Alevi Öğretisinde Barış Manifestosu: Rızalık Temelli Toplumsal Bir Ütopya
⌈Hüseyin AKKUŞ – Bağımsız Araştırmacı⌉
Öz
Bu makale, Alevi inanç ve yaşam felsefesinin barış kavrayışını tarihsel-sosyolojik ve politik-felsefi bir çerçevede ele almaktadır. Alevilikte barış, yalnızca silahlı çatışmanın sona ermesi ya da siyasal bir uzlaşma durumu olarak değil; rızalık, adalet, eşitlik ve özgürlük ilkeleri temelinde inşa edilen bütünlüklü bir toplumsal düzen tasarımı olarak kavranmaktadır. Çalışmada, savaş ve şiddetin tarihsel kökenleri, Türkiye bağlamında süreklilik kazanmış çatışma rejiminin toplumsal sonuçları ve bu sürecin Alevi toplumu üzerindeki etkileri tartışılmaktadır. Alevi öğretisinin merkezinde yer alan rızalık ilkesi, hegemonik iktidar ilişkilerine karşı etik-politik bir karşı duruş olarak değerlendirilmekte; bu ilkenin sunduğu toplumsal ütopyanın günümüz dünyasında barışın yeniden düşünülmesine nasıl katkı sunduğu analiz edilmektedir. Makale, Aleviliğin tarihsel deneyimlerinden süzülen bu yaklaşımın, evrensel ölçekte bir barış manifestosu niteliği taşıdığı savını ileri sürmektedir.
Anahtar Kelimeler: Alevilik, Barış, Rızalık, Politik Felsefe, Toplumsal Ütopya, İnanç ve Devlet
Giriş
Barış olgusu, modern siyasal düşüncede çoğu zaman savaşın yokluğu ya da silahlı çatışmanın askıya alınması şeklinde dar bir çerçevede ele alınmaktadır. Oysa tarihsel deneyimler, barışın salt negatif bir durumdan ibaret olmadığını; aksine toplumsal ilişkilerin hangi etik ve siyasal ilkeler üzerine kurulduğuyla doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir. Alevi inanç ve yaşam felsefesi, barışı bu geniş ve kurucu anlamıyla ele alan özgün bir düşünsel miras sunar.
Alevilik, tarihsel olarak baskı, dışlanma ve şiddet deneyimleri içinde şekillenmiş; bu deneyimler, öğretinin merkezine insanı, adaleti ve rızalığı yerleştiren bir dünya görüşünün oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu makale, Alevi düşüncesini yalnızca teolojik ya da folklorik bir alanla sınırlamadan; onu politik-felsefi bir barış kuramı olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışma, savaşın ve şiddetin yapısal nedenlerini irdelemekte; Alevi öğretisinin bu yapısallığa karşı geliştirdiği etik ve toplumsal karşı öneriyi görünür kılmayı hedeflemektedir.
Savaşın Yarattığı Yıkım ve Barışın Gerekliliği
İnsanlık tarihi, savaşların ve örgütlü şiddetin yarattığı derin acıların tanıklığıyla doludur. Savaşlar yalnızca maddi yıkımlara değil; aynı zamanda vicdani, ahlaki ve kültürel çöküntülere yol açmıştır. Toplumlar, bu yıkımların sonucunda, sorunların şiddet yoluyla değil barışçıl yöntemlerle çözülmesinin kaçınılmazlığını deneyimleyerek öğrenmiştir. Savaşın kazananı olarak görülen sınırlı güç odaklarının dışında, geniş halk kesimleri için savaş her zaman yoksullaşma, güvensizlik ve travma anlamına gelmiştir.
Türkiye’de yaklaşık kırk yıldır süregelen silahlı çatışma ortamı, on binlerce insanın yaşamını yitirmesine, yüz binlercesinin yerinden edilmesine ve toplumun tamamını etkileyen derin yaralara neden olmuştur. Bu sürecin ekonomik maliyeti kadar, toplumsal dokuda yarattığı kin, güvensizlik ve ahlaki aşınma da göz ardı edilemez. Gelinen noktada, bu çatışma sarmalının sürdürülemezliği hem devlet hem de toplum açısından açık hale gelmiş; barış arayışı bir tercih olmaktan ziyade zorunluluk haline dönüşmüştür.
Savaş ve Şiddetin Toplumsal Mağdurları
Savaş ve şiddet ortamları, toplumun tüm kesimlerini etkiler; ancak bu etkilenme eşit değildir. En ağır bedeli, çoğunlukla yoksul emekçi kesimler ve egemen kimlik dışında bırakılan topluluklar öder. Şiddet ortamları, emekçilerin hak arama mücadelelerini bastırırken, sömürü ilişkilerinin derinleşmesine de zemin hazırlar. Bu bağlamda, farklı kimliklere mensup topluluklar hem ekonomik hem de kültürel baskıların hedefi haline gelir.
Türkiye’de Aleviler, Kürtler ve Ermeniler, tarihsel olarak bu şiddet ve dışlanma politikalarının en ağır mağdurları arasında yer almıştır. Kimlikleri tanınmayan, inançları yok sayılan ve çoğu zaman “öteki” olarak kodlanan bu topluluklar için barış, soyut bir ideal değil; varoluşsal bir ihtiyaç olmuştur. Bu nedenle barış talebi, en güçlü biçimde bu kesimlerden yükselmiştir.
Aleviler: Savaş ve Şiddetin Dolaysız Mağdurları
Alevi toplumu, tarih boyunca hem siyasal iktidarların hem de egemen dini yorumların baskısına maruz kalmıştır. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden Cumhuriyet’e uzanan süreçte, Aleviler sık sık zorla asimilasyon politikalarıyla, katliamlarla ve sistematik dışlanmayla karşı karşıya kalmıştır. Yavuz Sultan Selim dönemindeki katliamlar, Alevi kolektif hafızasında derin izler bırakmış; bu kırılma, Aleviler ile merkezi iktidar arasındaki mesafenin kalıcılaşmasına neden olmuştur.
Tarihteki Alevi ayaklanmaları incelendiğinde, bu hareketlerin yağma ya da iktidarı ele geçirme amacı taşımadığı; aksine ağır vergiler, zorunlu iskân ve inanç baskısı altında yaşam mücadelesi veren köylü ve göçebe toplulukların direnişleri olduğu görülür. Horasan’dan Anadolu’ya taşınan bu direniş geleneği, Alevi toplumsal hafızasında adalet arayışıyla özdeşleşmiştir. Bu deneyimler, Alevi öğretisinde barışın neden merkezi bir değer haline geldiğini anlamak açısından belirleyicidir.
Barışın Anlamı ve Sınırları
Barış, Alevi düşüncesinde yalnızca silahların susması değildir. Egemenlerin dayattığı bir “itaat hali” barış olarak kabul edilmez. Gerçek barış, taraflar arasında hakların karşılıklı olarak tanındığı, adaletin ve eşitliğin tesis edildiği bir toplumsal düzenle mümkündür. Aksi durumda ortaya çıkan durum, geçici bir ateşkesten öteye geçmez.
Aleviler için barış, insanın onuruna yaraşır bir yaşamın güvence altına alınmasıdır. Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi gibi travmatik deneyimler, barışın yokluğunun nelere mal olduğunu somut biçimde göstermiştir. Bu nedenle Alevi toplumu, barışı tarihsel bir özlem ve etik bir zorunluluk olarak görür.
Rızalık Temelli Barış Ütopyası
Alevi öğretisinin merkezinde yer alan “rızalık” ilkesi, toplumsal barışın ahlaki temelini oluşturur. “Rızasız lokma yenmez” öğretisi, sömürüyü, zorla almayı ve başkasının hakkına el uzatmayı kesin biçimde reddeder. Bu anlayış, bireyler arası ilişkilerden toplumsal düzene kadar her alanda gönüllü birlikteliği ve karşılıklı onayı esas alır.
“Rıza Şehri” kavramıyla simgeleştirilen bu ütopya, eşitliğe, paylaşmaya ve sevgiye dayalı bir toplumsal tasarımı ifade eder. Hacı Bektaş Veli’nin “Yetmiş iki millete bir nazarla bak” sözü, bu tasarımın evrensel boyutunu ortaya koyar. Din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeyen bu bakış açısı, farklılıkları çatışma nedeni olmaktan çıkararak barışın temeline dönüştürür.
Devlet, İnanç ve Toplumsal Barış
Toplumsal barışın önündeki en büyük engellerden biri, devletin belirli bir inancı ya da inanç yorumunu topluma dayatmasıdır. Alevi öğretisi, inanç alanının özerkliğini savunur ve devletin bu alandan elini çekmesini talep eder. Evrensel laiklik ilkeleri, yalnızca inanç özgürlüğünün değil, aynı zamanda toplumsal barışın da güvencesidir.
Aleviler, kendi inançlarının tanınmasını ve eşit yurttaşlık temelinde kabul edilmesini istemektedir. Bu talep, başka inançların haklarını inkâr etmeden, herkes için özgür ve eşit bir yaşam alanı yaratmayı amaçlar. Devletin tarafsızlığı sağlanmadan kalıcı bir barış ortamının tesis edilmesi mümkün değildir.
Sonuç
Alevi inanç ve yaşam felsefesi, tarihsel deneyimlerin süzgecinden geçmiş güçlü bir barış öğretisi sunmaktadır. Rızalık ilkesine dayalı bu öğretinin sunduğu toplumsal ütopya, yalnızca Aleviler için değil, tüm insanlık için evrensel bir değer taşır. Günümüz dünyasında artan savaşlar, çatışmalar ve kutuplaşmalar karşısında Alevi öğretisinin barış, eşitlik ve gönüllü birliktelik vurgusu her zamankinden daha günceldir.
Toplumsal barış, ancak hakların tanındığı, adaletin tesis edildiği ve zorun dışlandığı bir düzende mümkündür. Alevi ütopyası, dünyayı bir “barış evreni”ne dönüştürmenin olanaklı olduğunu göstermekte; insanlığa bu yönde güçlü bir çağrı sunmaktadır.
Kaynakça
Birdoğan, N. (1995). Alevi İnanç ve Kültürü. İstanbul: Berfin Yayınları.
Bozkurt, F. (2005). Aleviliğin Toplumsal Boyutları. Ankara: Cem Yayınları.
İnalcık, H. (2009). Osmanlı’da Devlet, Hukuk ve Adalet. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.
Melikoff, I. (2011). Uyur İdik Uyardılar: Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları. İstanbul: Demos Yayınları.
Ocak, A. Y. (2010). Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi Temelleri. Ankara: İletişim Yayınları.
Yaman, A. (2014). Alevilikte Yol, Erkân ve Toplumsal Yapı. İstanbul: Can Yayınları.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler