Sal. Haz 9th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Bir Halkın Hafızasına Saygı

⌈Hülya Şimşek⌉
Bir sanatçıyı yaşarken onurlandırmak, yalnızca bir takdir jesti değil; bir toplumun kendi hafızasına, diline ve vicdanına tuttuğu aynadır. Dersim Festivali’nde Memed Çapan’a verilen plaket ve sahnede yaşanan duygusal anlar da tam olarak bunu hatırlatıyor: sanatın değeri, çoğu zaman geç kalındığında daha acı bir şekilde fark edilir.
Gule Mayera vake, Apo Memed vano, “Son gomê xora xatırê xo wazon” ma ke no hesna çımê ma bira pır neşkiyaymê çiyê vajime.
Bu söz, onu tanıyan herkesin yüreğine dokundu. Çünkü bazen insan, kendi hikâyesinin son sayfalarını hisseder. O gün sahnede söylenen klam, sadece bir eser değil, bir ömrün sesi gibiydi. Bazı vedalar kelimelerle degil, bir ömrün içine sığan duygularla edilir. Mehmet Çapana’nın yıllar önce yazdığı ve Gule Mayera’nın sesiyle geniş kitlelere ulaşan eser “Apo Sıleman”, bu kez bambaşka bir anlamla yankılandı. Aynı sahnede, aynı klamın içinde buluştular. Ancak bu buluşma sadece bir sanat buluşması değildi; emeğe, dostluğa, vefaya ve insanlığa dair çok derin bir hikâyeydi. Gözyaşları arasında söylenen her söz, yılların emeğini, acısını, sevgisini ve halkına duyduğu bağlılığı taşıyordu.
O gün sahnede görüldü ki Mehmet Çapana’nın belleğinde eksilen her parçayı, onu seven insanların yüregi tamamlıyordu.
Belki de en anlamlı olan buydu: Bir sanatçının elinden tutan başka bir sanatçı, bir dost, bir vefa örneği… Ve halkının alkışları arasında söylenen o klamla yapılan sessiz ama unutulmaz bir selamlaşma. Çünkü bazı insanlar eserleriyle yaşar; bazı dostluklar ise zor zamanlarda gösterilen vefayla ölümsüzleşir.
Mehmet Çapana’nın yıllar boyunca kendi ana dilinde ürettiği eserler, yalnızca edebi ya da müzikal bir üretim değil; bir kültürün nefes alma biçimiydi. Ana dilde üretmek, sadece estetik bir tercih değil, aynı zamanda varoluşun en sahici ifadesidir. Çünkü dil, bir halkın hafızasıdır; kelimeler kaybolduğunda sadece cümleler değil, dünyayı görme biçimi de eksilir.
Bugün ağır bir sağlık mücadelesiyle karşı karşıya olan bir sanatçının sahnede görülmesi, insanı saygı duygusuyla baş başa bırakır. Hafızanın yavaş yavaş geri çekildiği bir yerde, geriye en çok duygular kalır. O an sahnede dökülen gözyaşları, yalnızca bir veda ya da bir teşekkür değil; yılların emeğine, üretime ve paylaşılan kültüre verilen sessiz bir selam gibidir.
Toplumların en büyük sınavlarından biri, değer üretirken değil, o değere zamanında sahip çıkıp çıkmadığında ortaya çıkar. Sanatçılar çoğu zaman alkışın en gür olduğu anlarda değil, sessizliğin arttığı zamanlarda yalnız kalırlar. Oysa gerçek saygı, hatırlamakla değil; hatırlamayı yaşamın bir parçası haline getirmekle mümkündür.
Sanata ve sanatçıya verilen değer, aslında bir toplumun kendisine verdiği değerdir. Çünkü sanatçı, sadece üretmez; aynı zamanda toplumun duygusunu, acısını, umudunu ve belleğini taşır. O belleğin taşıyıcısı zayıfladığında ya da hastalıkla sınandığında bile, onun ürettikleri yaşamaya devam eder.
Mehmet Çapana’na verilen plaket bu yüzden sadece bir ödül değil; geç kalmış bir teşekkür, aynı zamanda bir farkındalık çağrısıdır. Yaşarken kıymet bilmek, sanatın ve dilin gerçek değerini anlamanın en insani yoludur. Çünkü en anlamlı alkış, perde kapandıktan sonra değil, sanatçı hâlâ sahnedeyken yapılandır.
Mehmet Çapan’a verilen plaket çok kıymetliydi. Ancak insan isterdi ki bu ödülü, onun eserleriyle büyümüş, yazdıklarından etkilenmiş bir sanatçı takdim etsin. Çünkü sanatçının sanatçıya verdiği değer, sadece bir plaket değil, aynı zamanda emeğin ve kültürel mirasın nesilden nesile aktarıldığının da göstergesidir. Çünkü Mehmet Çapana’nın eserlerinden etkilenmiş, onun yazdıklarını okumuş, diline ve sanatına tanıklık etmiş bir sanatçının ödülü takdim etmesi daha güçlü bir sembolik anlam taşıyabilirdi. Böyle bir durumda plaket sadece bir kurumun teşekkürünü değil, sanatın sanatçıya verdiği selamı da temsil ederdi. Özellikle ana dilinde üreten ve yıllarca kültürel hafızaya katkı sunan bir ismin, eserleriyle beslediği bir başka sanatçı tarafından onurlandırılması kuşaklar arası bir vefa duygusunu görünür kılardı. Yine de en anlamlı olan, Mehmet Çapana’nın hayattayken alkışlanması, eserlerinin ve ana diline yaptığı katkının unutulmadığının gösterilmesiydi.
Ayrıca Dersim Festivali’nde, 1937-38 Dersim Tertelesi’nde yaşamını yitiren binlerce canın anısına Seyit Rıza ailesine takdim edilen plaket, yalnızca bir hatıranın degil, bir halkın hafızasının da simgesidir. Bu anlamlı jest; adalet, yüzleşme ve hakikat arayışının nesilden nesile taşındığını göstermektedir. Katledilen tüm canları saygı, özlem ve rahmetle anarken; onların hatırasını yaşatmanın insanlık görevi olduğunu bir kez daha vurgululanması önemliydi. Unutmadık, unutturmayacağız mesajıydı.Seyit Rıza ve Dersim 1937-38 sürecindeyaşamını yitirenlerin anısı, toplumsal hafızada yaşamaya devam etmektedir.
Diğer üçüncü plaket Muzaffer Akkuş (Dede) içindi. Yıllarca Dersim Festivali’ne emegiyle, yüreğiyle katkı sunan, aramızdan erken ayrılan değerli yol arkadaşlarının anısını yaşatmak adına ailesine plaket takdim edildi. Emek, dostluk ve dayanışma asla unutulmaz.
Aşk ile
Screenshot

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir