Sal. Şub 3rd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

BİZİM KURUMLARDA DEMOKRASİ Mİ VAR DEDİNİZ?

 –Mehmet Ali DEMİR-

 

Koltuk ve güç elinde yokken demokrasi diye bağıranlar, gücü ve koltuğu ele geçirdikten sonra kendine göre yarattıkları demokrasi anlayışıyla bizi boğuyorlar ne yazık ki..

Her türlü zorluğa karşı insanca bir yaşam ve insanca paylaşım mücadelesi verdiğimiz bu dünyada bırakın dışarıdaki egemenleri bir kenara.. Asıl içimizdeki, sözümona toplumun en demokrat kesimleri olduğunu iddia edenler de kendilerince bir demokrasi anlayışı yaratıyor. İşine gelen duruma, olaya, söze ‘Evet’, ‘Tamam’ diyenler, işine ve çıkarına gelmeyince anında ‘Hayır’ diyebiliyor. Üstelik bir de anında “bunlar bozguncu, bunlar hain, bizi bölüyor” diye iftira, karalama yapıp dışlıyor. Genellikle kurumlarda ‘Başkan” olan bireyler, yönetim listesini de kendisini onaylayan, kendisine adeta biat eden kişilerden seçtiği için güçlü bir konumda oluyor ve herhangi bir olumsuzluğa, hata veya yanlışa karşı çıkanları, hatta farklı bir düşünceye sahip olanları yönetim erkini kullanarak, önce konuşturmuyor – susturmaya çalışıyor, devamından da kurumdan dışlamaya çalışıyor. Demokrasinin olmazsa olmazı, ana fikri olan çok sesliliği, her fikrin özgürce dile getirilmesini önlemek, susturmak için her türlü hilebazlığı ve cambazlığı da yapıyor.

Demokrasi sözcüğü ve işlevi bu durumda sadece yönetim erkini elinde bulunduran kişi için geçerlidir. Kendisi gibi düşünmeyen, farklı bir fikri açıklayanlar için ‘demokrasi’ sadece görünüşü süslü olan, ama işlevsiz bir kavram ve sözcük oluyor. Yöneticinin dışındaki herkes artık bu noktada, ya bölücü, ya haindir. Bu tavır ve söylem, devlet erkini elinde bulunduranların da tavrı ve söylemi değil midir?

Oysa demokrasi sözünün etimolojik kökeni “demos” (halk) ve “kratos” (egemenlik) sözcükleriyle açıklanır ki, organizasyon ve devlet politikalarının şekillendirilmesinde her bireyin eşit hakka, söze sahip olduğu bir yönetim tarzıdır. Yani Demokrasi kurumlarda üyelerin, devlette ise halkın egemenliği demektir. Çoğunluğun sesi olduğu kadar azınlığın da düşüncesine saygıdır. Demokraside egemenliğin gerçek sahibi “birey” ve nihayetinde, bir devlet sınırları içerisinde yaşayan “halk ”tır halkın tamamıdır.  Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimlerine demokrasi diyoruz, bunu da çoğumuz, özellikle de yönetici konumunu edinmek isteyenler, edinenler de savunuru görünürler. Ancak yönetime gelen, koltuğa oturan bireylerin çoğu bu sözlerinin arkasında durmuyor. Ancak, tarih bize her daim göstermiştir ki, yaşamlarında ve yönetimlerinde gerçek demokrasi ve adaleti uygulamayanlar kaybetmeye de mahkumdurlar..

Bugün devlet yönetimlerini anti-demokratik olarak görüp fikir beyan eden, haklı eleştirilerden bulunan kurum yöneticilerimizin önemli bir kısmı, ne yazık ki, kendileri bu savunduklarının arkasında durmamaktadırlar. Hatta bazıları, devlet yönetimini ele geçiren egemenleri ‘tekçi’, ‘diktatör’ olarak eleştirdiği halde, kendi yaptıklarının bu kişilerle aynı doğrultuda olduğunun farkında bile değiller. Ya da farkındadırlar, ancak egoları her şeyin üstesinde olduğu için daha kötü baskı ve uygulamalardan kaçınmıyorlar. Bunların belli bir kısmı da okuma, öğrenme, bilgi edinme ve de kendilerini geliştirmekten uzak bir fukaralık içinde olup, demokrasi uyguladıklarını sanmaktalar.

Yıllarca Kurum başkanlığı yaptıkları halde, yaşamı boyunca bir veya birkaç kitabı dahi okumamış olanlar, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaktan da kaçınmıyorlar. Her ortamda, fırsatını bulduğu her platformda yanlış, içeriği boş tekrardan kaçınmadan konuşmaya devam ediyorlar. Kendi bilgisizliği nedeniyle bunların bir kısmı da, yanındakilerin her söylediğine uygun kararlar alır. Ancak sonuç yanlış veya olumsuz olunca da”neden böyle oldu, oluyor” diye şaşkınlık içinde sudan çıkmış balığa döner..

Elinde yönetim, koltuk gücü bulunduran bu şahıslar kendisi gibi düşünmeyenlere mobbing uygular. Onların sesi duyulmasın diye her türlü hilebazlığı yaparlar. Beyin tarlaları çorak bu kişilerin kafaları da yeniliğe kapalıdır. Bir de bunların şak şakçıları vardır ki, bu şakşakçıların da saray soytarılarından bir farkı yoktur. Yönetici yanlış da yapsa, yanlış söz de söylese alkışlamaya “doğru başkanım, yaşa başkan” demeye, yöneticinin paçasına yapışmaya devam ederler. Bu kişilerden bazıları da ‘okumuş yazmış’ ve geçmiş tarihlerde sol – sosyalist kesimden gelmişlerdir. Ama ne yazık ki, bu kesim iradelerini cüzdana veya kariyere sıkıştırmış kişiliklerdir ki, toplum için en tehlikeli kişiler bunlardır. Bunlar geçmişte yer aldıkları yapılar içinde de halkı küçük gören, onları konuşturmayan, herhangi bir konuda fikrini beyan etmek isteyenleri de aşağılamaktan, azarlamaktan sakınmayan parazitlerdir.  Bunlar zoru gördüklerinde de örgüte, yoldaşlarına ihanet edip sözde öncülüğünü yaptığı kitleyi yüzüstü bırakıp kaçan döneklerdir.

Bunlara benzer bazıları da sahibine danışmadan hareket edemeyen, kurumların yazılı görsel medyalarında yer alan korkaklardır. Doğru olduğunu bilse de ‘başkanı kızar’ diye, fikrini açıklamaktan kaçınan ve “yahu şimdi zamanı değil” diye bireylere mobbing uygularlar.

Son söz olarak hepimiz biliriz ki, tarih mutlaka doğru söyleyip direnenleri ‘kahraman’, korkan ve ihanetçileri de ‘hain’ diye not eder.

Her kese demokrasi dolu günler..

Aşk ile

Kaznak:www.welgmedya.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir