Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

SAVAŞ HASTASI PARANOYAK BİR DİKTATÖR ÖZENTİSİ

 

Dünyada dengesi bozuk, dünyanın dengesini de bozan liderlerin varlığı her zaman olmaya devam etmiştir. Dünyayı iki kere savaşa sürükleyen, dünyanın doku ve dengelerini bozan, bir çoğunu yeniden yapılandıran ve bunu da savaş yoluyla yapan Hitler, Mussolini, Franko gibi bir çok faşist lider olmuştur. Ama içlerinde Erdoğan gibi, bir anneyle evlat hasreti nedeniyle söylenmiş “bir gece ansızın gelebilirim” şarkısını tahrif ederek, işgalci bir savaş şarkısına teşbih ederek yerli yersiz, zamanlı zamansız bu şarkıyı dillendiren hatta BM’ye kadar gidip orada da söyleyen başka bir savaş budalası, hasta paranoyak bir diktatör bozuntusu çıkmamıştı. Böyle birisini ancak Türkiye’nin dinci toplumu yetiştirerek, insan toplumunun bir gereksiz üyesi olarak katkıda bulunmuştur. Umarım bu insan toplumunun en son üyesi olur ve insanlık bir hasret şarkısını bir işgal türküsü olarak revize eden, durmadan onu tekrarlayan daha böylesi birine gereksinim duymaz.

Erdoğan, Türkiye’de her aklına geldiği yerde özellikle de Kürtlere işaret ederek akşam sabah tekrarlayarak bu şarkıyı söyledi. CHP ise çıkıp “sen ne diyorsun yahu” demedi. O nedenle Erdoğan bununla da yetinmedi, yüz kırk küsur üyesi bulunan BM’ye gidip aynı şarkıyı, eline bir de sarı renkle boyanmış Suriye’nin kuzeyinde yaşamakta olan Arap, Ermeni, Süryani, Türkmen ve Kürtlerden oluşan muhalif toplulukların yer ve yurtlarına işaret ederek oraları işgal edeceğini, oralarda yaşayan insan topluluklarını soykırım yoluyla yok edeceğini, yerlerine kendi “misafirlerini” yerleştireceğini anlattı. Babasının toprağı, söz konusu topraklar üzerinde yaşayan insanları kendi ülkesinin vatandaşı gibi görerek keyfine göre bir azınlık temizliği, bir demografik değişim yapma planını BM topluluğuna anlatıyor. Bunları Türkiye’de anlattığı zaman birilerinin çıkıp, “sen ne diyorsun yahu” diyen olmadığı gibi BM‘de de böyle bir şey diyen olmadı.

Genel kurulda sandalyeler üzerine dizilmiş olan milletler temsilcileri koyun kavalı dinler gibi Erdoğan’ın savaş ve işgal söylevini dinlemeye devam ettiler. Üstelik Erdoğan’ın her fırsatta “dünya beşten büyüktür” diyerek alaya almış olduğu BMGK üyeleri de aynı salonda Erdoğan’ı dinliyorlardı. Üstüne üstlük de BM İkinci Cihan Savaşı’ndan sonra bir daha çıkacak olan savaşları önlemek için kurulmuştu. BMGK de bu birliğin güvenliğini sağlamak için oluşturulmuştu. Sadece Türkiye ana muhalefeti değil, BM, BMGK de Erdoğan’ın paranoyak savaş hastalığı karşısında sessiz kalmıştı. Tabi ki; insan dünya nereye gidiyor, bu dünyada neler oluyor diye sorası geliyor. Tabi ki bununla birlikte: Erdoğan nereye gidiyor ya da nereye kadar gidebilir diye sorulması da gerekiyor. Her şey gibi “bir gece ansızın gelebilirim” şarkısının da bir önü bir de sonu olmalı. Önünü gördük, Kürtlere gözdağı vermek için Erdoğan tarafından bir hasret şarkısı revize edilerek bir savaş tehdidine dönüştürülmüş talihsiz bir kavram niteliği taşıyor. Bu durumda önünün değil sonunun ne olacağı önem taşımaya başlıyor. Bana göre söz konusu tahrif edilmiş şarkının sonu hiç ama hiç gelmeyecek boş bir tehditler silsilesinden öteye varamayacaktır. Ne Erdoğan’ın beklemekte olduğu gece, ne de Erdoğan aynı gece “ansızın” gelecektir. Çünkü Erdoğan’ın beklemekte olduğu gece her geçen gün zifiri karanlıklara gömülerek bilinmeyen tarihlere doğru yol almaya devam ediyor.

Bu iki nedenle böyledir. Birincisi: Erdoğan’ın iflah olmaz bir yalancı ve son derece palavracı oluşu, politikalarını yalan temeller üzerine inşa etmekte olan bir kişiliğe sahip olmasıdır. İkincisi ise: yalan ve palavralarının toplum nezdinde, özellikle de ana muhalefet partisi nezdinde itibar görmüş olmasıdır. Örneğin 7 Haziran seçiminde HDP’nin izlemiş olduğu seçim politikası nedeni ile iktidarı ve hazırlanmış olduğu başkanlık sistemini kaybetti. Seçimi kaybetmiş olduktan hemen sonra, iki polisi öldürtüp, ‘PKK öldürdü’ diye yalan söyleyerek “tekrar seçim” dedi. Bu taktiğinin gereğini ise ana muhalefet partisi CHP ile “istikşafi” oyununu oynayarak “tekrar seçim” yaparak kaybetmiş olduğu iktidarını tekrardan ele geçirerek hem tek başına iktidar oldu hem de başkanlık sistemine yeniden kavuştu. Öldürülmüş ve PKK tarafından öldürüldüğü iddia edilen her iki polis yıllarca süren yargılanmalar sonucu “faili meçhul” olarak kayıtlara geçtiler. Daha doğrusu her iki polisin de devlet eliyle öldürüldüğü çeşitli vesilelerle su yüzüne çıktı. Erdoğan’ın bu hile hurda dolu entrikalarını toplumun başta ulusalcıları olmak üzere, dincilerin de çok önemli bir kesimi benimsedi, destekledi ve Erdoğan’ı yeniden iktidara taşıdı. Sadece taşmakla kalmadı, Erdoğan’ın “ilahi” bir güce sahip olduğuna da inandı ve toplumun diğer kesimlerine de lanse etmeye başladı.

Erdoğan yalan ve dolanının böylesine hayrını görünce, söz konusu sahtekarlığının hiç olmazsa toplumun önemli bir kesimi tarafından itibardan da öte keramet ehli gibi bir yetenek olarak algılanmaya başlayınca Erdoğan da tabir yerindeyse “ehli yalan dolan, ehli sahtekarlık” kisvesine büründü. Yapmış olduğu Kürt düşmanlığı da toplumun en az bir kesimi tarafından itibar görünce Kürtlere yönelik hem aleni tehditler geliştirdi, hem de geliştirmiş olduğu yalan ve palavraları alıcıları nezdinde satışa çıkartmaktan hiçbir beis görmedi. O nedenle özellikle de Afrin işgalinden sonra “bir gece ansızın gelebilirim” şarkısını daha çok dillendirmeye, ama buna karşı da “gelme” işini ertelemeye başladı. Afrin’in işgalini Putin Rusya’sı sayesinde yapabildi. Putin, Türk savaş uçaklarının Afrin’i bombalamalarına olanak tanıdı. Buna rağmen Erdoğan’ın “kahraman” ordusu Afrin gibi ufak bir kasabayı ancak üç ayda işgal edebildi. Yaşanmış olunan bu deneyimden sonra Suriye’nin Kuzey ve Doğusu Erdoğan için bir kabusa dönüşmeye başladı. Artık Kuzey ve Doğun Suriye’den söz ederken çok büyük bir korku yaşıyor. Yaşıyor çünkü Kuzey ve Doğu Suriye’den söz ederken hava kuvvetlerini kullanmayı garantiye alamadığı kolayca anlaşılıyor. Eğer hava kuvvetlerini kullanmayı garantiye almış olsaydı şimdiye kadar çoktan Kuzey ve Doğu Suriye’ye girmiş olacaktı.

Ama giremedi çünkü evet Putin’den dolayı herhangi bir sorun yok, Putin’in ona Doğu ve Kuzey Suriye için de icazet verdiği besbelli. Ama şimdi de söz konusu alana konuşlanmış olan ABD ve koalisyon güçleri var. ABD ya da diğer koalisyon güçlerinden herhangi birisi Suriye Demokrasi Güçleri’ne Erdoğan’ın hava saldırılarını engelleyecek hava savunma silahları verirse Erdoğan Kuzey ve Doğu Suriye’ye bu yarı ÖSO, yarı Türklerden oluşan ordu ile giremez. Bunu Erdoğan bilmiyorsa Ordudan istifa ederek ayrılmış olan 15 general biliyorlar. TSK’nın tek etkili gücü hava kuvvetleridir. Hava kuvvetlerinin ise Kuzey Doğu Suriye sahasına girme riski hala var. Bunu ABD de diğer koalisyon güçleri de biliyor. Aslında Erdoğan da biliyor, zaten o nedenle “bir gece ansızın gelebilirim” şarkısını uzattıkça uzatıyor. “Geleceğim” diyor ama bir türlü çıkıp gelemiyor. Gelemiyor çünkü hava kuvvetleri Suriye’nin doğu ve kuzeyine girme olanağı bulamıyorlar. Onların giremediği yere eşyanın doğası gereği Erdoğan da giremiyor. Kürtler “zır zırre haspi ner dı bın gunne gayi cottaye” derler, Kürtçesini doğru yazdım mı bilmiyorum, ama Türkçesi: erkek atın zırıltısı çit öküzünün taşaklarının sayesindedir. Erdoğan doğu ve Kuzey Suriye’ye müdahaleyi son olarak bu ayın sonuna bırakmıştı. O nedenle tekrar da edemiyor, sadece “geç bile kaldı” diyor. Sanırım bundan sonrasını Milli Savunma Bakanı’na bıraktı. MS Bakanı ise: bir operasyondan değil de ABD ile birlikte sözüm ona “güvenli bölgenin” daha mükemmel hale getirilmesi konusu üzerinde yoğunlaşmaya başlayacak. Bundan böyle “bir gece ansızın gelebilirim” şarkısı Erdoğan’ın tarihi bir yalanı olarak kayıtlara geçecektir. Belki o zaman da Kürtler “bekledim de gelmedin” şarkısını söyleyeceklerdir.

Teslim TÖRE
2 Ekim 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir