Per. Nis 30th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Yeter Gültekin: Birşeyler var değiştirmemiz gereken önce acılardan başlanacak…

Vicdan sahibi insanlar olarak, tarihten doğru dersleri çıkartarak, hayatın her alanında haktan, haklıdan, mazlumdan yana durarak ve emeğe saygıyı unutmadan gelecekte
çocuklarımıza utanacakları değil övünecekleri miraslar bırakabilme gayretinde olmalıyız…

Yeter Gültekin

Röportaj : Metin Kaçmaz
Sayın Yeter Gültekin siz 29 Mayıs 1993 Solingen ve bir ay sonrada eşiniz kaybettiğiniz Sivas katliamlarını yaşadınız. İki Katliamın canlı tanığı olarak yaşadığınız duygular nelerdir?
29 Mayıs 1993’de beş yakınını yitiren Genç ailesinin acısının ağırlığını ben yakından tanırım. O acıyı bir ben bir de onlar ve acıyı yaşayan aileler biliriz. Bizler o alevlerin her yandığında çakmağın çaktığı her anda o acıyı yüreğimizde hisseden insanlarız.

Solingen katliamı yaşandığında Hasretle Köln’de yaşamaktaydık. Katliamı duyduğumuzda sabaha kadar uyuyamadık. Kaldığımız öğrencilerin yoğun yaşadığı yerde elimizde mumlarla sokağa çıkarak katliamı protesto ettik. Kimse hiç bir kuruluş bizlere öncülük etmeden kendiliğinden gelişen bir tepkiydi bizimkisi. Ertesi gün evimize geldiğimizde telesekreterde Türkiye’den, Solingen katliamını duyarak bizleri arayan bir dostumuzun Almanya’da ırkçı saldırılar var sizler saldırıya uğramamak için zillerdeki isimlerinizi çıkartın demekteydi. Ama Hasret inadına adını zilden çıkartmadığı gibi tepkisini her dönemde ortaya koydu.

Solingen’le, Sivas’ın acısı aynı, ama bir farkla. Sivas örgütlü ve televizyondan 8 saat canlı yayınlanan savunmasız insanların taşlandığı ve yakılarak katledildiği bir katliamdı. O katliam esnasında bir sahne beni çok etkiledi. Katliamda katledilen 8yaşındaki Koray’ın ateşe atılmasının sevincini omuzuna aldığı 8 yaşındaki oğluna seyrettiren babanın sevincini gördüğümde katliamın boyutunu görerek çok etkilendim ve bir çocuğun nasıl bir kinle büyütüldüğünün korkunçluğunu yaşadım.

Sivas’ta saldırıları ve katliamı gördüğünüzde nasıl bir duygu içerisindeydiniz ve saldırılarda en fazla sizi etkileyen ne oldu?

Tabii televizyondan canlı olarak görüyorsunuz ve bir şey yapamamanın o canları orada yalnız bırakmanın çaresizliği içerisinde kıvranıyor ve dostlarınız vasıtasıyla oralara ulaşmak istiyorsunuz. En yakınınız, dostlarınız otelde çaresizlik içerisinde yardım beklerken siz onlara yardım edememenin çaresizliği içerisinde kıvranıyorsunuz. Bu duygu çok korkunç bir duygu ama biz aileler bunları yaşadık.

Ama ben Hasretin hangi duygularla Sivas’a gittiğini bildiğimden onun acısını yüreğimde hissetmeme rağmen davasını yaşatmayı kendime görev bildim. Çünkü Hasret 2 Temmuz 1993’de yapılan festival için davet aldığında Banaz’da yapılacak törenlerin Vali tarafından destekleneceğini bildiğinden hiç bir olumsuzluğa kapılmadan dostlarıyla yola çıktı. Onun orada duruşunun dostlarının ağzından
duyduğumda onun davasını savunmayı, yaşatmayı kendime görev bildim.

Olayların başlangıcında şeriatçıların dağıttığı bildiride Aziz Nesinin, Sivas’a gelmesinin, Sivas’a Pir Sultan Abdalın heykelinin dikilmesinin hesabı sorulacaktır diye yazdığında Hasret, Ali Çağan’a eğer bunları yapmanın bir bedeli varsa onun da ödeneceğini söylediğiydi. İşte bu duruş acımız hafifleten, direnmeyi bana aşılayan duruş oldu.

Mahkeme boyutunda ailelerin tutumları ne oldu ve devlet bu katliam sonrasında ailelerin yaşadıkları travmayı atlatmaları için psikolojik destek verdi mi. Ailelerle ilişkileriniz nasıl?

Mahkemede yaşananlar katliamın nasıl devletin bilgisi dahilinde yapıldığı ve katillerin nasıl korunup kollandıgını gördük. Katiller ellerini kollarını sallayarak, şehit ailelere, avukatlara her türlü hakaret ve çakmaklı saldırıları yaparak hatta masaların üzerine çıkıp namaz kılma özgürlüğü içerisinde olduklarını gördük. Ailelerin yaptığı her türlü itiraz mahkeme heyeti tarafından susturulurken katillere her türlü özgürlüğün verildiğini gördük. Ama aileler olarak her zaman davanın takipçisi olduk ve mahkemeleri sürekli takip ettik.Yargılamalar sonucunda katillere idam cezaları verildiğinde yakınlarını evlatlarının kaybeden anneler olarak mahkeme salonlarında idamlara karşıyız, benim çektiğim evlat acısını başka analar çekmesin diye haykıracak kadarda asil ruhlu bir direnci sahneledik.

Devlet bizim acımıza sahip çıkıp yaralarımızı sarmak istemedi. Travma atlatma profesyonel destekle olur. O destegi devlet vermediği gibi acılarımızı unutup, şehitlerimize sahip çıkmamamız için üzerimizde her türlü polisiye baskıları uyguladı.

Bizler bunları mahkeme boyutlarında daha sonraki anmalarda canlı olarak yaşadık. Hatta unutmamız için bazı ailelere rüşvet bile teklif ettiler. Aileler bu katliamda çok değerli canlarını kaybettiler. Örnegin Serpil Canik 9 kardeşli bir ailenin tek çalışanı aileyi geçindiren insanı, aile evinin temel direğini kaybetti. Aynı katliamda yitirdiğimiz Ahmet Yurt’un babası Dikmen’de oturuyor ve gazete kağıdı toplayıp kese kağıtları yaparak pazarlarda satıp ailesini geçindiriyor. Katliam sonrası kendisine teklif edilen parayı ret ederken o parada yanan canlarımızın otelin isi dumanı var deme yürekliliğini gösterdiler. Aileler hiç bir zaman muhtaçlık edebiyatı yapmadan, ağlamadan, sızlamadan direnme kararını verdiler. İlişkilerimiz her zaman devam etmekte ve şehitlerimizi unutturmadan onları yaşatacağımıza söz verdik.

Solingen ve Sivas katliamlarını karşısında iki devletin tutumunu karşılaştırır mısınız?

Solingen katliamı sonrasında Alman devleti Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, şehir idaresi düzeyinde Genç ailesinin acısına sahip çıktılar ve bugüne kadar da onlara profesyonel psikolojik destek vermektedirler. Yine Alman devleti yakılan evi yıkıp yerine beş fidan dikip, yakılan yere bir anıt dikerek ölenlerin isimlerini yazdılar. Ve her sene yapılan anmalara da üst düzey siyasi temsilciler katılarak Genç ailesinin acısını paylaştılar ve aynı zamanda da yeni bir katliam yapılmaması için gerekli
duyarlılıgı gösterdiler.

Sivas katliamı sonrasında devlet ne bizleri aradı ne de acımızı paylaşmak, yaralarımızı sarmak için adımlar attı. Katliam üzerinde 17 sene geçtiği halde hiç bir devlet yetkilisi Madımak Otelinin önüne gitmedi devlet kendisi ile hesaplaşmadı, acımıza saygı göstermedi. Aksine acılarımızın üzerinden sangi dalga geçer gibi bazı tekliflerle benim karşıma çıktılar. Şu an AKP’li Kültür Bakanı olan Ertugrul Günay beni arayarak 2 Temmuz’da Antalya’da Sivasla ilgili bir panel yapacaklarını ve benimde konuşmacı olarak katılmamı söyledi. Ben de kendisine o tarihte Sivas’ta olacağımdan gelemeyeceğimi söylediğimde kendisi bana: ”Yeter hanım panel Swiss otelde yapılacak ve katılmacılar çok kaliteli insanlar. Siz 1 Temmuz’da otele gelirsiniz denize girer tatil yaparsınız diğer günde panele katılırsınız” diyerek acımla dalga geçme cesaretini kendisinde bulabilecek bir zihniyete sahip olabiliyordu.

Yine şu an AKP Milletvekili olan Zafer Üstünel’le Hollanda’da karşılaştığımızda eğilip benim 3 yaşımdaki oğlumu severek sana karşı mahçubuz, yüzümüz kara Türkiyeli aydınlar
olarak demişti. O zaman bunları söyleyen Üstünel bugün AKP’nin yaptıgı olumsuzluğu savunabiliyordu. Son dönemde de ortaya attıkları Alevi Çalıştayı komedisi içerisinde Madımak Oteli üzerinde oyunlarını devam ettirerek unutturmaya, katliamı yapanları aklama girişimlerini görmekteyiz.

Bizler Madımak Oteli’nin müze olmasını isterken bu ülkede bir daha katliam olmaması için duyarlılık göstermekteyken onlar aksine otelin yıkılarak yerine park yapılması, kreş yapılmasını
savunmaktadırlar. İşte devletin acımıza sahip çıkması, şehitlerimize saygı duyması bu. Ama bizler onlardan farklı bir düşünce beklemiyoruz. 8 saatlik Madımak vahşetini gördükten sonra, mahkemede devletin katilleri nasıl kollayıp aklamaya çalıştığını yaşadıktan sonra bizim bu devlet mekanizmasından fazla bir beklentimiz olmazdı, olmadı da zaten.

Sivas Katliamı üzerinden 17 sene geçti. Alevi örgütlerinin sahiplenmesin sonucunda bu davanın unutulmadığı ve unutturulmayacağını düşünerek bu konuda sizin düşüncelerinizi ve gelecege yönelik duygularınızı öğrenebilirmiyiz?

Katliam sonrası Alevilerin daha duyarlı olarak örgütlendiğini gördük. Mahkeme sürecinde de Alevi örgütlenmesinin bizlere sahip çıkmaya, ellerinden gelen yardımları yapmaya çalıştıklarını gördük. Elbetteki örgütlü gücümüzün sayesinde bu dava unutulmadı, unutturulmayacak. Tabii ki bizler Alevi örgütlenmesi, Yol TV’nin bu davayı duyarlı hale getirmesi sonucunda Madımak önünde 50 binler olarak toplandık.

Elbette mağdur aileler olarak acımıza saygı gösterilerek sahip çıkılması en büyük beklentimiz. Bir de Avrupa’da yapılan anmalar Sivas katliamını, sebeplerini insanlara anlatan bir daha böyle katliamlar yaşanmaması için duyarlı hale getirecek anmalar şeklinde yapılırsa bizler incinmemiş oluruz. Madımak Müze olana kadar bu davanın takipcisi olup bir daha bu topraklarda katliam yapılmaması için acılı aileler olarak her platforumda duygularımızı, düşüncelerimizi haykıracagız. Ama kimseden yardım beklemeden kendimizi acındırmadan adam gibi duruşumuzla bunu gerçekleştirecegiz. Üzerimize yüklenen yükün katmerleşen acısına rağmen şehitlerimizin mücadelesini devam ettirmek de bizlere düşüyor. Bir de tüm acılarımız karşısında öğrendiğimiz; Belki de bu acılar adamı adam ediyor olmasıdır.

Avrupa’da yaşayan Alevilere ve duyarlı insanlara, özellikle de Avrupada eğitim alan gençlere hangi somut görevler düşüyor?

Bir insan ömrünü neye vermeli bizim felsefemizi çok güzel örnekleyen bir halk türküsüdür. Öğrenmeli ve örgütlenmeliler. Bilgi çağında önce kendi tarihlerini sonra tüm insanlık tarihini öğrenerek, bilinçlenerek, nerede ve hangi toplumda yaşarlarsyaşasınlar oraya ve insanlara dair elinden geleni yapmak her insanın görevi. Bizim gibi katliamlara maruz kalanlar için daha öncelikli bu mücadele ve başarı ancak çoğalarak, yanyana durarak mümkün. Örneğin inancımıza insana bakışımıza ters düşmeyecek siyasi kurumlarda ve işçi ögrenci örgütlerinde de gençlerimiz yerlerini almalılar, örgütlenmeliler.

Vicdan sahibi insanlar olarak, tarihten doğru dersleri çıkartarak, hayatın her alanında haktan, haklıdan, mazlumdan yana durarak ve emeğe saygıyı unutmadan gelecekte çocuklarımıza utanacakları değil övünecekleri miraslar bırakabilme gayretinde olmalıyız..
Not: Bu röportaj Alevilerin Sesi derginin Haziran 2010 – 139 sayısında geniş olarak yayınlanmıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir