açıyor.”
CHP İstanbul Milletvekili Selina Doğan, Türkiye Protestan toplumuna yönelik “Cihadist” içerikli tehditlerin sistematik olarak arttığını belirterek, yetkililere yaptıkları başvurulara henüz etkin bir karşılık bulamadıklarını bildirdi. Doğan, Protestan kiliseleri temsilcileriyle mecliste düzenlediği basın toplantısında özetle şunları söyledi: “Ülkemizin içinde bulunduğu karışıklıklar Türkiye Protestan toplumunu da olumsuz etkilemektedir. Son günlerde sistematik bir şekilde Türkiye’nin farklı kentlerindeki kiliselere yönelik birbirine benzer ve büyük olasılıkla aynı kaynaktan tehditler almaktayız. Tehdit mesajları tamamen cihadist bir içerik taşıyor. Ülkemizde Sünni ve Müslüman olmayan herkesin psikolojisi bozulmuş vaziyette. Emniyet ve savcılıklar etkin soruşturma yapmamakta. Bu cezasızlık kültürü saldırı yapanları cesaretlendiriyor. Sevgili Hrant Ding’in dediği gibi güvercin tedirginliğiye yaşamaktayız bu ülkede. Savcılara çağrıda bulunuyoruz. İçişleri Bakanı’ndan da randevu istedik.”
HDP İstanbul Milletvekili Turgut Öker de ( Avrupa Alevi Birlikleri Konfedarasyonu eski Başkanı) tehditleri meclise taşıyarak Başbakan Davutoğlu’nun yanıtlaması talebiyle yazılı soru önergesi verdi. Öker, Başbakan Davutoğlu’na “Hangi önlemleri aldınız?” diye sordu.
Hürriyet Gazetesi 7-8 Eylül 2015 baskısı)

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler