Mersin Cemevi, ‘100. Yılında Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun Aleviler İçin Anlamı Konulu’ Panelini Düzenledi
Haber Merkezi – Mersin Cemevi, Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun 100. yılı kapsamında “Kanunun Aleviler İçin Anlamı” başlıklı bir panel düzenledi. Moderatörlüğünü Mustafa Güler’in yaptığı panele, Mimar Sinan Üniversitesi’nden Prof. Dr. Şükrü Aslan ile Altınbaş Üniversitesi’nden Dr. Gözde Orhan konuşmacı olarak katıldı. Etkinlik, çok sayıda Alevi kurumu temsilcisi ve demokratik kitle örgütünün yoğun katılımıyla gerçekleştirildi.
Alevilik Cumhuriyet Döneminde Yok Sayıldı
Panelin açılış konuşmasını yapan Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz, 3 Mart 1924’te kurulan Diyanet İşleri Reisliği’nin görev tanımıyla tüm cami, mescit, tekke ve zaviyelerin devlet denetimine alındığını hatırlattı. Kılavuz, Alevi-Bektaşi inanç merkezlerinin ve inanç önderlerinin bu süreçte sistemli biçimde dışlandığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
Alevi-Bektaşi dergâhları, tekkeleri, ocakları, türbeleri, mürşitleri, pirleri, dedeleri, seyitleri ve çelebileri bu süreçte yok sayıldı. Cumhuriyet kurulurken saygın olan bu yapılar, meczuplar ve muskacılarla aynı kategoriye konuldu. Cemler yasaklandı, Aleviler cem günlerinde köy çıkışlarına gözcü koymak zorunda kaldı. Dedelerin sakalları yolundu, sazları parçalandı, cezaevlerine atıldılar.
Kılavuz, zorunlu din dersleri, 1980 sonrası radikal dini yapıların yaygınlaşması ve devlet politikalarının Aleviler üzerinde büyük bir baskı yarattığını ifade etti. Uğur Mumcu, Musa Anter, Namık Tarancı, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Muammer Aksoy, Çetin Emeç ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerine de değinerek, bu cinayetlerin arkasındaki zihniyetin sorgulanması gerektiğini vurguladı. Kılavuz, Alevilerin temel talebinin laik ve eşit yurttaşlığa dayalı bir ülke olduğunu belirterek konuşmasını tamamladı.
Tekke Ve Zaviyeler Kanunu, Alevi Toplumunda Derin Kırılmalar Yarattı
Altınbaş Üniversitesi’nden Dr. Gözde Orhan, Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun yürürlüğe girdiği dönemde kamuoyuna bir “ilerleme” ve “müjde” olarak sunulduğunu ancak Aleviler açısından ağır sonuçlar doğurduğunu belirtti. Orhan, dönemin yönetim anlayışının Alevi dedelerini “batıl inanç temsilcileri” ile aynı kategoriye koyduğunu, bu nedenle toplumsal bir itirazın gelişemediğini vurguladı.
Tarikat ve ocakların Osmanlı döneminde vakıf sistemi içinde hem sosyal hem de ekonomik yapının parçası olduğunu ifade eden Orhan, özellikle II. Abdülhamid döneminde Alevilere yönelik algının sertleştiğini aktardı. Hafiyelik raporlarında Aleviliğin İslam dışı ve Hristiyanlığa yakın olarak tanımlandığını, Kızılbaş köylerine cami yapılmasının ise asimilasyon aracı olarak görüldüğünü söyledi.

Torba Kanunla İbadet Gizliliğe Taşındı
Dr. Orhan, 1925 tarihli 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun torba kanun niteliğinde olduğunu ve Alevileri kamusal alandan dışladığını belirtti. Kanunla birlikte cem ibadetlerinin evlere çekildiğini ve ibadetin gizlilik içinde sürdürülmek zorunda kaldığını kaydeden Orhan, bu sürecin bir yandan baskı yaratırken diğer yandan sözlü aktarım geleneğini güçlendirdiğini ifade etti.
Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi’nin kapatılmasına karşın Mevlana Türbesi’nin açık tutulmasının, devletin inançlara yaklaşımındaki çifte standardı açıkça ortaya koyduğunu vurguladı.
Tekke Ve Zaviyeler Kanunu, Aleviliği Görünmez Kılan Bir Tasfiye Düzenlemesidir
Mimar Sinan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükrü Aslan ise Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun Alevi kimliğinin kamusal alandan tasfiye edilmesine hizmet ettiğini söyledi. Aslan, kanun sonrası Alevilerin çoğu yerde “zorunlu Sünni görünme” baskısına maruz kaldığını belirterek, Ramazan ayında sahura kalkmadığı hâlde oruç tutuyormuş gibi davranmak zorunda kalan Alevilerin yaşadığı travmalara dikkat çekti.
1950’li yılların gazetelerinde “Cem basıldı”, “Alevi ayini basıldı”, “Mum söndü” benzeri manşetlerin sistematik önyargıyı ortaya koyduğunu belirten Aslan, bu haberlerin Alevilere yönelik baskının medyada da yeniden üretildiğini söyledi.
Alevi Kimliğinin Kurumsal İnşası Engellendi
Prof. Dr. Aslan, kanunun Alevilerin tarihlerini ve kimliklerini kurumsal olarak inşa etmelerinin önündeki en büyük engellerden biri olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu:
Köylerde cami ve mescit yapımına halkın katılımı zorunlu tutulurken, cemevleri hiçbir biçimde tanınmadı. Bu, Aleviliğin görünmez kılınmasının en açık göstergesidir.
Kanunun Meclis’e Konya Milletvekili Refik Bey tarafından sunulduğunu hatırlatan Aslan, tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla birlikte babalık, çelebilik, seyitlik ve dedelik gibi Alevi-Bektaşi geleneğinin temel unvanlarının da fiilen yasaklandığını belirtti. Aslan, bu düzenlemenin Aleviliği doğrudan tasfiye etmeyi hedefleyen bir yaklaşım olduğunu ifade etti.
Panel, katılımcıların soru ve katkılarının ardından sanatçı Musa Eroğlu’nun deyiş dinletisiyle sona erdi.


Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler