Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

RIZA ŞEHRİ

⌈Özgür Kaplan⌉ 
Bir zamanlar, bir sofu dünyayı gezmeye çıktı. Bir gün yolu bir şehre düştü. Bu şehir şimdiye dek gördüğü şehirlere benzemiyordu. Sabah saatinde herkes işine gücüne gidiyor, sessizlik içinde yaşam sürüyordu. Şehrin alışılmamış bir düzeni vardı. Sofu bu düzeni görünce şaşa kaldı. Öyle ki birisine yaklaşıp bir şey sormaya cesaret edemedi.
Karnı açıkmıştı gezerken, bir fırın gördü. Ekmek almak için içeri girdi ve fırıncı’ya para uzatarak ekmek istedi. Ama fırıncı hayretle paraya baktı.
“Bu ne bu?
Biz bunu kaldırmak için yıllarca uğraştık, büyük savaşlar verdik. Anlaşılan sen Rıza şehrinden değilsin dünyalı olmalısın” dedi.
Sofu;
“Evet bu şehirden değilim” diye karşılık verdi.
Fırıncı;
“Hele belli oluyor, dur, öyleyse seni görevlilere teslim edeyim. Onlar seninle ilgilenir. Bizim şehrimizde para pul geçmez” dedi.
Fırıncı sofuyu görevlilere teslim etti. Görevliler önce kendi aralarında bu sofuyla ne yapacaklarını tartıştılar. İçlerinden biri;
“ Meclise götürelim ulular karar versin” dedi. Öbürleri de bu görüşe katıldılar. Bunun üzerine tümü meclisin yolunu tuttu. Yol boyu sofu düşünüyordu….İçinden “Paranın geçmediği bir şehir. Görevliler, ulular meclisi, şimdi ne kadar büyük ve görkemli yerdir ulular meclisi” diye kurdu…
Neyse bir süre yürüdükten sonra divana vardılar. Ama bu kez de şaşa kaldı. Çünkü divan denilen bu meclis hiç te düşündüğü gibi büyük ve göz kamaştırıcı değildi. Düşündüğünün tam karşıtıydı.. Bir sesiz köşede küçük bir yapı idi. Yerlere basit kilimler serilmişti. Ak sakkalı ulular bağdaş kurmuş kentin sorunlarını görüşüyorlardı. Görevliler uluları selamladıktan sonra;
“Bu dünyalı şehrimize girmiş. Acıkmış, ekmek almak için bir fırına girmiş. Fırıncı ya para vermeye kalkmış. Bunun üzerine fırıncı farkına varıp bize teslim etti. Ne yapalim?” diye sordular..
Ulular;
“Neden buraya getirdiniz? Törelerimizi biliyorsunuz. Konakta bir odaya yerleştirin, aşevine götürün, gerekeni yapın” diye buyurdular.
Bunun üzerine görevliler sofuyu alıp geri döndüler. Önce bir aşevine götürdüler. Karnını doyurdular. Sonra kentin konukları için yapılmış konağına götürdüler. Bir odaya yerleştirdiler. Sofuya kentte ne yapması, nasıl yaşaması gerektigini anlattılar..
“Burada para pul geçmez. Burası Rıza şehridir. Rızalıkla her istedigini alır her istediğini yaparsın” dediler. Yeter ki rızalık olsun. Bunu unutma” diye uyardılar..
Sofu konaga yerleşti, gezip dolaştı. Rahatı yerindeydi. İstediği yerde yiyip içiyordu. Hiç kimse “Ne arıyorsun” diye sormuyordu. Birkaç gün sonra eşyalarını topladı. Şehirden ayrılıp yola koyulmak istedi. Ama görevlileri karşısında buldu.
Görevliler;
“Bu şehir Rıza şehridir, adı üstünde. Sen buraya rızan ile geldin. Bizde sana yiyecek verdik, yatacak yer sağladık. Bu şehirde kaldığın sürece bizden razı kaldın mı?”
Sofu;
Kuşkusuz razı kaldım, sağ olun” diye karşılık verdi.
Görevliler;
“Şimdi bizim de senden razı kalmamız gerek. Bu yiyip, içip yattığın günler için çalışıp yerine koymalısın”
Sofu ;
“O ki töreniz böyle, çalışayım” diye kabul etti.
Görevliler sofuya yapabileceği bir iş verdiler. Konakladığı odadan alıp daha büyük bir eve yerleştirdiler. Artık o da Rıza şehrinden biri olmuştu. Her sabah işine gidiyor, akşamadek çalışıp evine dönüyordu. Yavaş yavaş dost, arkadaş edinme çabasına girişti. Ama her kiminle konuşmaya başlasa ilk sorulan “Sen dünyalı mısın?” oluyordu. Bu şehrin insanları kavga, çekememezlik, kendini beğenmişlik gibi tüm kötülüklerden arınmışlardı. Böylece gün geçti, ay geçti. Sofu, şehri iyiden iyiye sever oldu. Dünyayı gezme düşüncesinden vazgeçti. Bu şehirde kalmaya karar verdi. Ama hala yanlızdı.
Bir gün yakın bulduğu bir arkadaşına açıldı;
“Sizin bu şehirde nasıl evlenilir, ne yapılır?” diye sordu.
Arkadaşı;
“Şehrin ortasındaki bahçe var ya, işte orada her Cuma günü tanışmak, dost edinmek istiyenler toplanır. Gençler gelirler. Herkes orada beğendiği anlaştığı biri ile evlenme yolunu arar. Orada tanışırlar. Anlaşıp, gönülden rızalaşırlarsa evlenirler” dedi.
Sofu, Cuma günü söylenilen bahçeye gitti. Kocaman bahce tıklım tıklım doluydu. Genç kızlar, oğlanlar sohbet ediyorlardı. Sofu, olup bitenleri bir süre hayranlıkla izledi. Sonra kanının kaynadığı bir kıza yaklaştı. Ama o bacının ilk sorusu;
“Sen dünyalı mısın?” oldu.
Sofu aylardan beri hep bu sözü duymaktan iyiden iyiye bıkmıştı;
“Evet. Dünyalı”yım ? Ne olacak” diye karşılık verdi.
Bacı;
“Davranışlarından hemen belli oluyor. Ama alınma, zararı yok. O ki beni kendine eş seçmek istiyorsun, bu konuda bende sana yardımcı olurum, davranışlarını düzeltirsin” dedi.
Bacı ile sofu anlaşmaya niyet ettiler. İşten artan boş zamanlarada buluşup konuşuyorlardı. Sofu bir keresinde bacı ile buluşmaya giderken, yol kıyısında kocaman bir nar bahçesi gördü. Bahçenin ne duvarı , ne bekçisi, ne korucusu vardı. Hemen bahçeye daldı. Kimse görmeden bahçeden bir kaç nar kopardı. Yakalanırım korkusu ile ivedi davranıp ağacın bir kaç dalını kırdı. Ama ne kimse geldi, ne de sordu. Sofu narları toplayıp bacı ile buluşacağı yere gitti. Henüz bacı gelmemişti. Narları bir tabağa koydu. Masanın üzerine yerleştirdi. Bacının gelmesini bekledi. Nitekim bir süre sonra geldi. Ne varki narları görmesine karşın hiç ilgilenmedi, sevinmesini bekliyordu. Bacı her zamanki gibi yerine oturdu. O zaman sofu dayanamadi narları gösterdi..
Bacı;
“Bunları nereden aldın?” diye sordu.
Sofu narları nereden kopardığını söyledi.
Bunun üzerine bacı;
“Beni düşündüğün için sağol. Ama o bahçenin yerini, varlığını bende biliyorum. Canıım isteseydi gidip ben de alabilirdim. Şimdi benim canım istemiyor. Bu narlar burada boşuna çürüyecek.. Başkalarının hakkını boşuna çürütmüş olacağız. Gelirken öğrendim. Narları koparırken bahçeye bir sürü zarar vermişsin.. Oysa daha dikkatli davranıp bahçeye zarar vermeyebilirdin.. Burada kimse senden bir şey kaçırmıyor ki… Bunca süredir Rıza şehrinde yaşıyorsun.. Bu şehirde rızalıkla her şeyin serbest oldugunu bilmeliydin. Şimdi anlıyorum sen bu şehre ait değilsin”
Bunları söyledikten sonra bacı, sofuyu bırakıp gitti. Görevlilere soylemis olacak ki, görevliler sofunun yaptıklarını divana bildirdiler. Divan sofunun durumunu tartıştı. Sonunda sofunun Rıza şehrine uyamayacağına karar verildi. Bunun üzerine görevliler Dünyalıyı şehirden uzaklaştırdı…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir