Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Mezhepçi Siyasal Dil, Alevi Düşmanlığı ve Demokratik Toplum Üzerine

⌈Hasan Subaşı⌉

Siyasal iktidarın dili, yalnızca güncel politik tartışmaları değil, toplumun hangi kimliklerini meşru, hangilerini değersiz gördüğünü de açığa çıkarır. Bunu, AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda Suriye’de yaşananlara ilişkin yaptığı konuşmada kullandığı “Yıllarca, on üç yıl boyunca Suriye’de Müslümanlar katledilirken gıkını çıkarmayanlar bugün ‘Aleviler öldürülüyor’ diye ortalığı ayağa kaldırıyor” ifadelerinde çok açıkça görüyoruz. Bu ifadeler sıradan bir politik değerlendirme değil; mezhepçi bir siyasal zihniyetin açık bir dışavurumu olarak okunmalıdır. “Müslümanlar katledilirken sessiz kalanlar” ile “Aleviler öldürülüyor” ifadesi arasında kurulan karşıtlık, acıları yarıştıran ve katliamlar arasında ahlaki bir hiyerarşi kuran son derece tehlikeli bir yaklaşımı yansıtmaktadır.

Bu dil, yalnızca bireysel bir söylem tercihi değildir. Alevilere yönelik ayrımcılığın tarihsel olarak nasıl üretildiğini ve bugün nasıl yeniden dolaşıma sokulduğunu gösteren yapısal bir örnektir. Aleviler, yüzyıllar boyunca tekçi ve inkarcı siyasal anlayışlar nedeniyle katliamlara, sürgünlere ve sistematik dışlanmaya maruz kalmıştır. Bugün de benzer bir zihniyet, şiddeti açıkça savunmasa bile, onu dolaylı biçimde meşrulaştıran bir söylem üretmektedir.

Mezhepçi siyasal dilin en sorunlu yönlerinden biri, şiddeti ahlaki olarak derecelendirmesidir. Bir halkın ya da inanç grubunun yaşadığı katliamlar “olağan”, “ikincil” ya da “önemsiz” görülürken, başka grupların acıları evrensel bir trajedi olarak sunulabilmektedir. Bu yaklaşım, yalnızca vicdani bir çarpıklık değil; bilinçli bir siyasal tercihtir. Alevilere yönelik saldırıların tali bir mesele gibi sunulması, Alevilerin yaşam hakkının dolaylı biçimde değersizleştirilmesi anlamına gelir.

Siyasal aktörlerin kullandığı “sessiz kalın,” “abartılıyor” ya da “önce başka acılar” gibi ifadeler, doğrudan şiddet çağrısı içermese de şiddetin toplumsal zeminini güçlendirir. Bu söylem, itiraz edenleri suçlu, hedef alınanları ise görünmez kılar. Böylece ayrımcılık yalnızca fiili saldırılarla değil; dil, suskunluk ve seçici duyarlılık yoluyla sürdürülür.

Alevi öğretisinde mazlumdan yana olmak seçici bir tutum değildir. Zulme uğrayanın kimliğine bakmaksızın onun yanında durmak, Aleviliğin temel yaşam ilkesidir. Bu nedenle Alevilerin yükselttiği ses; yalnızca kendileri için değil, dünyanın neresinde olursa olsun Afrika’da, Latin Amerika’da, Filistin’de, Suriye’de, Şengal’de, Roboski’de, Sivas’ta ve Maraş’ta zulme uğrayan herkes içindir. Acıları yarıştırmak değil, bütün acılara karşı ilkesel bir duruş sergilemek bu yolun özüdür.

Demokratik bir toplum, farklılıkların bastırıldığı değil; tanındığı ve eşit biçimde korunduğu bir düzenle mümkündür. İnançların, kimliklerin ve kültürlerin hiyerarşik biçimde sıralandığı bir siyasal yapıda ne gerçek barıştan ne de birlikte yaşamdan söz edilebilir. Alevilere yönelik ayrımcılık sona ermeden, toplumun tamamı için özgür ve adil bir düzenin kurulması da mümkün olmayacaktır.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, mezhepçi ve tekçi siyasal akılların yerine; halkların kardeşliğini, eşit yurttaşlığı ve ortak yaşamı esas alan çoğulcu bir toplumsal anlayıştır. Aleviliğin eşitlikçi, barışçıl ve insan merkezli felsefesi, böyle bir toplumun inşası için güçlü bir yol haritası sunmaktadır. Bu yol; kimsenin dili, inancı, kimliği ya da varoluşu nedeniyle ötekileştirilmediği, katledilmediği bir dünyayı mümkün kılma iddiasını taşır.

Sonuç olarak, her inançtan, her milliyetten insan topluluklarının barış içinde ve eşit haklar temelinde bir arada yaşayabilecekleri bir Türkiye’nin inşası; AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın mezhepçi, ayrımcı ve özünde Alevi düşmanlığı barındıran anlayışıyla değil; mezhepçiliğin, ırkçılığın ve her türlü ayrımcılığın reddedildiği, herkesin eşit haklara sahip olduğu demokratik bir düzenle mümkündür.
Mümkün olanı gerçekleştirebilmek için toplumun her kesimi tekçi, mezhepçi, ayrımcı ve ırkçı dili reddetmelidir. Leyla Şahin Usta gibilerin anlayışları ve kullandıkları zehirli dil, eşitlik ve özgürlük temelinde birlikte yaşamanın önündeki en büyük engeldir. Demokratik toplumu ve laik, demokratik bir Türkiye’yi inşa etmek için bu engel mutlaka aşılmalıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir