Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Rıza Şehri ve Ütopyalar: Hakikatin Gölgesinde Bir Karşılaştırma

⌈Burhan Arslan⌉

Giriş: Ütopya Arayışının Sonsuzluğu

İnsanlık tarihi, adaletin ve eşitliğin izini süren bir nehir gibi akıyor. Bu nehir, kimi zaman Thomas More’un Ütopya adasında yankılanan rasyonel yasalarla, kimi zaman sosyalist ütopyaların planlı şehirlerinde çelikten bir iradeyle ilerliyor. Ve kimi zaman da Anadolu’nun kadim dağlarında, bir cem halkasında yankılanan bir nefesle, “Rıza Şehri” adında bir düşü gerçeğe yaklaştırıyor.

Ütopya, Batı dillerinde “olmayan yer” anlamına gelirken, Rıza Şehri “hakikatin olduğu yer”dir. Bu şehir, ne haritalarda ne de saraylarda; insanın özünde, hakka yönelen kalbinde kuruludur.

“Kırkların cemiyle meydan kurulur,
Rıza şehrinde aşk ile durulur.
Bir nefesle canlar cana sarılır,
Yol ehlinin otağıdır bu şehir.”

Rıza Şehri: Maneviyatın Devletsiz Ülkesi

Alevi-Bektaşi düşüncesinde Rıza Şehri, bir diyar değil, bir hâlidir. Orada ne sultanın fermanı okunur ne de kalelerin gölgesi düşer. Bu şehir, “rıza”ya ermişlerin, kendisini ve nefsini aşmışların şehridir.

Her birey kendi içindeki devleti yıkmadan oraya varamaz. Çünkü Rıza Şehri’nde otorite, dışarıdan dayatılan bir güç değil; hakikatle uyumlu vicdanın sesidir. Cem meydanı bir meclistir, lakin ne başında bir kral vardır ne de yasalarını yazan bir kalem. Yasası, hakikatin kendisidir; hâkimi, cem halkasının ortak rızasıdır.
Rıza Şehri yalnızca bir ütopya değil, aynı zamanda bir “devletsizlik öğretisi”dir: Gönüllü bir topluluk, karşılıklı rıza, adalet ve eşitliğin görünmez ağıyla örülmüş bir yaşam biçimi…

Thomas More’un Ütopyası: Düzenin Adası

Thomas More’un Utopia’sı, insanı düzenin kalıplarıyla şekillendiren bir projedir. Ada devleti, rasyonel yasalarla örülmüş; özel mülkiyet kaldırılmış; din hoşgörüsü kâğıda yazılmıştır. Ancak bu ütopya, devletin gölgesinden kurtulamaz: Yasa koyucular, yöneticiler, kurumlar vardır.

Batı ütopyası, insanın içindeki anarşiyi dışsal bir otoriteyle ehlileştirmeye çalışırken; Rıza Şehri, insanın içindeki hakikatle kendi kendini yönetmesini ister.

Sosyalist Ütopyalar: Planlı Toplumun Hayali

  1. yüzyıl sosyalist ütopyaları, adaleti ekonomik eşitlik üzerinden tanımlar. Fabrikaların gölgesinde büyüyen bu ütopyalarda devlet, bir planlayıcıdır; eşitliği sağlamak için üretimi, paylaşımı ve toplumu yönetir.

Bu ütopyalar, insanın doğaya ve insana yabancılaşmasına karşı bir çığlık olsa da, rıza ilkesinden ziyade örgütlü bir disipline dayanır.

Çağdaş Ekolojik ve Feminist Ütopyalar: Rıza Şehri’ne Yakın Bir Yankı

Ekolojik ve feminist ütopyalar, doğanın ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin merkeze alındığı yeni bir arayışın ürünüdür. Burada da merkezi devletin ağırlığı azalır; yerel topluluklar ve eşitlikçi karar alma süreçleri öne çıkar.

Bu yönüyle modern ütopyalar, Rıza Şehri’nin gölgesine yaklaşır. Ancak Alevi geleneğinde doğa, yalnızca korunacak bir varlık değil; kutsal bir aynadır. Dağ başındaki bir pınar, hakikatin tecellisidir; her ağaç bir öğretmen, her dağ bir mürşittir.

Devletin Gölgesi ve Devletsiz Hakikat

Rıza Şehri, insanlığın hayal ettiği ütopyalar arasında benzersiz bir konumdadır. Batı’nın ütopyalarında devlet, bir heykeltıraş gibi toplumu şekillendirir; More’un adasında olduğu gibi yasa ve düzen bir mimarın çizgileriyle tasarlanır. Sosyalist ütopyalarda dahi devlet, adaletin zorunlu aracı olarak varlığını sürdürür.

Oysa Alevi düşüncesinin rıza merkezli ütopyası, devletsiz bir dünyayı tahayyül eder. Burada birey, kendi içindeki zulmü yıkar; cem halkasıyla bir olur ve toplumsal barış, otoritenin baskısıyla değil, rızanın inceliğiyle kurulur.
Rıza Şehri, ne haritalara çizilir ne de kalelere sığar; o, vicdanın en kuytu köşesinde filizlenen bir bahçedir. Bu nedenle Alevi ütopyası, “olmayan yer” değil, “içimizde saklı olan yer”dir. Batı ütopyaları düzenin ve devletin gölgesinde doğarken, Rıza Şehri güneşi devletsiz bir ufukta doğurur. İnsanlık için en radikal ütopya belki de budur: Adaletin kanunlarla değil, hakikatin ve rızanın sessiz yasasıyla hüküm sürdüğü bir dünya.
Rıza Şehri, ne haritalara çizilir ne de kalelere sığar; o, vicdanın en kuytu köşesinde filizlenen bir bahçedir. Bu nedenle Alevi ütopyası, “olmayan yer” değil, “içimizde saklı olan yer”dir. Batı ütopyaları düzenin ve devletin gölgesinde doğarken, Rıza Şehri güneşi devletsiz bir ufukta doğurur. İnsanlık için en radikal ütopya belki de budur: Adaletin kanunlarla değil, hakikatin ve rızanın sessiz yasasıyla hüküm sürdüğü bir dünya.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir