Alevilikte Ahlak: İkrarın Alevinde Arınmak
⌈Hasan Subaşı⌉
Ahlak, bireyin hem kendisiyle hem de toplumla kurduğu ilişkide belirli ilkeler doğrultusunda davranmasını sağlayan değerler sistemidir. Felsefi açıdan ahlak, “iyi” ve “kötü” olanı ayıran, insanın vicdani ve toplumsal sorumluluğunu düzenleyen normatif bir alandır. Ahlak aynı zamanda insanın içsel denetimidir; yasayla değil, iradeyle belirlenir. Sadece bireysel bir özellik değil, toplumun ruhunu ve ortak yaşam anlayışını da şekillendiren bir değerdir.
Bu tanımdan hareketle Alevilikte ahlakı anlamaya çalışmak, yalnızca bireysel davranışlara değil, bir inanç yolunun temel felsefesine nüfuz etmeyi gerektirir. Çünkü Alevilik, sadece ritüellerden ibaret bir inanç değil; baştan sona bir ahlaki varoluş biçimidir.
Alevilikte ahlak, yolun özü ve toplumun harcıdır. Bu ahlak, soyut kurallardan değil, ikrarla bağlılık altına alınmış bir yaşam biçiminden doğar. Alevi ahlakı; kişinin benliğini, çiğliğini, kibrini, bencilliğini aşarak toplumla hak temelli bir ilişki kurmasını sağlayan içsel bir dönüşüm sürecidir.
Alevi yoluna girmek, sadece bir inanca katılmak değil, dar meydanında “ölmeden evvel ölmeyi” kabul etmektir. Bu kabul, ikrarın temelidir. İkrar ise ahlaki dönüşümün eşiğidir. Çünkü ikrar, bir yönüyle de kişinin eline, beline, diline sahip olacağına dair verdiği sözdür. Bu söz, yalnızca bireysel davranışları değil, toplumsal ilişkilerdeki duruşu da belirler.
Alevilikte ahlak, kuru öğütlerle değil, hâl ile öğretilir. Bir kişi “yol talibi” olmak için meydana geldiğinde, ikrar vererek yalnızca pirine, anasına, mürşidine değil; toplumuna, yola ve evrensel insanlık değerlerine sadakat sözü verir. Bu söze sadık kalmak; rızasız lokma ve kul hakkı yememek, yalan ve iftiradan uzak durmak, mazlumdan yana olmak ve zalime karşı durmak gibi davranışlarla somutlaşır.
Alevi ahlakı, bireyin içindeki nefsani unsurlarla sürekli mücadele içinde olmasını gerekli kılar. “Benlikten kurtulup birliğe varmak” sadece içe dönük bir arınma değil, aynı zamanda eşitlikçi, paylaşımcı, adil bir toplumsal yaşamı kurma çabasıdır. Yani Alevilikte ahlak, içsel bir terbiyeden, kolektif bir düzenin inşasına uzanır.
Alevilikte ahlaki olgunluk, Dört Kapı Kırk Makam öğretisiyle tarif edilmiştir. Şeriat kapısından başlayan yolculuk, tarikat ve marifetle pişerek hakikat kapısında tamamlanır. Bu yolculuk, insanın içindeki kötülüklerle mücadelesini ve kamil insan olma çabasını içerir. Her makam, bir ahlaki olgunluğu temsil eder.
Bu öğretide riyakârlığa, gösterişe, bencilliğe yer yoktur. Bir lokmayı kırka bölmek, ahlaki paylaşımın sembolüdür. “Yarın yanağından gayrı her şeyin ortak olduğu” rızalık düzeni, sadece ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir düzendir. Burada sahip olmak değil, razı olmak esastır.
Alevilikte ahlak yalnızca bireyin değil, toplumun da sorumluluğudur. Cemlerde görülen, sorgulanan, eleştirilen ve rızalık alınan her şey, Alevi toplumunun ahlaki hafızasını oluşturur. Bu nedenle cem, bir ibadet olduğu kadar bir toplumsal denetim, sorgu, sual , paylaşım ve dayanışma alanıdır.
Mazlumdan yana olmak, zalime karşı durmak, kadın-erkek eşitliğini savunmak, savaş karşıtı olmak, ırkçılığa ve sömürüye karşı mücadele etmek; Aleviliğin ahlaki refleksleridir. Bu refleksler, Aleviliği sadece inançsal değil, etik-politik bir duruş haline getirir.
Alevilikte ahlak, “öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” anlayışıyla derinleşir. Bu anlayış, yalnızca bir inanca değil; yaşamın tüm alanlarına karşı sorumluluk taşımaktır. Pirine, anasına, mürşidine ,eşine, dostuna, örgütlü gücüne ve topluma verdiğin sözde durmak; ikrarın ahlaki yükünü taşımaktır.
Bu yük, bir zorunluluk değil, bir rızalık halidir. Zorla değil, bilerek, isteyerek ve severek yola girmektir. Bu nedenle Alevilikte ahlak, içsel bir denge, toplumsal bir adalet ve evrensel bir insanlık idealidir.
Alevi ahlakı yalnızca bireysel erdem değil; aynı zamanda yola ve kurumlarına bağlılık anlamına gelir. Pirini, anasını, rehberini, mürşidini bilmek; yolun yaşatıldığı ocaklara, dergahlara ve günümüzde bu işlevi sürdüren Alevi çatı kurumlarına, cemevlerine ve derneklere değer vermek ahlaki bir yükümlülüktür.
Bu kurumlara ve yol önderlerine düşmanca yaklaşmak, Alevi ahlakının temel direklerine saldırmak demektir. Alevilikte ahlak, geçmişiyle bağı koparılmış bir bireysellik değil; sürekten, erkândan ve rızalıktan doğan bir sorumluluktur. Pirinin, anasının kıymetini bilmeyen; dergâhını, ocağını inkâr eden, yoluna sahip çıkmayan biri, ahlaki anlamda da düşkünlüğe sürüklenmiş olur.
Alevilikte ahlak, toplumsal bir denetim mekanizmasıyla da sürdürülür. Bu mekanizmanın en önemli uygulamalarından biri düşkünlük kurumudur. Alevi toplumunda, yola verdiği ikrara aykırı davranan, toplumsal değerleri hiçe sayan, kul hakkı yiyen, yalan söyleyen, ahlaki yozlaşmaya düşen bir kişi düşkün ilan edilir.
Düşkün ilan edilen kişi, yol talipliğinden çıkarılır, toplumla olan ilişkisi askıya alınır. Bu kişi, düşkünler ocağına gönderilerek özünü dara çekmek, işlediği ahlaki kusurlarla yüzleşmek ve nefsiyle hesaplaşmak zorundadır. Eğer bu içsel arınma gerçekleşmezse, kişinin Alevi yoluyla bağı kesilir. Bu uygulama, yolun kendi içindeki adalet anlayışının, toplumsal ahlakın korunması için nasıl işlediğini gösterir.
Günümüzde kapitalist tüketim kültürü, bireyciliği ve çıkarcılığı yücelten anlayışıyla Alevi ahlakını tehdit etmektedir. Alevilik, rızalık düzenini, paylaşımı, dayanışmayı ve kamil insan olmayı esas alırken; modern sistem rekabeti, tahakkümü ve kazancı öne çıkarır. Bu çelişki, Alevi toplumunun genç kuşaklarında ahlaki erozyon yaratma riski taşıyor.
Ancak bu tehdit, aynı zamanda değerleri sahiplenmenin de sebebidir. Alevi ahlakı, sadece geleneği korumak değil; aynı zamanda mevcut sisteme karşı alternatif bir yaşam biçimi inşa etmektir.
Alevilikte ahlak, kişinin ömrü boyunca süren bir yeniden doğuş süreci olarak yaşanır. “Ölmeden evvel ölmek” ilkesi; kişinin içindeki kötü hasletlerden arınarak, kamil insana evrilmesini ifade eder. Bu süreç, sürekli bir nefis terbiyesi ve iç denetimle yürütülür. Yol pirlerinin “kendini bil, kendini tanı, kendini aş” diye öğütlemesi, bu ahlaki yeniden doğuşun özüdür.
Bu anlamda Alevilik, kimsenin doğuştan “iyi” ya da “kamil” olmadığı, ama herkesin bu yolda pişerek olgunlaşabileceğini kabul eder. Bu ahlaki süreç, bireyin sorumluluğu olduğu kadar toplumun da onu gözetme görevidir. Toplum, bireyin aynasıdır; birey ise toplumun vicdanıdır.
Alevilikte ahlak, ikrarla başlayan ama yaşamın her alanında sınanan bir yürüyüştür. Yol, bireyi nefsiyle baş başa bırakmaz; toplumun gözetimi, kurumların hafızası, pirlerin rehberliği ve Alevi yol değerlerinin ölçüsüyle onu sınar. Bu sınavdan geçen kişi, hem bireysel hem toplumsal düzeyde rızalık düzeninin taşıyıcısı olur.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler