Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Ebru Timtik halkın yüreğinde, mücadelesinde yeniden doğuyor / Video

Adil yargılanma talebiyle 238 gündür ölüm orucunda olan avukat Ebru Timtik yaşamını yitirdi. Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından olan Ebru Timtik ve avukat arkadaşlarının suçları siyasi davalara girmek, toplumsal sorunlarla hem avukat hem insan olarak ilgilenmekti.

Suçları Manisa’da işkence gören gençlerin hakkını savunmak, Gezi direnişinde kaybettiğimiz gençlerimizin, Berkin Elvan’ımızın davasına sahip çıkmak, Soma’da yer altında madende göçük altında kalan işçilerin ailelerin haklarını aramaktı. Suçları, yalancı şahitlerle suçların yaratıldığı, olmayan örgüt suçlamasıyla muhalif kesimlerin içeri atıldığı hukuksuzluğun içerisinde hukuk mücadelesi vermekti. Suçları biat etmemek, direnmek, adalet, hak mücadelesinde ön saflarda olmaktı.

Bütün bunlar bir avukatın içeri atılması için yeterli sebeplerdi. İşte bu sebeplerden dolayı Halkın Hukuk Bürosu avukatları tutuklanıp cezaevi zindanlarına atıldılar. Ama suçlanma delillerini yeterli görmeyen mahkeme heyeti beraat kararı verir. Ama kan içiciler, hukukun üstünlüğüne inanmayanlar, yaratmış oldukları suçlu damagasıyla mahkeme heyetini degiştirip yeniden sözde yargılamayla avukatlara 10 sene ile 15 sene arasında ceza vermeyi uygun görürler.

Yapılan bu haksızlığa karşı çıkan avukatlar açlık grevine başlayıp bir süre sonra bazıları bırakıp Ebru Timtik ve yoldaşı Aytaç Ünsal açlık grevini ölüm orucuna çevirerek direnmeye, o kocaman yürekleriyle inandıkları değerler ugruna, sevdikleri halkı uğruna, mesleki sevdaları olan hak, hukuk, adalet uğruna bedenlerini 238 sürecek olan direnmeye yatırırlar.

Bir şey isterler ‘ yeniden yargılama’, adaletli yargılanma.

Ama hukukun bittiği, her şeyin tek adam istemi ile karar verildiği, mahkemelerin yanlı, adaletsiz kararlarıyla hukukun ayaklar altına alındığı bir zamanda bu seslerini duyan olmaz. Adli Tıbbın cezaevinde kalamazlar, serbest bırakılması gerekir raporuna rağmen, yapılan yargılamanın usulsüz, verilen kararların adaletsiz ve öç alırcasına verildiğini söyleyen uluslararası hukukçular ve Baroların haykırışları duyulmaz.

Kalemler kırılmış, ölüm fermanları verilmiştir bir kere.

Aynı Grup Yorum üyeleri Helin, İbrahim ve Mustafa’da olduğu gibi. Halkın evlatları bir kez daha göz göre talepleri duyulmaksızın ölüme terkedilmişlerdir. Ebru Timtik’in ölüm haberinin duyulmasıyla beraber ailesi, avukat arkadaşları, dostları hastanenin önünde beklerken polis cenazeyi aynı İbrahim’in cenazesinde olduğu gibi kaçırır. Karara tepki gösterenler ise vahşi polis saldırısına uğrarlar. Uzun direnmelerden sonra polis cenazeyi Gazi cemevine getirir yakınlarına teslim eder.

Dersim’in kızılbaş yiğit devrimci kızı inançlarına bağlı birisi olarak cenazesinin Gazi cemevinden kaldırılmasını, Gazi mezarlıgında yatan annesinin yanına sırlanmasını istemişti. Cüppelerini giymiş kadın avukatlar hak adalet hukuk için yeniden yargılama için, onuru için halkı için, inançları ve mücadelesi için bedeninini 238 gün ölüm orucuna yatıran ve bu uğurda başeğmeyerek canını veren meslektaşları, yoldaşlarının tabutunu omuzlayarak sır edilecegi toprak ananın koynuna, anacığının yanına sırlarlar sevgili Ebru Timtik’i…

Birileri tek adamın önünde cüppelerini iliklerlerken, halkın avukatları direnmeyi, bu uğurda canını veren arkadaşının tabutunu onurlu şekilde omuzlamanın hüznünü yaşarlar. Özel Harp metotlarını halkın üzerinde uygulayan mevcut iktidar halkın yiğit evlatlarına ölümü reva görüp kalemlerini kırarken Askeri üniformaları altında kızlarımıza tecavüz edenleri korumaya haklarında cezalar vermeyerek aynı suçlarını işlemeye devam etmelerini sağlamaktadırlar.

Bozkurt işareti yaparak benim arkam güçlü bana bir şey olmaz diyen Faşistlerin bu yaptıkları karşısında sessiz kalanlar, mafya babalarını, tecavüzcüleri, kadın katillerini, çocuk tecavüzcülerini serbest bırakanlar ne kadar halk düşmanıysa bunların bu yaptıkları karşısında sessiz kalanlar da bir o kadar suçlu deyilmi.

Sessiz kalmak onaylamak değilmidir.

Ebru Timtik’in mücadelesini görmemezlikten gelenler, sessiz kalanlar sosyal medyada ölüm orucu üzerinden ahkam kesmeye başladılar… Ebru Timtik’in ölüm haberinin alınmasından sonra sosyal medya kahramanları, ahkam kesenleri bedenini niçin ölüme yatırdı, ölüm orucu Alevilere has bir direniş biçimi değildir diyerek biat etmeyerek 238 gün direnen Ebru Timtik’in mücadelesini küçümseyen yazıları yazmaya vicdanları sızlamadan başladılar.

Türkiye ve Avrupa boyutuyla Alevi örgütleri bu direniş ve ölüm karşısında sessizliğe bürünüp tepkilerini ortaya koyamadılar, mücadeleyi sahiplenemediler. Geçmişte bazı Alevilerce söylenilen devrimcilerin cenazelerinin cemevlerinde ne işleri var anlayışı hortlayıvermiş gibiydi.

Oysa unuttukları içinde bulunduğumuz muharrem yasında adını sürekli söylediğimiz, direnişini örnek aldığımız Hüseyin’i duruş Yezite biat etmeyerek, onuru, şerefi, mazlumlar adına ölümü seçen bir duruş degilmiydi. O da inandığı değerler uğruna aile üyeleriyle beraber direnmenin yolunu seçerek bedeninin ölüme yatırmadımı.?

Katliam sonrası Zeynep Ana, Yezidin sarayına gidene kadar geçtikleri her yerde abisi Hüseyinin haklı davasını, kendilerine karşı yapılan insanlık dışı davranışı lanetleyip, öfkesini haykırmadımı?

Hallacı Mansur, Şeyh Bedrettin, Pir Sultan Abdal, onlarca, yüzlerce Alevi önderleri öleceklerinibile bile davalarını sahiplenmediler mi? Pir Sultan Abdal, kendisinden istenen Şah kelimesi geçmeyen üç deyişi söyleyip canını kurtarması dururken aksine içinden şah kelimesi geçen üç deyişi söyleyerek idam sehpasına çıkarak ulu Pir Sultan olmadı mı?

Devrimci önderlerimiz idealleri, inandıkları dava uğruna mücadele edip işkencelerde katledilip, darağaçlarında asılmadılar mı? Onlarda direnerek bile bile ölüme gitmek yerine, iktidarda olan sistemin kendileri hakkında verdikleri kararlara uyar yaşamlarını sürdürürlerdi.

Ne zamandan beri ölümleri, mücadeleleri ayırmaya başladık?

Aleviler ne zamandan beri ölümleri Alevi ölümü ya da değil diyerek ayırmaya başladılar. Mücadele biçimleri içinde bulunulan şartlara göre belirlenir. Biz Alevilere göre can kutsaldır, kutsal olan canın yaşatılması elbette önemlidir. Bence de ölüm oruçlarında çare aranmasından daha ziyade yaşanılarak mücadele edilmesi önemlidir. Ama kendi seçtikleri mücadele esnasında onlarla dayanışmada bulunmayarak, sesimizi birleştirip onların seslerine katarak daha gür çıkmasını sağlamayarak, sessiz kalarak ölüm fermanlarını onaylamadık mı?

Ne diyordu Ebru Timtik ölüm oruçları kararı hakkında: ‘Ölüm orucunu ben tercih etmedim.

‘Halkın avukatlarını ölüme sizin de dahil olduğunuz yargı sistemi mahkum etti. Mesleki ve siyasi olarak bizi öldürmek istediniz. Ben sadece bunun şekline karar verdim. Direnerek mi olacak, yoksa sessiz, sedasız mı…”

Acılarımızı, ölülerimizi, mücadelemizi, ağıtlarımızı öteleştirmeden birleştirerek bu gençlerimizin ölmelerinin önüne geçmek için birlik bayrağının etrafında kenetlenelim. Ölümlerin Alevisi, Sünnisi olamaz. Direnerek, biat etmeyerek, baş eğmeyerek, onuruna, inancına, davasına sahip çıkılarak yaşanılan ölüm bizler için kutsaldır.

Ebrumuzu halkımızın yüreğine gömdük ama diğer direnen halkın yiğit evladı Aytaç Ünsal’da 238 gündür direnmekte, aynı üzüntüyü onda da yaşayabiliriz.

Şu ana kadar onların mücadelesine sessiz kalanlar, ses vermeyenler bir kez daha güçlü olarak onların haklı davasının arkalarında oldugumuzu, adil yargılanma taleplerinin kabul edilerek yargılanma taleplerini destekledigimizi haykıralım.

Haykıralım ki Aytaç Ünsal yaşasın.

Haykıralım ki kutsal bildigimiz can yaşamdan koparılmasın.

Son söz olarak aynu Ebru Timtik gibi bedenini 238 gündür ölüm orucuna yatıran Aytaç Ünsal’ın sözüyle bitirmek en doğrusu. ‘Hakkını isteyen, adalet isteyen bir avukatı göz göre göre öldürdüler ama sen şimdi halkın yüreğinde doğuyorsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir