Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Bahçeli’nin Açıklamaları ve Alevilerin Tavrı

⌈Hasan Subaşı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanı’nın iki yardımcısı olsun; biri Alevi, biri Kürt olsun” şeklindeki açıklaması, yüzeyde “temsiliyet” gibi görünse de derinlerde bir inkârın, bastırmanın ve eşit yurttaşlık taleplerini etkisizleştirmenin ifadesidir. Bu tür söylemler, Alevilerin ve Kürtlerin temel hak mücadelelerini bireysel makamlara indirgemeyi hedefleyen siyasal mühendisliğin güncel örneklerinden biridir. 

Gerçek şu ki; mesele bir kişinin makam sahibi olması değil, bir halkın tarihsel olarak gasp edilmiş haklarının anayasal düzlemde güvence altına alınmasıdır. Aleviler ne imtiyaz istiyor, ne de simgesel temsiliyet. Aleviler eşit yurttaş olmak, inancını özgürce yaşamak, kimliğiyle kamusal alanda görünür olmak istiyor. 

Bahçeli’nin “yeni Türkiye” vizyonu, Alevilere ve Kürtlere bir tür sembolik rol atfederken; laiklik, eşit yurttaşlık ve demokratik hukuk devleti taleplerini görünmez kılmaya çalışıyor. Bu yaklaşım, Alevilerin ve Kürtlerin “makbul vatandaş” formatına uydurularak sisteme entegre edilmesini öngörüyor. Oysa kimliğine, inancına, kültürüne sahip çıkan bir Alevi ya da Kürt, bu anlayışa göre hâlâ “makbul” değil. 

Bahçeli’nin “Kürt de bizim, Alevi de bizim” gibi sözleri, Alevi toplumunun belleğinde çoktan karşılıksız kalmıştır. Maraş, Çorum, Sivas gibi katliamlar hâlâ hafızalardadır. MHP’nin bu katliamlardaki rolü göz ardı edilemezken, bugün Cemevlerine dair sahte bir sahiplenmenin dile getirilmesi inandırıcı değildir. 

Bahçeli’ye göre Türkiye’de din ve vicdan özgürlüğü vardır. Ancak bu özgürlük yalnızca Sünni inanca mensup olanlar için geçerlidir. Aleviler açısından Cumhuriyet’in ilk günlerinden bugüne kadar süren bir inkâr ve baskı tarihi söz konusudur. Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na verilen özgürlük sözleri tutulmamış; Alevilik anayasal düzlemde tanınmamış, dergâhlar kapatılmış, cemler yasaklanmış, pirler ve analar “suçlu” ilan edilmiştir. 

Bugün hâlâ Cemevleri ibadethane olarak kabul edilmiyor. Zorunlu din dersleriyle Alevi çocukları Sünnileştiriliyor. Alevi köylerine cami dayatılıyor. Hakk’a yürüyen Aleviler, yaşarken gitmedikleri camilere götürülmeye zorlanıyor. Bu tablo ortadayken, kimse “Türkiye’de herkes için din ve vicdan özgürlüğü var” diyemez. 

İmamlar, Sünni toplumda dini önder olarak anayasal güvence altındayken; Alevi pirleri, anaları, babaları hâlâ yok sayılıyor. Bugün olmasa da yakın geçmişte Alevi inancını yaşamak, cem yapmak, pir çağırmak suç sayıldı. Laiklik, Sünniliğin kamusal hayata egemen kılınması için araçsallaştırılırken; Alevilik yasak, baskı ve inkârla yüzleşti. 

Cemevleri, Aleviliğin asli ibadet mekânlarıdır. Bu gerçeğe rağmen “Cemevleri kültürel mekândır” denilmesi, Aleviliği inkâr eden resmi ideolojinin devam ettiğini gösteriyor. Hiçbir siyasetçi camiler için böyle bir cümle kuramazken, Cemevlerine dair her türlü inkâr rahatlıkla dile getirilebiliyor. Bu durum, Türkiye’de laikliğin taraflı işlediğinin ve devletin hâlâ Sünni referanslarla yönetildiğinin açık göstergesidir. 

Bugün Türkiye’de toplumsal barıştan söz edilecekse, bunun yolu Alevilerin ve tüm ötekileştirilmiş halkların haklarının eksiksiz olarak tanınmasından geçer. Cemevleri ibadethane olarak kabul edilmediği, zorunlu din dersleri kaldırılmadığı, işgal altındaki dergâhlarımız Alevilere iade edilmediği, Alevilik anayasal güvenceye alınmadığı sürece barıştan söz etmek, sadece siyasi makyajdan ibaret kalır. 

Gerçek toplumsal barış, eşit yurttaşlıkla mümkündür. Laik ve demokratik bir Türkiye ancak Alevilerin, Kürtlerin ve tüm ezilenlerin amasız fakatsız haklarının tanındığı bir düzende inşa edilebilir. 

Gerektiğinde bir Alevi de, bir Kürt de, Türkiye’deki başka toplumsal kesimlerden bir insanda ülkemizde hiçbir engelle karşılaşmadan Cumhurbaşkanı olabilmelidir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı döneminde yürütülen ırkçı, ayrımcı kampanyalar Alevi toplumunun belleğinde hâlâ canlıdır. Bahçeli’nin bugün önerdiği sembolik temsiliyet, o dönemki dışlayıcı yaklaşımı aklamaya yetmez. 

İçi boş temsillerle değil, hakların anayasal güvenceye alınmasıyla eşit yurttaşlık sağlanır. Laik-demokratik bir Türkiye ancak halkların örgütlü mücadelesiyle kurulabilir. Eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü, halk güçlerinin örgütlü iradesiyle mümkündür. Alevilerin tarihi bu mücadeleyle yazılmıştır; geleceği de yine bu yolla inşa edilecektir. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir